Horoz Oldu/Öykü/Demet Özdemir

reklam
16 Haziran 2020 0

Ah komşum, gecenin bir yarısı kapı çaldığında derin uykulardaydım. Üstelik rüya görüyordum. Rüyamda Mehmet’im, canımın içi oğlum, karşımda dikiliyor. Gözleri ölü balık gibi, üzerinde sabah kolalayıp ütülediğim mis gibi sabun kokan beyaz gömleği. Önü al kan. Kanı görünce içim bir rahatladı. Bilirsin, kan görünce rüya bozulur derler. Tam o sırada aşağı kattan sesler yükselmez mi? Rüyada mıyım, gerçekten kapı mı çalıyor anlayamadım. Kapı ziline yumruklar eşlik etmeye başladı, ardından açın kapıyı polis, diye bağırınca birileri…İşte o an gerçeğe döndüm. Elim hızla atan kalbimin üzerinde kaldı, sağ yanımda kütük gibi uyuyan Recep’e baktım. Ses kesilmiyor, Recep horluyor… Tüm bunlar rüya değil gerçeğin ta kendisi.        Üzerimden yorganı aşırıp “Recep Bey, kalk duymuyor musun? Kapı çalıyor, dedim. Tık yok! Kime diyorum. Bak oralı oluyor mu huuu” diyerek yataktan fırladım. İçeri sızan sokak lambasının ölgün ışığında el yordamıyla hırkamı, sırtıma geçiriverdim. Çıplak ayak terliklerimi ararken taban tahtasının soğukluğu tenime değince ürperdim. Sesler, kesilmek şöyle dursun şiddeti giderek arttı. “Geldim geldim, patladınız mı? Kapıyı kıracaksınız ayol” diye feryadı bastım. Bir görsen merdivenleri nasıl iniyorum. Bir taraftan da elektrik düğmelerine basmayı ihmal etmiyorum. Recep Bey, inerken düşmesin diye. Ay! bilirsin onu düşünmeden yapamam. Gözünde tavuk karası var. Allah muhafaza düşüverir de… Tövbe…  Ne diyordum? Hah, dakikalar içinde sofadayım. Arkama bakıyorum Recep Bey ortalarda yok. Hızla koşarken ayağım halıya takılmaz mı? Dengemi kaybettim, az kaldı yere yapışıyordum. Bir bu eksikti. Elim kapının kolunda öfkeyle söyleniyorum, “Kırdınız kapıyı be. Nedir derdiniz?” Çatallaşmış sesim kulağıma yabancı geliyor, konuşan sanki ben değilim. Karşımda ikisi üniformalı; diğerleri sivil giysili üç beş adam. En arkada da kadın; kısa saçlı, kısa boylu, oğlan çocuğu gibi bir şey. Adamlar sanki korumaya almış. Önünde etten bir duvar. Erkek siperliği diyorum içimden, nereden aklıma geldiyse, hem de bu kargaşanın içinde. En öndeki insan irisinin tok sesi ile kendime geliverdim. “Mehmet Bayyurt evde mi? Onun için geldik teyze hanım” diyor, boru gibi sesiyle. Aman hoş geldiniz. Dik dik baktım oğlana. Mehmet’ten beş bilemedin altı yaş büyük, genç, delişmen bir şey. Tersleniyorum. Mehmet’in evini biliyorlar ama evde olup olmadığından haberleri yok. Tabi ki evde, bu saatte onun yaşındaki bir çocuk nerede olacak? Arkama kaçamak bir bakış attım. Yok! Recep Bey halen ortalarda yok. Kapıdakilerin ardından dışarıya şöyle bir baktım. Sıkı sıkıya örtülmüş perdelerin ardından bizi evi gözlüyor komşular. Meraklandılar tabi.  Geçenlerde güne gitmiştik ya, Aysel’e, sen gelememiştin hani, orada anlattıydılar. Gece yarısı evlere baskın yapıp siyasi dedikleri meselelerden gencecik çocukları alıyorlarmış. Bitli bakkalın küçük oğlu, kahveci Reşat’ın oğlanlar, hem de ikisi birden, öğretmen Hayri beyin kızı… Bir bir toplamışlar. Kimi hâlâ içerde. Giden geri gelmiyor anlayacağın. Öyle korktum ki. Ne üzülmüştür anaları. Üzülmez mi hiç? Sen yeme yedir, giyme giydir; okut, o devlete karşı gelsin. Çoğu suçlu değilmiş, laf. Olmasalar dönerlerdi evlerine. Yok, bizim oğlanın işi olmaz öyle şeylerle. Devletine milletine pek bağlıdır. Hem üniversitede bile değil, o işlere karışsın. Karışmaz benim oğlum. Karışmaz değil mi? Gerçi geçenlerde odasını toplarken yatağın altında bir kitap buldum. Adı çelik miydi? Çeliğe su mu vermekti? Neyse ne, canım. Zaten okumamda kıt benim. Sordum arkadaşın kitabı ben de kalmış, dedi. Ondan olmasın bu tantana. Yok ondan değildir? Hem o, okuldan eve evden okula, biliyorsun ders çalışmaya da arada bir arkadaşlarına gider. Alt sokaktaki kahveye bile uğramışlığı yok oğlanın. Yine de komşu anlatınca korktum, bir huzursuzluk aldı o günden beri beni. Böyle karışık rüyalar görmemin sebebi budur. Şimdi bir de kapımızda polisler. Allah saklasın.

