İtalya’nın Sanat Başkenti Floransa/ Şebnem Kocaoğlu

reklam
01 Mart 2020 0

Floransa’ya gelen turistlerden her ay en az biri ünlü Santa Maria Nuova Hatanesi’ne kaldırılıyormuş. Bazısı bir Rafael tablosu karşısında kendinden geçiyormuş; bir diğeri Caravaggio’nun bir eserinin karşısında yere yığılıyormuş. Büyük sanat eserleri karşısında transa geçtikleri düşünülen bu turistlerin Floransa’da sanat eserleri karşısında sergiledikleri bu durum dikkat çekici. Stendhal “ Milano’dan Calabria’ya Bir Yolculuk” adlı eserinde bu durumu incelemiş. Sonraları aynı topraklardan çıkmış korku filmlerinin unutulmaz yönetmeni Dairo Argento olaya eğilmiş ve “The Stendhal Syndrome” adlı bir film yapmıştı. Evet, Floransa daha çok buraya gelen insanların sanat ve romantizm adına bir şeyler bulabileceği bir şehir ve yaşadığınızı hissettirecek kadar büyüleyici.

Floransa kuzey İtalya’daki Toskana bölgesinin başkenti. Kısa bir dönem İtalya Krallığı’na başkentlik yapan şehir içinden geçen Arno nehri etrafında kurulmuş. Floransa sanat merkezi olmanın yanında İtalya’nın önemli ticaret merkezlerinden biri.

Floransa’da bulunan yapıların gece ışıklandırılmış görüntülerini görmek sizi romantizme sürüklerken; gündüz gezdiğiniz sanat galerileri ve müzelerin zihninizdeki imgeleri sizi bambaşka diyarlara götürür…

Mimari ve gastronomi düşkünlerine sonsuz seçenek sunan şehir, sanat merkezi olduğu kadar moda merkezi olarak da biliniyor.

Sanatçıların güzel eserler yaratması gibi moda merkezi de olan bu şehrin terzileri de sanat esri tadında kıyafetler yaratmakta; bu ruhu ve kültürü şehrin sokaklarında gezinirken gördüğünüz şık İtalyanlardan anlamak mümkün. Henüz markalaşmamış olan küçük butiklerde o kadar sıra dışı tasarımlar var ki herhangi bir dükkandaki bir ürünü başka dükkanda bulamazsınız. Çeşitli ürünler arasından seçim yapmakta zorlanırken Floransa’dan alışveriş yapmadan dönemeyeceğinizi ve alışverişinizi başka şehirlere bırakamayacağınızı anlarsınız. Özellikle değerli taş işçiliğiyle öne çıkan bu şehirdeki kuyumcularda değişik tasarımlarda yapılmış takılar bulmanız mümkün. Arno nehrinin en dar kısmında yer alan Ponte Vecchio 14. Yüzyılda tamamlanmış eski bir köprü. 16. Yüzyıldan bu yana köprünün kapalı kısmında bulunan kuyumcularda gezinirken gözünüze takılan bir tasarım sizi geçmişin gizemine götürür. Mağazaların üzerinde bulunan koridor Pitti Sarayı ile Uffizi Galerisi’ni birbirine bağlar. Sokaklardaki insanların şıklığı, elitliği size İtalya’da olduğunuzu hatırlatır. Dünyadaki en eski ve en ünlü sanat müzelerinden olan Uffizi Galerisi’nde Medici ailesinin sanat koleksiyonu sergilenir. Zengin resim, çizim ve baskı koleksiyonlarına sahip olan müzede Rönesansın değişik dönemlerine ait sanatçıların 4000’den fazla eserini görmek mümkün. 14. Yüzyıl Cimabue, Giotto, Simono Martini çalışmalarından , 15. Yüzyıl Leoanardo da Vinci, Boticelli, Della Francesca’nın eserleri ve Geç Dönem Rönesans’tan Rafaello, Michelangelo gibi sanatçıların eserleri bu müzede sergilenmekte .

İtalyan Rönesansı’nın doğum yeri olan Floransa İlahi Komedya’nın yazarı Dante, Rönesans hümanizmi için oldukça önemli olan Giovanni Boccaccio gibi idimlerin yaşadığı bir şehir…

Floransa’da Rönesans (1420-1500) orada yaşayan sanatçıların eserlerine de yansımış. Ünlü yazar ve şair Dante’ye ilham veren bu düşünsel kültürü onun eserlerinde bulmak mümkün. Her yeri tarih kokan bu şehir Leonardo da Vinci, Boticelli gibi sanat tarihine geçen isimlere de ev sahipliği yapmış. Meydan ve müzelerin girişlerini süslemiş olan heykellerin büyük bölümü Michelangelo’nun elinden çıkmış. 1560 yılında yapılan Uffizi Sanat Galerisi tam 15 yılda tamamlanmış. Burada Rönesans Dönemi başta olmak üzere, birçok dönemlere ait dünyaca ünlü sanatçıların eserlerini bulabilirsiniz. Mimar, mühendis, heykeltıraş ve şair olan Michelangelo, çağının tüm ihtişamını, trajedisini eserlerine yansıtan bir sanatçıydı ve sanatı evrensel bir dil olarak kullandı. Birkaç kuşaktan beri Floransa’da bankerlik yapan bir ailenin çocuğuydu. Lorenzo Medici yeteneğini sezerek onu koruması altına almıştı. Avrupa sanatını yönlendiren az sanatçıdan biri olmuş, çalışmalarıyla Barok sanatını hazırlamıştır. Roma’daki Sistine Şapeli’ni süslemesini dört yılda tamamlamıştı. Sistine Şapeli’ndeki “Son Yargı” adlı kıyamet konulu sunak resmi de yapıtlarından biridir.

