Hüseyin Demir: “Dimitri, Efsunun son mektubunu okumak için gözyaşlarının gelmesini bekledi, gözyaşları onun ruhunu özgür bıraktı.”

reklam
01 Mart 2020 0
Söyleşi: Bayram Sarı

6 Eylül 1955 günü saat 13.00 haberlerinde radyolar: Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberini veriyordu. Tirajı yirmi bin civarında olan ve iktidarın sesi gibi davranan “İstanbul Ekspres” gazetesi 6 Eylül günü ikinci baskısını iki yüz doksan bin olarak yaptı. “Kıbrıs Türktür Derneği” tarafından tüm İstanbul’a dağıtılan gazete, beklenen ayaklanmayı başlattı. Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin liderliğinde gençlik örgütleri, meslek odaları, sendikalar ve derin devletin tetikçileri tarafından 6 Eylül akşamı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde o güne kadar görülmemiş yağma ve yıkım gerçekleşti! Ağustos ayının ortalarından itibaren, İstanbul’da yaşayan azınlıkların evlerinin kapılarına ve duvarlarına ‘Haç’ simgesi çizilmekteydi; bu tacizler, yağma ve yıkımın hazırlıklarının çok önceden başladığını göstermektedir. Azınlıkların yaşadığı mahallelerin ve evlerin yakınlarında, içlerinde sopalar, kürekler, kaynak makineleri, demir makaslar bulunan kamyonlar bekletilmekteydi.

Kurtuluş, Nişantaşı, İstinye, Yeniköy, Eminönü, Yedikule, Bakırköy, Fatih ve Eyüp’te azınlıkların ev ve işyerlerine saldırılar düzenlenir. Yağma Anadolu Yakası’nda Moda ve Adalar’da da etkili olur! Eli sopalı, baltalı yağmacılar dükkanları yıkarak, evlere girip eşyaları camlardan dışarı atar! Kilise ve mezarlıkları tahrip edip, din adamlarına saldırıp darp ederler. Tüm bu kıyım yaşanırken, güvenlik birimleri olayları sadece seyretmekle yetinecektir! 6-7 Eylül olaylarının bilançosu Fransız ve Alman Başkonsolosluklarının hazırladıkları raporlara göre: İkisi Ortodoks Papaz olmak üzere on altı kişi yaşamını kaybetmiş olup, yetmiş üç kilise, bir Havra, Sekiz Ayazma, iki Manastır, üç bin beş yüzü Rumlara ait olmak üzere beş bin ev ve işyeri tahrip edilmiştir.

6-7 Eylül olaylarının hemen öncesinde filizlenen Dimitri ve Efsun’un aşkını “Efsun’un Son Mektubu” romanının yazarı Hüseyin Demir ile konuştuk:

-“Efsun’un Son Mektubu” metninize, resmi tarihe aşkın penceresinden bir meydan okuma diyebilir miyiz?

Hayır, resmi tarihe bir meydan okuma değil. Burada Ülkenin resmi ve gayri resmi tarihinde yapılan yanlışlardan birini irdelemek ve periyodik aralıklarla zaman zaman tekrarlanan (Varlık Vergisi, Maraş olayları, 12 Eylül, Sivas olayları… v.s) bu yanlışların yenilenmemesi için bir belirleme diyebiliriz. Ayrıca bu tür uygulamaların Ülkeye ve insanına verdiği zararın ne kadar büyük ve telafi edilemez olduğunu vurgulamaktı.

-Neredeyse tabu olan bir konuyu metninizin tarihi atmosferi olarak kullanmışsınız; o döneme dair “hiç yazamayacağım” korkusunu yaşadığınız oldu mu?

Kitapta da belirttiğim gibi bireyler toplumlar ve devletlerinde geçmişleri ile iyisiyle de kötüsüyle de yüzleşmeleri gerekir. Özellikle kötü geçmişleriyle yüzleşmeliler. Hasbelkader bu yüzleşmeye vesile olmak istemişimdir. Vicdani olarak bunu bir görev bildim. Hiç yazamayacağım korkusundan ziyade zamanlamayı doğru yapmak kaygım olmuştur.

-Metninizde okurunuzu olayların peşinden soluksuz kalana kadar koşturmaktasınız; Dimitri ve Efsun’un görüşme süreleri kısıtlı olmalarına rağmen, birkaç mekanda oturuyorlar; İstiklal Caddesini geçip Karaköy’e ve Eminönü’ne geçiyorlar, burada da arkadaşları Yusuf ile bir mekanda sofra kurup konuşuyorlar; sonra tekrar İstiklal Caddesi, birkaç mekan vb. Metninizi ilk okuduğumda bu durumu kurgunuzun kusuru olarak görmüştüm. İkinci okumamda yanıldığımı gördüm, çünkü, 6-7 Eylül gibi saatli bir bomba sistem tarafından kurulmuştu ve kahramanlarınızın aşkı yaşamaları için asla yeterli vakitleri yoktu. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Evet belirttiğiniz gibi Efsun ve Dimitri’nin aşklarını yaşamaları için o kadar dar ve zor koşulları var ki, bu nedenle hayatlarının bu dönemini bu kadar hızlı ve tempolu yaşamışlar. İkisi de belki bilinç altında bir araya gelmenin zorluklarını bildiklerinden birlikte geçirdikleri zamanı dolu dolu yaşamak istediler.