            Beyaz pazen geceliğimle kapıya gerildim. Üzerime bir cesaret geldi ki sorma. Ne yapacaksınız Mehmet’i, dedim. Ne yapmış ki benim oğlum? Teyze hanım, arama emrimiz var, kendi gelmezse zorla alırız, dedi insan irisi oğlan. Ne zorlası, nereye alıyormuşsunuz? Recep Bey hala ortalarda yok. Ben, kapıda bembeyaz, tüm analığımla direniyorum. “Ne diyorsun oğlum sen ne alması, kimi kimin evinden alıyorsunuz?” En öndeki delişmen üzerime doğru hamle yaptı. Sanırsın devirip geçecek. O an iyice anladım.  Mehmet’i alacaklar. Kalbim sıkıştı, nefes alamaz oldum. Duvardaki boy aynasına gözüm takıldı pek bir heybetliyim ama üzerimdeki gecelik kadar da beyazım, belki daha fazla. Delişmen olan tam bir hamle daha yapacakken, ondan kıdemli olduğu belli olan sıska, kelce bir adam yetişti, “Dur, korkutmayalım teyzeyi” diyerek omuzundan tuttuğu gibi geri çekti. Oğlanın dişlerinin arasından tıslar gibi, “ama amirim,” dediğini duydum. Delişmenin sinirlendiği belli. Genç çocuk, emri almış tabi tek derdi gidip Mehmet’i almak. Sanki madalya takacaklar. Neyse ne, umurumda değil. Amir bir anda oradaki en sevimli insan haline geliverdi gözümde. Ama kısa sürdü sevgim. Amir, hiç vakit kaybetmeden, kelimelerin üzerine basa basa devam etti, ipin ucunu bıraktığı falan yok. “Teyzeciğim. Bir anda teyze hanımdan teyzeciğime terfi ettim. İyi mi? Koskoca devletin teyzeciği oluverdim.  Ne bu samimiyet ayol, hem ben senin nereden teyzen oluyorum, demek istedim ama sustum, Mehmet’in, Mehmet’imin hatırına. Kel amir vakit kaybetmeden devam etti. Senin oğlanla biraz konuşacağız. Burada olmaz tabi, merkeze gitmemiz lazım. Bak, senin dediğin gibi bir suçu yoksa yarın evinde uyur yine. “Doğru,” dedi içimden bir ses. Bir suçu yok benim oğlumun bir yanlış anlama olmalı. İçimdeki diğer ses kulağıma haince fısıldadı, “Giden geri gelmiyor, ne fidanlar soldu böyle ellerinde.” Bir suçu yoksa niye alıyorsunuz çocuğu, deyiverdim. Yürek yemiş gibiydim. “Hah ben de onu diyorum. Bir suçu yoksa korkacak bir şey de yok. Alın teyzeyi kenara” dedi. Teyze hanım, teyzeciğim… Artık sabrı kalmamış olmalı ki bir anda teyzeye dönüşüverdim. O sırada ardımda Recep Bey belirdi. Neredeydi bu adam onca patırtı koparken? Yüzü sakince yani az önce telaşlıymış da yeni sakinlemiş gibi, ama yataktan yeni kalkmış gibi değil. Tanırım ben kocamı. Beni az önce boyumu posumu bir iyice gördüğüm aynaya doğru ittirdi. Sen dur hanım, kadın aklınla, dedi. Hah, yerim senin kadın aklını! Ben burada aslanlar gibi savaşırken sen neredeydin, diyemedim tabi. Yüzünde garip bir ifade. Kadın aklımı alıp kenara çekildim. Bazen iyidir koca lafı dinlemek ama bazen. Bakalım ne yumurtlayacak bizimki?

