Kırılma Sesi/ Lale Emiroğlu

reklam
01 Mayıs 2020 0

Karga yerde yuvarlanan cevizin peşinden koşuyor iştahlı iştahlı. Cevizi tutuyor sonunda. Ağacın yüksek bir dalına konuyor. Cevizi ağzından aşağı bırakıyor. Aşağı uçuyor, cevizin yanına. Merakla izliyor Metin kargayı. Karga cevizi yine alıyor ağzına. Bu sefer daha yüksek bir dal seçiyor kendine. Atıyor cevizi aşağıya.  Yine aşağı uçup konuyor cevizin yanına. Üç dört sefer aynı şey… Metin meraklı, karga sabırlı, karga mücadeleci… Kaç sefer daha deneyecek karga bunu? Sonunda ceviz kırılıyor, karga ödülünü alıyor. Karga tuttuğunu koparıyor.

İşsiz güçsüz sokaklarda dolaşıp kargaları bile izleyecek vakit bulabilmek… Sahi bir işim de yok değil mi? Herif bağırdı, bağırdı… Bende ses yok. Kafam önümde, bakışlarım camda, ellerim birbirine kenetlenmiş. Bulutlar geziniyor gökyüzünde. Yüzüm kıpkırmızı… Bağırıyorum, küfrediyorum müdüre. Benim değil senin yüzünden o mallar depoda çürüdü, senin yüzünden Allah’ın cezası herif… İçimden diyorum bunların hepsini. Kendini savunmak yok, savaşmak yok. Karga mücadeleci… Sonuç mu? Sokaklardayım.  Kıramadığı cevizi kırmaya çalışan kargaları izliyorum.

Eylül güneşi bu kadar keskin olur mu hiç? Gözüne gözüne giriyor Metin’in. Güneş gözlüğü kullanmak lazım. Aylardır o karanlık ofiste güneş mi görmüştü, sokak mı görmüştü? Babamın güneş gözlüğü… Yerde arabalarımla oynuyorum. Her zamanki gibi kapıdan öfkeyle içeri giren babam, güneş gözlüğünü portmantoya doğru fırlatıyor. Arabalarımın önüne düşen gözlüğün kırılan sapı… Sen kırdın, diyor. Annem, hep yaptığı gibi sus, diye işaret ediyor. Ben yapmadım baba, niye susayım anne, diyorum içimden. Kimse duymuyor. Babam en sevdiğim sarı renkli spor arabamı çiğniyor hırsla.  Çatır çatır… Bakacak yer bulamıyorum. Hani insan nereye bakacağını bilemez ya öyle. Arabama baksam ağlayasım geliyor, babamın gözleri korkutuyor beni. Bulutlar… Gökyüzünde uçan balon misali gezinip duruyorlar. Tutunuyorum iplerine. Uzaklaşıyorum babamın korkutan bakışlarından.

Vitrinlere bakıyor öylesine. Bu senenin rengi mavi demek ki… Mavi rengi de hiç sevmem. Oysa erkeklere yakıştırırlar bu rengi. Nazan’ın üzerinde mor çiçekli mavi bir elbise vardı o gün. Hatırlamak ne kadar ağır bir yük. Kapıyı çarpıp gittiği gün… Nasıl hatırladım elbiseni Nazan? Hiç sevmezdim o elbiseni. Söylemediklerimden bu da sana. Sen hoşuna gitmeyen her şeyi söyledin ama bana tüm acımasızlığınla. Benim gibi bir halta yaramayan adamla yaşayamazmışsın. Parasız yaşam sürdürülmez tabii Nazan. Faturalar sonra… Benim gibi bir pısırıkla… Parmağını sallaya sallaya bağırdın, bağırdın. Yumruklarımı sıka sıka sustum. Susmasaydım, anneme “hayır” diyemediğim için evlendim seninle diyecektim… Gözlerin masmavi… Kaçırdım gözlerimi nefret dolu gözlerinden. Gümbür gümbür gök gürledi. Bulutlardan boşalan yağmura baktım. Sustun mu o an sesin gök gürültüsünde mi kayboldu? Unuttum. Unutmanın verdiği rahatlık… Merak ediyorsan eğer bir işte dikiş tutturamadım hâlâ Nazan.

Bir baktı ki apartmanın kapısına gelmiş. Kapının anahtarı nerede? Kapıyı annem açsa şimdi… Babamla karşılaşmak… Bu saatte ne işin var evde? Sorular, sorular… Hiç katlanamayacağını hissetti şimdi bunlara. Keşke taşınmasaydım yanlarına. Koskoca herif anasının babasının yanında… Oğlum Metin, hiç bozmayacaktın evini. Annesinin “Babanla baş edemiyorum oğlum. Bıktım vallahi” lerle başlayan ağlamaklı uzun konuşmaları… Anne, ben kendime bir yaşam kuracağım, diyemedim yine. Ne zaman olmaz dedim ki… Babama sesini çıkaramayan annem bana gelince aslan kesilir daima. İpleri verdim bir kere eline. Yurt dışına yüksek lisans yapmaya gitmeye hazırlanırken evli buldum ben kendimi. Gitseydim, gidebilme gücünü verseydin bana… Sen nasıl istiyorsan öyle olsun oğlum deseydin… Sus oğlum demeseydin… Sus Metin… Sus Metin… Nefes alamıyorum. Onlarca el boğazıma yapışmış gibi. Söyleyemediğim sözler yumruk yumruk boğazımda.