-Okur, 6-7 Eylül olaylarında özellikte Rum topluma yönelik şiddet dalgası ile metninizdeki aşk öyküsüne karşı oluşturulan çevresel şiddeti nasıl anlamlandırmalıdır?

Toplumsal şiddet, bireysel varlığı tanımaz ve yok eder. Bireysel olarak sizin kurduğunuz ve oluşturduğunuz ortam ve olanaklarınız bu tür toplumsal bir olay esnasında bir anda yok edilir. 6-7 eylül olayları esnasında Efsun ve Dimitri’nin yalnız aşkları ve yaşamları yok edilmemiş ayrıca onlarca insanın hayatı da yok edilmiş. Ayrıca bin bir emekle yapılan binlerce ev iş yeri de yağmalanmış ve yok edilmiştir.

-Hem yazar, hem de mekan işletmecisi kimliğinizle metninizdeki olayların geçtiği siluete baktığınızda, dönüşen/dönüşmeyen, değişen/değişmeyen insanlar ve mekanlar hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Tabii ki yeryüzü değişim sistemiyle yürümektedir. Gönül isterki bu değişim ve dönüşüm iyi olan tarafa evrilsin. Maalesef günümüzde bu değişim ve dönüşüm ezici bir çoğunlukla kötü olan kısma evrilmektedir.

-Meydanların yok edildiği, tarihi binaların AVM’lere dönüştürüldüğü günümüzde Efsun son bir mektup yazabilseydi neler söylerdi ve mektubunu saklayabileceği bir yer bulabilir miydi?

Tarihin talan edilmesi kadar şehirlerin de talan edilmesi günümüzde çokta yadırganacak bir sonuç değildir. Dikey ve şuursuzca yükselen binalar, mantar gibi çoğalan içi kof AVM ler şehrin kalbine saplanmış mızraklar gibi ürkütücü durmaktadır. Efsun tabiî ki bir çok mektup yazardı, o kısacık yaşam diliminde de defalarca yazmıştı. Ama günümüzde kaç insan mektup yazmakta, örneğin soruyorum, en son ne zaman sevdiğiniz bir insana mektup yazdınız? Ve yazarken o hazzı yaşayabiliyoruz. Bana sorarsanız Efsun ve Dimitri’nin o kısacık birlikteliklerinde aldıkları duyguyu günümüzde tanımlamak mümkün değil.

-Emek Sineması, Suriye Pasajı, Lebon Pastanesi, Çiçek Pasajı, Rumeli Han, Hazzopulo Pasajı, Markiz Pastanesi, Pandeli Lokantası, Mısır Çarşısı, Kuru Kahveci Mehmet Efendi, Vefa Bozacısı, Kapalı Çarşı: Bu mekanlar metninizdeki olayların geçtiği yerler. Bu mekanların 1950’li yıllardaki müşteri profili nasıldı? Mekanlar arasında müşteri ayrımı mı var mıydı? 6-7 Eylül olaylarını, aslında bir kent kültürüne de yapılan kıyım olarak değerlendirmek mümkün mü?

Tam da öyle bir kent kültürü yok edildi! Düşünün bir defa takım elbiseniz olmadan Pera’ya çıkmamaya özen gösteriyorsunuz. Bir bayan tayyör elbisesi üzerinde olmadan, neredeyse imkansıza yakın İstiklal caddesine çıkmamaktadır. Eğer fötr şapkanız yoksa Markiz pastanesine girmekten imtina gösteriyorsunuz. Başta Markiz pastanesi olmak üzere hikayede adı geçen mekanların önemli bir bölümü şimdilerde gayri faal durumda ve şimdilerde çok zorunlu olmadan İstiklal caddesine çıkmak istemiyorum, inanın içim acıyor dişlerim sızlıyor. Bir kent ve kültürü nasıl aşağılanarak yağmalanıp yok edilir görerek ve yaşayarak şahit olmaktayız.

-Dimitri, Efsun’un mektubu okumak için hangi ortamı bekledi? Mektubun Kız Kulesi yalnızlığına büründüğü söylenebilir mi?

Dimitri, Efsunun son mektubunu okumak için gözyaşlarının gelmesini bekledi, gözyaşları onun ruhunu özgür bıraktı. Bunu Kız Kulesi’ni birlikte ziyaret ettiğimiz esnada daha iyi anladım.

-Gökkuşağını renklerine ayırmaya çalışanların başarılı olabileceklerini düşünüyor musunuz?

Gökkuşağının renklerini ayırmaya çalışanlar bir dönem bunu başardıklarını düşünebilirler ve öyle de görebilirler, ama doğa ve doğal seleksiyon her zaman üstün gelir. Bu nedenle, gökkuşağının renklerini asla ayıramazlar.

Efsun’un Son Mektubu Romanından Alıntı:
Dimitri Amca, hepsinin merakla hatta biraz da endişeyle öğrenmeyi bekledikleri hikayesini anlatmaya koyuldu. Çocukların daha fazla gerilmesini beklemiyordu, “Anlatayım, 6-7 Eylül Olaylarını bilir misiniz?” Hüseyin, “Bilmez miyiz!” diye atıldı, “6-7 Eylül Olayları, bu topraklarda yaşanmış en acı, karanlık ve bir o kadar yüz kızartıcı, ülke insanlarını rencide edici olaylardan biridir!” Ve hemen ekledi, “Aynı 12 Eylül gibi, Maraş Olayları gibi.”

BENZER KONULAR
YORUM YAZ