Gidiş / Ayşegül Kaya

reklam
01 Mart 2017 7

Kaldırımda yatıyorum. Asfalt kokusu… Toz, kırık cam parçaları, gökyüzü olduğundan daha uzak. Kimse yok sokakta. Sessizlik seviyesindeyim. Magmaya her zamankinden yakın. İnsan boyu, ne uzun mesafeymiş. Apartmanlar, ağaçlar bulutlara kadar. Kıpırdayamıyorum. Soluğum içimde boğum boğum. Ne oldu? Bir gürültü koptu önce. Kulaklarımla değil, bütün vücudumla duydum sesi. Bütün vücudumla hissettim. İç organlarım sarsıldı. Her biri kalp gibi kan pompalamaya başladı. Kaldırımda yatıyorum şimdi. Yeryüzü ile yanak yanağa.

Nasıl oldu? Ben farkına bile varmadan yazgım mı değişti? İnce uzun, siyah bir siluet belirdi sokağın başında. Bir adam, bana doğru geliyor. Adımlarının akıl almaz sessizliği ile. Zamanları geride bırakarak, bana yeni zamanlar yaratmaya… Büyüdü siluet. Renkleri oluşmaya başladı. İçimde beliren heyecan bana biraz güç verdi. Hey! Buradayım. Gel kaldır beni. Dirseğimin üzerinde, doğrulabildiğim kadar doğruldum. Kiremit rengi, balıkçı yaka kazağı, İspanyol paça kot pantolonu… Yetmişli yıllardan fırlamış gibi. Biraz daha yaklaştıkça yüzü de geldi yerli yerine. Bu yüz… Fakat bu nasıl olur? Mucize mi bu? “Baba!” Kara gözler, uzun kirpikler, boynuna kıvrım kıvrım düşmüş kalın telli saçlar. İnatçılığının timsali bıyığı… Yanıma geliyor. Gülümsüyor. Gülümsemesi tanıdık. Sımsıcak. Betonun soğukluğundan esirgiyor beni.

Bakışları ile bir çırpıda anlattı özlemini. Bakışlarında çocuk oldum yeniden. El ele gezdik. Omuzlarına aldı beni. Kalabalık meydanlarda kuşlar havalandı. Bir vapurun güvertesinde olduk birden. İşaret parmağının gösterdiği yerlere baktım merakla. Şu gördüğün Galata kulesi… Oraya da gideriz bir gün. Gider miyiz sahi? Konuşmuyorsun. Konuşursan ölümüm resmileşecek mi yoksa? Gazetelerin bana ayrılan köşelerinde bu kez ölüm ilanlarım… Çömeldi. Yüzümü okşadı. Elleri pürüzsüz. Ölü deriyi atmış parmak uçları. Var gibi, yok gibi… Oturdu yanı başıma. “Soğuk taşlara oturma. Karnın ağrır.” Çocukluğumdan kalma sözleri ile geçti zihnimden babam. Beni koltuk altlarımdan sıkıca kavrayarak kendine doğru çekti. Kafamı dizlerine yatırdı.

  • Geldin demek. Çok iyi görünüyorsun. Çok özledim seni.

Konuşabiliyor olduğuma şaşırdım. Babamı görmek beni bir anda onardı sanki. Yattığım yerden izlemeye başladım yüzünü. Kusursuz hatlarını inceledim. Canım babam. Çocukluğum, ilk gençliğim… Sakıncalı hallerim, korkup kaçışlarım, kaçtıkça ona sığınışlarım. Yatak altlarına ittiğim dergilerim, öğretmenim, aşk acım, mutluluğum, haylazlığım, annemden sakladıklarım. Hiç ölmemiş gibisin. Hatta canına can katılmış. Ne derdin kalmış ne kaygın. Dünyaymış insanı bitkin gösteren. Zaman dünyanın tekelinde miymiş? Bak, yaşlanmamışsın işte.

  • Baba! Ölecek miyim?

Ses yok. Bakışları mahzunlaşıyor ama tebessümü düşmüyor dudağından. Karnımda bir sızı var. Elimi karnıma sokup sızının kaynağına inmek istedim. Elime kan bulaştı. Avucumun içindeki çizgiler kanla doldu. Sıcak, kaygan, ürkütücü değil. Aksine insan kendini buluyor kanında. Huzur…

  • Vuruldum mu?
  • Evet.

