Hamamböceği/Öykü/Salpi Özgür

reklam
15 Haziran 2020 0

Karanlığın ortasında tek başımayım. Birden az ileriye ışık vuruyor. Masmavi, tertemiz bir ışık. Fark ediyorum ki, göğsüm böceklerle dolu. Çok korkuyorum. Ellerimle derimi yarıp onları özgür bırakmak istiyorum. Böcekler tüm vücudumda geziniyorlar, İlkin karnımda toplanıyorlar. Oradan vücuduma yayılıyorlar. Sonra da dışarıya açılan yolu buluyorlar. İçimden çıkıp o ışığın altında toplanıyorlar. Orada bir şeye dönüşüyorlar. Bir figür. Sanki tanıyorum onu. Böceklerden bir kadın bu, üstüne ışık vuruyor. Anlamlandıramıyorum. Daha çok korkuyorum.

Uyanır uyanmaz kendimi şöyle bir yokluyorum. Uzun yıllardır kullanılmaktan sararmış, ilk alındığında bembeyaz olduğunu anımsadığım çarşafın üzerinde bir şeyin hareket ettiğini sanıyorum. Hiçbir şey yok. Odanın loş ışığında, mavi duvarların aşina olmadığım şeylerle kaplı olduğunu fark ediyorum. “Şeyler”… Eskiden bu duvarlarda posterler asılıydı, sonraları fotoğraflar, anılar, hatta bir zamanlar antika pazarından alınma bir gece lambası bile asılıydı sanırım. Şimdiyse sadece ‘’şeyler’   var.

Uyku mahmurluğuyla çarşafı ve uyurken üstümden attığım yorganı yokluyorum. Eski bir reçeteyle alındığından çok iyi göstermeyen gözlüğümü takıp öylece etrafa bakınıyorum. Böceklerimden iz yok, öyleyse belki de gerçek değiller, ama ben bir süredir koşuyormuşum da nefessiz kalmışım gibi hissediyorum. Sanki tanıyorum rüyamdaki figürü. Ciğerlerim göğsüme fazla geliyor. Su içiyorum, kana kana, âdet yerini bulsun diye. Gördüğüm kabusa biraz endişeleniyorum. Böyle zamanlarda rüyaları suya anlatmak gerektiğini söylerdi teyzem. Kimseye anlatmıyorum. Koridorda yankılanan sese kulak tıkıyorum. Ses anneme ait. Kim bilir gecenin bu saati nereden döndü de evin içinde geziniyor. Geceleri bu saatte evin içinde gezinmediği bir zamanı anımsamaya çalışıyorum. Olmuyor. Hiç olmadı. Bu sırada, adımları uzaklaşıyor, koridor yeniden sessizleşiyor. Üstümden bir yük kalkıyor sanki. Adımların uzaklaşmasıyla birlikte az evvel istemsizce kasılan vücudum rahatlıyor. Başka bir yerde daha huzurlu uykular uyuyabilmek mümkündür belki. Yeniden uykuya dalmadan önce son bir kez etrafı kolaçan ediyorum. Benden ve uykusu bölündüğü için asabiyetle bana bakan kedimden başka kimse yok. Yeniden uykuya dalıyorum. Sabah olduğunda, kâbusum anlamını yitiriyor ya da ben öyle umuyorum. Uyku mahmuru yüzümü yıkamaya gittiğimde aynanın kenarındaki çatlağı fark ediyorum. Hemen üzerinde de bir hamam böceği dolanıp duruyor. Anneannem olsa terliği basardı hemen. Tiksinç. Çıkıyorum, yüzümü kurulayamadan. Koridor da bir garip sanki, yoksa bana mı öyle geliyor. Yoo, basbayağı uzamış bu koridor. Duvarların da rengi değişmiş gibi. Peki ya bu lekeler bunlar neyin nesi? Acaba annem dün gece ne yaptı da ev bu hale geldi? Kahvaltı edeyim de çaresine bakarız. Annem evde mi acaba? Bu saatte evde olmaz ama bir ses var. Nereden geliyor ki? Mutfaktan herhalde. Teyzem uğramış olabilir. Nasılsa anahtar da var onda. Hem gündüz gözü hırsız girecek değil ya. Zaten kapı da kapalı. Hem hırsız olsa bile mutfakta ne işi var?

