We Need To Talk About Kevin/ Ayşe Kurt

reklam
01 Haziran 2020 0

İzleyenleri, asıl suçlunun kim olduğu konusunda tartışmaya sokan We Need To Talk About Kevin hakkında biraz konuşalım.

Başrollerinde Ezra Miller (Kevin) ve Tilda Swinton’ın (Eva) yer aldığı film bir anneyle çocuk arasındaki bağı anlatıyor. Eva karakteri, genç yaşında hamile kalarak bütün hayallerini, gelecek planlarını bir kenara koyarak bebeğini dünyaya getiriyor. Fakat Kevin ve Eva’nın ilk günden beri sağlıklı bir iletişim sağlayamamış olması gerginliğe ve kavgalara sebep oluyor.

Sürekli asabi davranıp annesine saygısızlık yapan Kevin mı suçlu, yoksa çocuğuyla doğduğu günden beri zıtlaşan Eva mı?

Toplumun öğrettiği etik kuralları yıkan, anneliğin aslında kutsal bir şey

olmadığını öğreten, “Bir annenin, kendi doğurduğu çocuğu sevmemesi mümkün mü?” sorusunu seyirciye sordurma cesaretini gösteren bu filmde; içgüdülerimiz bize Kevin’dan nefret etmemiz gerektiğini söylese de aslında anne şefkati

göremediği için çocuğun böyle davranışlar sergilediği gösteriliyor, böylece seyirci büyük bir duygu karmaşası içine giriyor.

En başından beri çocuk istemeyen Eva karakteri, doğurduğu çocuğu sevmek ve ona bakmak zorunda hissettiği için bakıyor. Fakat ona karşı her zaman agresif davranışlar sergileyen oğlu, Eva’nın sabrını zorlayabildiği kadar zorlamaya çalışıyor. Böylece ikili arasında bir inatlaşma başlıyor, bu inatlaşmayı Eva’nın

Kevin’a matematik öğretmeye çalıştığı sahneden anlayabiliriz. “Üçten sonra ne gelir?”

“Dokuz.”

“Yediden sonra ne gelir?” “Yetmiş bir.”

Eva’nın sorularına bilerek yanlış cevaplar veren Kevin, 1’den başlayarak 50’ye kadar durmadan sayarak ona öğreteceği şeyleri çoktan bildiğini gösteriyor ve Eva’yı sinirlendirmeye çalışıyor. Bu ukala davranış üzerine Eva da kağıda “52+16+48+32” işlemini yazarak, “Kendini çok akıllı sanıyorsun, al bakalım bunları topla.” diyerek çocukla -belki de farkında olmadan- yarışa giriyor.

Filmin günümüzde geçen sahnelerinde Eva, Kevin’ı devamlı bir şekilde ziyarete

gidiyor. Onu oğlu olarak kabul ettiği ve ondan vazgeçemediği için mi böyle yapıyor yoksa yaşanan şeylerden kendisini sorumlu tuttuğu ve vicdan azabı

çektiği için mi; yine seyirci sorgulama halinde buluyor kendini. Toplum

tarafından sürekli dışlanan anneyi izleyen seyirci Kevin’dan bir kez daha nefret ediyor. Fakat filmin gösterdiği şey farklı; öyleyse Kevin’ı bu hale getiren şey neydi, diye düşünmek gerekiyor…

Film, Kevin’ın psikolojik sorunları olan bir çocuk olduğunu bize göstermek için sürekli bu durumu ele alıyor fakat bu süreçte annenin yaptıklarını görmezden geliyoruz. Annenin de suçlu olabileceği aklımızın ucundan geçmiyor.

Filmde yaşanan felaketin tüm suçunu anne ya da oğula atmamak gerektiğini düşünüyorum. Mesela filmdeki baba karakteri… Anne ve Kevin arasındaki bu bariz itişmeyi öyle görmezden geliyor ki… Bir şeylerin farkına varıp sorunu çözmeye yönelselerdi korkunç olayların önüne geçilebilirdi, bunun için de Kevin hakkında konuşmaları gerekirdi.

Kitap uyarlaması olan 2011 yapımı bu filmde, başta Ezra Miller olmak üzere

Kevin’ı canlandıran bütün oyuncular çok iyi oynamışlar. Tilda Swinton da, diğer bütün filmlerinde olduğu gibi çok başarılıydı.

Film, anamorfik 35mm ile çekilmiş; merak edenler için Canon EOS 5D MkII

kulanılmış. Filmin sinematografisini, daha önce Atonement ve Avengers gibi filmleri de yönetmiş ünlü görüntü yönetmeni Seamus McGarvey üstlenmiş. Yönetmen film hakkında daha sonra şunları söylüyor;

“Lynne (yönetmen) filminin farklı görünmesini istedi. İnsanları kenarlara ittik ve aradaki boşluğu bir nesne gibi kullandık; böylece hiçliğin içinde neredeyse bir

elektrik oluştu.

Eva ve Franklin’in seviştiği, çok samimi geçmişe dönüş (flashback) sahneleri çektim. Tüm sahne pencerenin dışında yanıp sönen bir neon lambasıyla aydınlatılmıştı, odada başka ışık yoktu. Kamerayı test etmek için çekim öncesi denemeler yaptık Tilda ve John kostümlerini giydiler ve yağmurlu bir New York akşamında dışarı çıktık. Onları sokaktaki doğal ışıkla çektik ve bu hayatımda yaptığım en güzel çekim oldu!”

BENZER KONULAR
YORUM YAZ