Nihayet konuştu. O eski güven duygusu geldi yerleşti dağılmış kalbime. Sesini duyunca boş verdim her şeye. Vurulduysam vuruldum.

  • Nasıl olur? Acı hissetmiyorum. Ilık bir sızı… Hepsi bu.
  • Öyledir aslanım.

Ölümü daha önce ölenlerden sormak lazım tabi… Kim bilebilir onlardan iyi.

  • Neden söylemiyorsun, beraber mi gideceğiz buradan?

Cevap vermedi. Veremedi. O da bilmiyordu belki. Biraz konuşalım baba. Hazır daha araftayken. Anladım, vaktim az. Her şeyim yarım kalacak. Sözlerim de. Gittiğimiz yerde de ayrılacağız belki. Kim bilir… Genç sayılırım daha. Hazırlıksız… İki sene sonra senin öldüğün yaşa erecektim. Kızım… Kızım beni hatırlayabilecek mi? Resimler olmasa… Canlandırabilecek kadar yüzümü gözünde… Nasıl anlatacaklar beni ona? İnandı, sevdi, yılmadı… İçimden geçirdiklerimi duyar gibiydi. Bir damla yaş süzüldü yanağından. Ölüler de ağlayabiliyormuş demek. O yaşı tutabilseydim. Yanağına düşen bir kirpiği alır gibi alıp “Bir dilek tut.” diyerek saklasaydım başparmağımla işaret parmağımın arasına. Büyüseydi o damla. Her yere ulaşsaydık onunla. Gitmek isteyip gidemediğimiz kıyılara vursaydık. Onun da hayalleri yarımdı ne de olsa. O da yapmak istediklerini yapamadan gitmişti. Kırk altı yaşında. Benim ortaokulu bitirdiğim yaz. Annem çayı demlemişti. Evde mis gibi börek kokusu. Ev sıcak. Terim alnımda pirinç taneleri. Telefon çaldı. Haber geldi. Annem telefonun kablosunu çekti kopardı. Duvara fırlatıp parçaladı. Çaydanlıkta kaynayan su buhar olup tükendi. Börek buz gibi. En son o sabah gördüm babamı.

Şimdi vuruldum. Kim yaptı bilmiyorum. Onlar bilecek mi? Önemi de yok. Oysa neden yaptığını biliyorum. Bu benim öykümün beklenen cinayeti. Evimin önünde, kaldırımda, bir ölünün dizlerindeyim. Birkaç adım atabilecek gücüm olsa apartmana girerdim. Asansörü çağırır, beşinci kata çıkar, zile basardım. Saklardım yaramı. Hoş geldin derdi karım. Kızım koşardı minik ayakları ile kapıya. O da en son bu sabah gördü beni. Aklında kalacak mı bu gün? Anlayabilecek mi sonsuz ayrılığı? Yüzler geçiyor hafızamdan. Sesler, öfkeli konuşmalar, kalabalık meydanlar, havaya kalkan yumruklar, annem, karım, evimiz, yatağımız, kızımın badem gözleri, Fener’in maçları, gazeteler, asık yüzlü adamlar, özgürlüğünü arayan kelebekler. Yüzlerce, binlerce resim… Onlar da yok oldu. Gökyüzünü söndürdüler birden. Uyu sen… Babam alnımdan öptü. Karanlık başladı.

 

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Ilker

Eline kalemine sağlık gerçekten güzel

Avatar
Gamze uzun

Tek kelimeyle mükemmel kalemine sağlık

    Avatar
    Songemi

    çok teşekkür ederim, sevgiler

Avatar
Tugba

Özlemini çok güzel anlatmışsın ,tebrik ederim canım.

Avatar
Deniz Eldam

Duyguları sezdirme yöntemlerinizi çok beğendim .

Avatar
Mahmut Yıldırım

“Evimin önünde, kaldırımda, bir ölünün dizlerindeyim.” Bu söz öykünün en can alıcı sözü bendimce. Her öykünüzde beni benden alan bir cümle buluyorum. Öykünün bitiminde kalbim öylesine atışlarını çarpıyor ki sineme, öykünün son vuruşları büyülüyor beni. Yüreğinize ve kaleminizin gücüne sağlık. Emeğinize sağlık. Sevgiler…

Avatar
Ayşegül Kaya

Bunları işitmek ne kadar güzel. Teşekkürler ederim. Yazma ışığının hiç sönmemesini dilerim. Sevgiler