 Kendi kendimi ikna etmenin verdiği özgüvenle mutfağa gidiyorum. Mutfağa girmemle çığlığı basmam bir oluyor. Dev bir hamam böceği yemek pişiriyor. Kapıya koşuyorum. Kilitli. Bu sefer koşuyorum pencereye. Panjurlar kapalı. Bu sırada hamam böceği peşimden geliyor. Kulakları sağır eden bir ses çıkartıyor. Koltuğu üstüne itmeye çalışıyorum. Bağırıyorum. Belki komşular duyar da gelir diye. Hayır bu apartmanda kimse mi yaşamıyor canım? Hamam böceği sinirleniyor ya da alınıyor. Bilemiyorum. Üzülmüş gibi mutfağa geri gidiyor. Görüntüsü, arkadan daha da mide bulandırıcı. Tüylerim diken diken mutfağın önünden geçmeye korkuyorum. Birkaç saate kadar annem gelir. O zamana kadar idare etsem yeter herhalde. Ağır adımlarla odama gitmeliyim. Tamam. Derin derin nefes alıyorum. Her ihtimale karşı salondaki gümüş şamdanı elime alıp odama doğru ağır adımlarla yürümeye başlıyorum. Tam mutfağın önünden geçerken hamam böceği bir çatal ve bir tabak peynirli börekle önüme fırlıyor. O korkuyla elimdeki şamdanı kafasına geçirmiş bulunuyorum. Yine aynı sağır edici sesi çıkartıyor ama çabucak kendine geliyor. Elindeki tabağı bana uzatıyor. Hamam böceği bana peynirli börek yapmış. Yemezsem darılır mı? Darılırsa bana bir şey yapar mı? Allahım kafayı mı yiyorum? Hamam böceği bana peynirli börek yapmış. Gerçi acıkmıştım ama börek pek güzel olmamış. Neyse, bir hamam böceğine göre iyi yine de. Yemek yerken beni izlemesi biraz korkutucu tabii. Hâlâ rüyada mıyım yoksa.? Yok, değilim. Keşke rüyada olsam. Ben böreği mideye indirirken her taraftan irili ufaklı hamam böcekleri eve doluşuyor. Bunlar büyük hamam böceğinin dostları besbelli. Bir iki tanesi bana doğru gelince terliği basacak gibi oluyorum, tam o anda büyük hamam böceği öyle bir ses çıkartıyor ki bu sefer korkudan altıma kaçırıyorum. Can havliyle kendimi odama atıp kilitliyorum kapıyı. Hiçbir şeyin farkında olmayan kedim sere serpe yatağımda yatıyor. Sanki onu sakinleştirmek istiyormuş gibi başını okşayıp ‘‘Geçti, geçti’’ diye tekrarlıyorum kendi kendime. Her şey o kadar hızlı oluyor ki, şoka bile giremiyorum. Bu arada dev hamam böceği üstüme küçük hamam böceklerini gönderiyor. Üstelik kapının altından odaya girip tek vücut oluyor, dev hamam böceklerine dönüşüyorlar. Önce en büyüklerini gebertiyorum bir güzelce. Artık tiksinmiyorum. Elimi kirletmenin vakti gelmiş. Ardından kapının altını battaniyeydi, kartondu, o sırada bulabildiğim  ne varsa onlarla kapatıp bantlıyorum. Cam kenarlarına da  elektrik bandı çekiyorum. Sonunda güvendeyim. Şimdi annemi arayacağım, sonra da polisi! Delirdiğimi düşünecekler belki ama olsun.

Önce annemi arıyorum. Açmıyor. Polisi arıyorum ardından, bir daha böyle şakalar yaparsam ceza alabileceğimi söylüyorlar. Anlamadım bu devlet ne işe yarıyor? Sonunda ben de konu komşu, akraba, kimi bulduysam arıyorum. Kiminin işi va,r kimi de şaka sanıyor. En sonunda teyzemi bize gelmeye ikna edebiliyorum, hem zaten annemden bluz ödünç almış onu bırakacakmış. Sağolsun geliyor. O gelince, maket bıçağını alıp açıyorum kapıyı, bir de ne göreyim. Teyzem, hamam böceğiyle kahve içiyor. “Ne bu halin?“ diyor. Çıldıracağım şimdi. ‘‘Nasıl yani, görmüyor musun?’’ diyorum. Görmüyormuş. Yutkunuyorum. Korkum şiddetleniyor. Demek ki ne polis ne de bir başkası kurtaracak beni bu durumdan. Bari annem bir an evvel gelse. Odama gidip tekrar kapıyı kapatıyorum. Biraz sonra içeriden sesler gelmeye başlıyor. Teyzem gitti herhalde diye düşünüyorum. Hamamböceğiyle baş başa kaldık yine. Sesler an be an artınca iyice korkuyorum. Kapıma dayanıyor sonunda Hamam Böceği. Bir elimde maket bıçağı, bir elimde de neden odada olduğunu bilmediğim bir tahta parçası, açıyorum kapıyı. O daha bir şey yapamadan üstüne saldırıyorum. Bu sırada minik hamam böcekleri de benim üzerimde gezinmeye başlıyorlar. Kafasına vurup, sersemletiyorum. Sonra da maket bıçağıyla teker teker antenlerini kesiyorum. Hamam böceğiyle boğuşurken koridorun aynasında yansımamızı görüyorum. Ne çirkin şey bu! Aynada kendimle göz göze gelmenin verdiği cesaretle öldürücü darbeyi vuruyorum ve gövdesini yarıyorum. Tüm hamam böcekleri bir anda ters dönüyor . Sonunda öldürdüm hamam böceğini! Ayağa kalkıp aynada kendime çeki düzen vermek istiyorum. Kutlamalı bu zaferi.  Saçımı başımı düzeltirken gördüğüm şey neredeyse kalbimi durduracak. Ortadan ikiye ayrılmış gövdesiyle yerde yatan annem. ‘’Anne’’ diye sesleniyorum. Çoktan ölmüş. Banyoya girip ellerimi yıkıyorum. Aynanın kenarındaki çatlak kaybolmuş. Koridor da eskisi gibi. Odaya girip şaşkın şaşkın ölü hamam böcekleriyle oynayan kedimi kucaklıyorum. Evin anahtarlarını alıyorum büfenin üzerinden. Üst üste kilitlenmiş kapıyı açıyorum, o sırada ufak bir hamamböceği kapının girişinde kendi etrafında  halkalar çiziyor. Üstüne basıp çıkıyorum o evden.

Salpi Özgür

BENZER KONULAR
YORUM YAZ