Normalin Öteki Yüzü: Olağan Psikopatlar/ Çiğdem Aygün

reklam
01 Haziran 2020 0

İnsan doğası görünenin aksine onlarca karanlık özellikleri barındıran derin bir kuyu. Bu kuyuyu ne kadar kazarsak doğamızın ürkütücü, korkutucu yanı bir o kadar belirginleşiyor. İnsana ait bu korkutucu yanları da daha çok birtakım sapmalarda, bozukluklarda, toplumsal normlara aykırı davranışlarda görüyoruz. Psikopatolojinin eğildiği bu alanda çalışan Dr. Kevin Dutton baş rollerde toplumun en uç gruplarından biri olan psikopatların ve onlarla bazı ortak özellikler taşıyan “normal bireylerin” yer aldığı normali ve anormali yeniden sorgulatacak bir çalışmayla karşımızda.

 Yazar, Oxford Üniversitesi deneysel psikoloji departmanında araştırmacı psikolog olarak çalışan ve aynı zamanda Kraliyet Tıp Derneği ve Psikopati Bilimsel Araştırma Cemiyeti üyesi bir bilim insanı. Türkçeye çevrilen ilk kitabından biri olan ve orijinal ismi The Wisdom of Psychopaths(Psikopatların Bilgeliği) olan Olağan Psikopatlar ilk baskısını 2013’te yapmış ve 2019 yılında on üçüncü baskısıyla Domingo yayınlarından yeniden okurla buluşmuş. Kevin Dutton bu kitapta bizleri tehlikeli öznelerle tanıştırarak, okuduklarımızla sarsılacağımız bir yolculuğa çıkarıyor. Anormallerinekseninde normalin öteki yüzünü göreceğimiz bu okumada, iki kavramın ince bir çizgiyle birbirlerine ne kadar yakınlıkta durduğunu keşfedeceğiz.

DUYGUSUZ BİR BOŞLUK

Öncelikle kitaptan referansla psikopat kavramının bilimsel literatürde antisosyal kişilik bozukluğu ile eş anlamlı olduğunu belirtmek gerekir. Fakat Amerikan Psikiyatri Derneği’nin benimsediği resmi görüşün aksine birçok kuramcının bu görüşü kabul etmediğini ve iki grup arasında şiddete eğilim, suçun tekrarlanma oranları, duygu eksikliği gibi noktalarda farklılıkların olduğunu görüyoruz. Yazar; iki grup arasında asimetrik bir ilişki olduğunu, her psikopat bireyin antisosyal kişilik bozukluğu taşıdığını fakat antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerin ise sadece dörtte birinin psikopat olduğu gerçeğini çeşitli bilim insanlarının görüşlerine yer vererek belirtiyor.

Her ne kadar bu iki profil arasında örtüşen benzerlikler olsa da bu dörtte birlik kesimde duygu noksanlığının daha derin olduğu öne çıkan özelliklerden biri.  Çeşitli vaka ve istatistiklerle desteklenen bu tez konuya getirilen tartışmalar açısından önemli bir yerde duruyor.

KÖTÜLERİN SEÇKİNLERİ

Kitabın önemli bölümlerinden birisi şüphesiz Dr. Dutton’ın İngiltere’nin en yüksek güvenlikli akıl hastanelerinden biri olan Broadmoar’ a olan ziyareti. Dr. Dutton burada kriminal hikayelere sahip hastalarla yaptığı görüşmelerde psikopat bireylerin taşıdıkları acımasızlık, korkusuzluk, odaklanma, zihinsel sağlamlık gibi özelliklere mercek tutuyor ve bu bireylerin istediklerini elde etme becerilerini ve nasıl gözü kara olabileceklerini görmemize olanak sağlıyor. Ayrıca hastalardan birinin Dr. Dutton’a söylediği “biz kötülerin seçkinleriyiz, bizi yüceltme ama bizi insanlıktan çıkmış gibi de gösterme” sözleri de oldukça düşündürücü.

FONKSİYONEL PSİKOPAT

Psikopatların olağan olanları medyada, siyasette, iş dünyasında kısacası günlük hayatta sık sık karşılaştığımız profiller. Kitabın ana hatları da işte burada yükseliyor. Psikopati özelliklerin bu profillerde nasıl vücut bulduğu. Burası Dr. Dutton’ın üzerinde titizlikle yürüdüğü oldukça hassas bir zemin.