            “Amirim” dedi, patırtıyı duyunca bir telaş aşağıya ineyim dedim. Benim uykum ağır biraz geç duydum. Hanım çoktan inmiş. İşittim ki oğlanı almaya gelmişsiniz, odasına vardım. Alıp getireyim dedim ama baktım odasında yok.” Recep Bey daha lafını tamamlamadan bir patırtı koptu ki sorma komşucuğum. Kapıdaki onca insan evin içine sökün etti. Yüreğim, ellerimde bir kuş, tir tir titredim. Recep’ten yana döndüm bizimki fazlaca sakin. Bir şey diyecek oldum… Sol elinin işaret parmağını dudaklarına götürdü. Sustum. O sırada az evvelki anlayışlı amir geldi dikildi karşımıza. “Bey amca bak, oğlunu koruyorsun anlıyorum. Benim de çocuklarım var.” Ay ne hoş, çocukları varmış. Senin de gecenin bir vakti kapına dikilsinler, görürüm o zaman bu anlayışlı halinden eser kalıyor mu? Ben içimde onunla didişirken o devam etti. “Saklamak daha büyük kötülük kaçak mı olsun oğlun? Hem de bu yaşında. Bak bir bildiğin varsa söyle zaten suçu yoksa çıkar ortaya. Hem devletten büyük değilsin ya bulunur elbet.” Recep Bey’in yüzü sarardı birden. O gözünü budaktan sakınmayan aslan gibi adamın omuzları çökmüş küçülmüş gibi geldi. Yağma yok hemen toparladı kendini. Amirin gözlerinin içine baka baka, “Valla bir bildiğim yok amirim, oğlan odasında yok işte” dedi. Aradılar komşum, bütün evi aradılar. Her yastık altına, kapı ardına baktılar. Mehmet sahiden yoktu. Buhar olup uçmadı ya bu çocuk. Odasında olduğuna yemin edebilirdim. Yanlış mı gördüm acaba, yok. Akşam kapıyı ben açtım içeriye ben aldım oğlanı adım gibi eminim. Evin altını üstüne getirdiler. Yatağının altından birkaç kitap çıkardılar. Amir, “Alın” dedi. Ne ki onlar? İzin bile istemediler. Sonra önde amir, arkasında delişmen en arkada o ufak tefek erkek saçlı kadın mahallelinin meraklı bakışları arasında tehditler savurarak gittiler. Dakikalar içinde herkes evine çekildi. Bir başımıza öylece kaldık Recep Bey’le kapı aralığında. Benim ana elim böğrümde usulca “Oğlan nerde?” dedim. “Horoz oldu,” dedi Recep Bey, damdan uçtu gitti.

Demet Özdemir

Avatar
demet özdemir Diğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