Michelangelo 1501- 1504 yılları arasında Floransa’da kaldığında meşhur Davut Heykeli’ni yaptı. Mermerden yapılmış olan devasa heykeli taşıyan sağ bacaktır. Boyu 5.5 metre olan heykel Galleria del Academia’da bulunmakta. Kuvvet ve öfkeyi çağrıştıran Davut Heykeli çağdaşlarının gözünde özgürlüğün ve bağımsızlığın bekçisiydi. Floransa’nın bir kent devleti olmasına ve kentte geçerli olan vatandaşlık haklarına göndermede bulunuyordu. Bu heykelin bir kopyası da Signora Meydanı’nda. Kentin merkezindeki en önemli meydan olan Signora Meydanı’nda bulunan heykeller kenti bir açık hava müzesi haline getirmekte. Meydanın ortasında Neptün Çeşmesi ve havuzunun ortasında da mermerden yapılmış deniz tanrısı Neptün’ün heykeli, mermer atlar ve denizkızları var. Alanın ön tarafında Floransa Aslanı’nın heykeli, Donatello ve Michelangelo’nun heykelleri var. Giovanni Bologna’nın “Sabinli Kadınların Kaçırılışı” adlı heykeli eşsiz bir devinime sahip. Roma’nın kuruluşu esnasında Romalıların, evlenmek üzere bir festival esnasında Sabineli kadınları kaçırmasını konu edinmiştir. İçiçe geçmiş formlar ve karmaşık figür yorumuyla eseri ancak etrafını dolaşarak algılayabiliyorsunuz.

1520’li yıllarda Nicollo Machiavelli Floransa’nın tarihini kitaplarında anlattığı için şehrin tarihi çok iyi bilinmekte.Ünlü banker Medici ailesi şehrin düşünsel ve kültürel hayatını kuşaklar boyunca desteklemiştir. Cosimo dé Medici antik kitaplarla ilgilenen bir bilginler ekolü olarak “Eflatun Akademisiéni kurmuş; kentin nüfuzlu tabakasında eğitim ve güzel sanatlara ilgi moda haline gelmişti. Vitruvius ve Oklid’in eserlerini okuyorlar; geometri, şiir ve felsefe üzerine tartışmalara giriyorlardı.

Santa Marisa del Fiore, Duomo olarak bilinen Arnolfo di Cambio’nun gotik üslup ile tasarladığı katedralin sanat tarihi açısından önemi mimar Filippo Brunelleschi’nin 1436 yılında inşa ettirdiği kulesi. Bu kubbe Rönesans mimarlığının ilk örneği sayılabilir. Sekizgen bir kasnak üzerine sekizgen bir tonozun oturtulmasıyla oluşturulmuş kubbe Rönesansın en başarılı yapıtlarından biri olarak değerlendiriliyor. Duomo pembe, beyaz, yeşil mermerleriyle Duomo Meydanı’ndaki binalar arasında hemen dikkat çeker. Duomo’nun bir parçası sayılan Çan Kulesi ve hemen yanında bulunan Vaftizhane de şehrin simgelerinden.

Floransa’yı anlatırken Rönesans’ın meşhur ressamlarından söz etmemek olmaz. Bu sanatçıların en önemli eserleri Uffizi Galerisi’nde yer alıyor. Paul Ucello’nun San Marino Savaşı resmi Floransalıların 1432’deki zaferi üzerine Medici ailesi tarafından sipariş edilmiştir ve Medici Sarayı’nın büyük salonu için yapılan üç panodan biridir. Tablonun alt kısmında yerde yatan savaşçı figürü perspektif kısaltımla gösterilmiştir. Daha önce böyle bir figür çizilmemiş olduğundan sanat tarihi açısından çok önemlidir. Erken Rönesans’ın göreceli durağan resmi Boticelli’nin dans eden elflerinin çılgın kanat çırpışlarıyla hareketlenecek ve ressamlar o devirden sonra resim sanatının bir şartı olan renk, mekansallık, üç boyutluluk, ışık ve harekete hakim olacaklardı.

Boticelli’nin eseri ”köpüklerin içinden çıkan ve karaya vuran güzel Venüs” aynı zamanda Rönesans’ın en büyük hayalini, insanın antik çağın küllerinden yeniden doğuşunu da simgeliyor.

Bu dönüşüm aynı zamanda Erken Rönesans’tan Yüksek Rönesans’a geçişi de simgeler; bu da bizi Leonardo Vinci ile tanıştırır. “Venüs’ün Doğuşu”  Uffizi Galerisi’nde bulunur. Yapıtta tanrıça Venüs’ün bir deniz kabuğundan doğduğu ve çıplak güzelliği ile etrafındakileri büyülediği an resmedilir. Boticelli’nin Venüs tasviri, diğer sanatçılardan farklı olarak biraz erotiktir. Yunan mitolojisindeki Afrodit yani Venüs Boticelli’nin eserinde tanrısal bir alemden çıkarak karaya; gerçek hayata sürüklenmiştir.

Sanat tarihi ve mimari açıdan çok önemli olan ve Rönesans’ın tüm akımlarını görebileceğimiz Floransa’da Michelangelo tepesinden şehrin panoramasına muhakkak bakmalısınız. Bir şise Toscana şarabı ile Arno nehri kıyısında soluğu alırsanız; Ponte Vecchio’dan o eşsiz gece manzarasına dalar, gidersiniz.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