Yüzeysel cazibe, kendine aşırı değer biçme, manipülasyon, dürtüsellik, ayrıntılı hikâye uydurma, duygusal yoksunluk gibi çeşitli çekirdek psikopati özelliklerin iş dünyasında nasıl karizmatik olma, özgüven, etkileme becerisi, ikna edicilik, vizyon sahipliği, risk alma ve zor kararlar verebilme gibi birtakım liderlik özelliklerine karşılık gelebileceğini bu kısımda görüyoruz. Ayrıca uygulanan çeşitli ölçek ve envanterlerle Dr. Dutton kendi deyimiyle bazı yüksek oktanlı mesleklerin bir tür psikolojik biyopsisini ortaya koyuyor.

Kitapta çeşitli meslek gruplarından bireylerin taşıdığı psikopati özelliklere örnekler verilmiş. Mesleğinde yüksek başarı gösteren bomba imha uzmanlarını inceleyen bir Harvard araştırmasında; bu başarılı kişilerin yüksek konsantrasyon gerektiren çok daha tehlikeli görevlerde kalp atış hızlarının, alanda çalışan diğer kişilerle karşılaştırıldığında sabit kalmanın aksine yavaşladığı, soğukkanlı ve odaklanmış bir trans haline geçerek daha üst bir bilinç seviyesine ulaştıkları belirtiliyor. Bir örnek ise Londra’nın en başarılı risk sermayederlerinden biri olan Jon Moulton’a ait. Bir gazeteye verdiği röportajda kendisinin en değerli üç özelliklerinden birinin duyarsızlık olduğunu söylemesi ve sonrasında “duyarsızlığın en güzel tarafı başkaları uyuyamazken sizin uyumanızı sağlamasıdır” ifadesi.

Diğer taraftan NASA’nın zorlu astronot seçim kriterlerinde bazı psikopatik özelliklerin yer alması, ayrıca akupuntur alanında çalışan tıp uzmanları üzerinde vücudun çeşitli yerlerine iğne batırılışının izletildiği deneysel bir araştırmada; tıp uzmanlarının farklı alanlarda çalışan kişilere kıyasla beyinlerinde acı duygusunu işleyen kısımda hiçbir aktivitenin olmaması Dr. Dutton’un başta ifade ettiği olağan bireylerdeki psikopati özellikleri için oldukça güzel örnekler. Kitap bu küçük birkaç örnek dışında politikacılardan budist rahiplere kadar onlarca profile; sahip oldukları faydacılık, anı yaşama, üst düzey farkındalık ve odaklılık, cesaret gibi bazı psikopatik özellikler ekseninden bakıyor. Dr. Dutton bu özellikleri taşımanın bizi psikopat yapacağı gibi yüzeysel bir iddianın peşinde değil. Durumun bu kadar siyah ve beyaz olamayacağını ve bunun yanı sıra kişilik dolaplarımızda başka nelerin olduğuna bağlı olarak fotoğrafın değişeceğinin altını çiziyor.

Yazar, tüm bu psikopatik özelliklerin, insanoğlunun yeri geldiğinde görmeyi arzu etmediği karanlık yanlarının hangi noktalarda avantaja dönüştüğü ve fayda sağladığı gerçeğini birbirinden güzel örneklerle net bir şekilde ortaya koyuyor.

MODERN ÇAĞ PSİKOPATLIĞI

Yazarın oldukça dikkat çekici ve hassas olan böyle bir konuyu işlerken kullandığı bilimsel üslup ve titizlik takdire şayan. Kitapta vakalara getirilen yorumlardan ortaya koyulan tezlere kadar birçok  görüşe ; yapılan çeşitli ölçümler, beyin taramaları, kişilik envanterleri gibi  çalışmalar kaynaklık ediyor.

Kitabın önemli kısımlarından biri de bizlere şu tartışmayı sunması: Toplum gittikçe daha çok mu psikopatlaşıyor? Özellikle üzerinde durulan kısım ise yüzyıllar öncesinden bu yana içimizdeki öldürücü şiddet dürtüleri gerilemesine rağmen bireylerdeki narsist eğilimlerin artması, aç gözlülüğün ve yozlaşmanın temelinde yükselen büyük küresel krizler, ahlaki erdemlerin çözülüşü, hukuk, din, güvenlik vb kavramların çeşitli tehditlerle karşı karşıya kalması gibi bazı sorunların varlığı. Haliyle ulaştığımız bu sonuçlar da bizlerin, toplum olarak geldiğimiz noktayı sorgulamamıza neden oluyor. Asıl ve en tehlikeli olanın insanoğlunun bu karanlık gidişatı değil midir sorusunu akıllara getiriyor.

Özetle hem psikopat bireylerin korkusuz, soğuk psikolojilerine yakından bakmak, hem de  kriminal geçmişi olmayan ve ‘psikopatlığın bir nevi klinik belirti göstermeyen türü’nü incelemek ve bu kişilerin topluma yansımalarını görmek isteyenler için “Olağan Psikopatlar” zihinleri meşgul edecek başarılı bir çalışma.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