Basamadığı zilden çekti elini Metin. Cebini karıştırdı. Arabanın anahtarı… Buldum işte burada. Evin penceresine baktı. Babası perdenin arkasında… Bakışlarını hemen kaçırdı camın arkasındaki görüntüden. Bindi arabaya. Kontağı çevirirken annesinin sesi motorun sesinde boğuldu. Gökyüzüne baktı istemsizce. Bulutlar… Nereye gidiyorum ben? Gidebileceğim bir yer yok ki? Düşünme, düşünürsen gidemezsin oğlum. Gitmeye cesaret eden kendine bir yer bulur nasılsa. Elleri terden ıslak. Direksiyon sırılsıklam… Telefonum çalıyor. Annem… Açma, sakın açma.

 Yeterince uzaklaş mıydı acaba evden? Geri mi dönmeliydi yoksa? Evet, dönmeliydi. Altındaki araba babasınındı. O bile kendisinin değildi. Bugüne kadar üst baştan başka bir şey alabilmiş miydi kendine? Yooo! Babasına demeye kalkmıştı bir keresinde Nazan’dan ayrılıp eve döndükten sonra. Şu eski arabayı satalım. Yeni güzel bir araba alalım, üstünü ben öderim diye. Sen önce karnını doyur, demişti. Yine o bakışlar üzerine dikilmişti. Aşağılayıcı, kibirli, öfkeli… Vücudundan bir titreme geçti. En iyisi dönmekti belki de.

Arabayı kenara yanaştırmaya karar verdi. Ne zaman yandı bu kırmızı ışık? Hiç fark etmedi. Ani frenle gelen “güm” sesi… Koltuktan öne doğru hafifçe fırladı, vurmadı cama filan bir yerini. Allah’ın cezası herif, tam sırasıydı ya şimdi bunun. Vuran arabanın şoförü anında indi arabadan. Metin de indi mecburen. Çam yarması gibi bir adam. Dikildi Metin’in karşısına. Öyle ki nefesini hissedecek Metin adeta yüzünde. Bas bas bağırıyor herif. Ellerini sallaya sallaya ağzına geleni söylüyor. Arabayı kullanamıyorsam oturmayacakmışım direksiyona. Benim gibilere ehliyet verendeymiş kabahat. Zaten duruşumda meymenet yokmuş. Araya giren küfürler… Arkadan vuran sensin, kapat çeneni, terbiyesizlik etme, diyecekti. Demedi. Sustu Metin. Yumruklarını sıka sıka sustu. Bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Bulutlar… Yoktu bulutlar. Ağaçtan bir karga havalandı. Gagasının arasındaki ceviz… Metin’in önüne düştü. Ceviz kırıldı. Metin yumruk yaptığı elini herifin yüzüne patlattı. Metin’den bunu beklemeyen adam kendini toparlayamadan peşinden ikincisi, üçüncüsü… Adamın burnundan boşalan kanlar… Yere fırlayan güneş gözlüğü… Araya giren insanları fark etti. Savurduğu küfürleri kendi ağzından ilk defa duyuyordu Metin. Onu tutanların arasından sıyrıldı bir an. Son yumruğu da adamın arabasının camına patlattı. Camın çatırdama sesi… Bir araba camının kırılma sesi insanı bu kadar rahatlatabilir miydi? Elinden sızan kan bile ferahlatıcıydı.

Polis çağırdılar demek. Karakolda olduğuna göre… Elini de alçıya almışlar. Karşısında annesiyle babası… Ne kadar da masum duruyorlar değil mi? Annem ağlıyor bana bakıp bakıp. İkisi de bana bir şey söyleyemiyorlar. Avukat getirmişler bir de yanlarında. Lazım değil onların avukatı bana. Devletin atadığı avukat gelsin, diyorum. Gerek kalmıyor buna da. Adam benden ben adamdan şikâyetçi olmuyoruz sonunda. Çıkıyorum karakoldan. Bu kez karakolun kapısında bekliyor babasıyla annesi. Araba, diyecek oluyor babası. Sert ve öfkeli bakışlarımı bu kez ben çeviriyorum babama. Annesi sus diye işaret ediyor her zamanki tavrıyla. Anne yeter artık sen sus, diyorum. Gerçekten diyorum. Hem de bağırarak… Babama arabanın anahtarlarını veriyorum. Eve uğrar, eşyalarımı alırım. Ses yok, babası gözlerini ona dikemedi bu defa. Böyle mi yenişecektim seninle baba? Olsun. Geç kazanılmış bir galibiyetin mağrur komutanı… Sert adımlarla arkasını dönüp yürüyor.

Fotoğraf

BENZER KONULAR
YORUM YAZ