Kuzeyin Venedik’i Saint Petersburg/ Şebnem Kocaoğlu

reklam
01 Mayıs 2020 0

Nevsky Sokağında yürürken Dostoyevski’nin yazdığı Öteki romanını hatırlıyorum. Kahramanımızı St. Petersburg sokaklarında yürürken, köprülerden kupa arabasıyla geçerken görüyorum. Bir ev toplantısında düzenlenen doğum günü partisinin önünden geçiyorum. Çalınan piyanonun sesi açık pencereden duyuluyor. Baltık Denizi kıyısında birçok kanalları ve köprüleri ile Rusya’nın kuzeybatısında bulunan bu şehirde gezerken geçmişe doğru bir kapıyı da aralıyorum. Omuzları açık, göğüs dekolteli giysileriyle balolarda dans eden, tiyatro, bale ve operaya giden soyluları görüyorum. Prensesler, kontesler tüm güzellikleriyle göz kamaştırıyorlar.

Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın dördüncü büyük şehri olan Saint Petersburg iki yüzyıl boyunca Çarlık Rusya’sının başkenti olmuş. 1703’te Rus Çarı Petro tarafından kurulmuş. Kültürel merkez oluşunun yanı sıra göz kamaştırıcı binalarıyla da bilinen bir müze şehri. Şehir UNESCO Dünya Mirası alanı olan Neva Nehri ve 42 ada üzerinde konumlanmış, 55 kanal ve 500’e yakın köprü ile Kuzeyin Venedik’i. Kanallar üzerinde gezerken gördüğümüz binalar bizi geçmişe götürüyor. Napolyon’a karşı direnmiş bir şehir Saint Petersburg, gururlu ve bir şiir kadar güzel.

Çar Büyük Petro’nun “Batıya açılan pencere” olması amacıyla 1703’te kurulan şehir, biraz Batı’dan, biraz Rusya’dan aldığı sanat, kültür ve mimariyle şekillenmiş. Her dönem edebiyat, müzik ve sanatın diğer dallarından yetenekleri de kendine çekmiş. Hermitage Müzesi, sarayları, pastel renkli barok ve rokoko binaları, altın kubbeleri ve göz alabildiğine uzanan geniş caddeleriyle şehir yalnızca üç yüz yaşında.

Bir kültür başkenti olan Saint Petersburg’da iki yüzden fazla müze var. Çariçe Katerina’nın kış sarayı olarak inşa edilen Hermitage Müzesi dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden biri. Dünyadaki en büyük resim koleksiyonunu da içermekte. Leonardo da Vinci’nin ünlü eserlerinden biri olan “Madonna ve Çocuk”u da burada görmek mümkün. Müze Raphael, Picasso, Rembrandt gibi sanatçılarınki de dahil üç milyondan fazla esere de ev sahipliği yapıyor. Her biri birbirinden farklı odalardan geçerken büyüleniyorsunuz, sonunda tavus kuşu saatin olduğu salona ulaşıyorsunuz. Müze, Rus İmparatorlarının eski ikametgahı olan Kış sarayı  da dahil olmak üzere altı tarihi yapıdan oluşan büyük bir komplekse sahip, tüm müzeyi gezmek için bir ay gerektiğini söylüyor rehberimiz. Buraya bir daha gelmeliyim.

Şehrin caddeleri, sokakları tertemiz. Nehir kenarında yürüyorum, Fabergé Müzesi’ne giriyorum. Biletimi alırken heyecanlıyım. Dünyanın en geniş Fabergé eserleri koleksiyonunu görüyorum. Rengârenk mücevherlere bakarken, birdenbire çok öncesine kayıyorum yılların. Bir Rus soylusuyum, boynumda bir Fabergé kristali ve bir balodayım. Üzerimde dekolte bir tuvalet, yelpazemi sallarken beni dansa kaldıracakları anı bekliyorum. Sonra müzik başlıyor ve ben salonda kayboluyorum.

Katerina’nın büyüleyen yazlık sarayı Peterhof’a deniz yoluyla ulaşıyoruz. Devasa fıskiyelerin süslediği kat kat süs havuzları bulunan muhteşem bir bahçe bizi karşılıyor. Fıskiyelerden akan su havayı serinletiyor, yazın sıcağı hissedilmiyor ve suyun sesi sizi dinlendiriyor. Gezmesi bir saati alan bahçede başka bir süs havuzu ve heykeller görüyoruz. Ağaçlar, çiçekler ve uzaktan görülen deniz. Her şey o kadar güzel ki büyüleniyoruz.

Akşam siyah elbisemi giydim ve incimi taktım. UNESCO Dünya Mirası Listesinde bulunan Alexandrinsky Tiyatrosu’na gidiyorum. Bir bale gösterisi izliyorum. Otelime dönerken mutluyum, büyülendim.

Ertesi gün  Ortodoks dünyasının en yüksek katedrali olan St. Isaac Katedrali’ne gidiyoruz. Katedralin tepesine 300 basamak çıkarak ulaşıyoruz. Muhteşem Neva Nehri Peter Paul Kalesi ve Hermitage Müzesi’ni görüyoruz, başımızı biraz çevirince de çatıları… Tüm binaların boyu eşit yükseklikte. Öğleden sonra nehirde gezintiye çıkıyoruz, bu müze şehrin görüntüsü bu bakış açısından da nefes kesici. Köprüler, yanımızdan geçen tekneler ve turistler.

Bir daha bu şehre geldiğimde beyaz gecelerde geleceğim. Güneş battıktan sonra hafif aydınlığın gün doğumuna kadar sürdüğü o zaman diliminde. Havanın tam olarak kararmadığı mayıs ayı sonundan haziran ayı sonuna kadar çünkü Saint Petersburg bir daha görülmeye değer.

Fotoğraf

BENZER KONULAR
YORUM YAZ