Geçmişe Sarılmak/ Nurdan Aladağ

reklam
01 Haziran 2020 0

Ruhta açılacak yaraları iyileştirecek tek şey SEVGİ dir. Düşleri olunca insanın kışlarına bahar, çığlık çığlığa sevinçle gelir. Şu hayatta herkesin iyi yaptığı bir şey var; ben de yaşamı seyretmeyi, gördüklerini kelimelerle sarıp sarmalamayı ve bunlardan yeni dünyalar inşa etmeyi seviyorum. İnsan sevdiği şeyi yapınca, mutluluk, başarı ve yeni kazanımlar peşi sıra geliyor. Günlük hayatımızı biriktirip ömürlük yapıyoruz. Arada kaçanlar, kaybedişler, yıpranmışlıklar, mutluluklar, beklentiler hep iki vakit arasında oluyor; güneş doğuyor ve batıyor.

Birbirimize yaklaşacağımıza, yalnızlığa itelerken kendimize de yer kalmadığını gördük. Gönül gözümüz kör olunca, kulaklarımızı gerçeklere tıkadıkça, duyarlılığa, merhamete, saygıya ve sevgiye açlığımız katlanarak büyüdü. 

Bazen bir şey olur, bir yanı gider insanın. Sonra yine bir şey olur gelen diğer yanın değildir, üzülürsün. “Hayat öyle bir şeydir ki, sustuğunda konuşmadın diye pişman eder, konuştuğunda ise susmadığın için kahreder.” der Bukowski.

Herkes iyi yanlarını bilir. Ya kötü yanı insanın kimin için çalışır? Hepimiz halı altına süpürmeye çalışmaz mıyız insani zayıflıklarımızı? Örtmeye çalışmaz mıyız bir başımıza yapıp ettiklerimizi? Ben bilirim, tanırım kendimi.

            En çok taşkın taraflarımdan korkarım mesela. O an kontrol bir başkasındaymış gibi hissederim. İçimde, her görüşümde yüzümü ekşittiğim bir başka ben çıkar karşıma, öfkelendikçe yenilirim. Sonra toparlamaya çalışır, kendimi yeniden programlarım. Bu yüzden kendimi ve sevdiklerimi mutlu etme çabasındayım.

           En çok sıkışıp kaldığımız mekanlarda kendimiz kötü hissediyoruz. Her şeyi kontrol etme arzusu kaçınılmaz bir mutsuzluk getiriyor. Kendimi hiçbir dağınıklığa müsaade etmezken yakalıyorum bazen. Her şey düzenli olmalı, benim kontrolümde olmalı, benim dışımda gelişen olaylara karşı aşırı reaksiyon gösterme sebebim bu, diyorum.

         İnsan yaslanmadan duramaz. Bir şeyi beklerken, tüm kalbiyle olmasını dilerken duaya yaslanır. İçi yanmış yıkılmış bir ağaç gibi kenara itilirken, toprağa yaslanır. İnsan anne karnına yaslı yaşar da dünyaya yaslanmadan durabilir mi? Şarkılar, ağıtlar, şiirler, resimler hep onlara yaslanmamız için var. İnsan, yaşamak ve ölmek arasında hep bir şeylere yaslı kalır. Ben de içimde ki çocuğa yaslanıyorum. Gelecek kaygısı duymadan, güneş batana kadar sokakta ip atlayan, koşarken düşüp kanayan yaraları için ağlayan, kendini görünmez zannedip saklambaç oyununu kaybeden ve günlük tutan kıza yaslanıyorum. Mutluluğu yakalamış olduğum zamanı hatırlayarak, yaşanan korku ve endişe dolu günlerden kurtulmayı çalışıyorum. Yaşadığım o anlardan bir tanesine yaslandım bugün. 

 Yeşil alanın bol olduğu bir mahallede yaşıyorduk. Dokuz on yaşlarındaydım. Evcilik oynamak için evden aldığımız örtü ve minderleri serip, ekmeğin kumrusu içindeki peynir, domates, biber üçlüsünü afiyetle yiyorduk. İnşaat halindeki evlerin önünde yığılan kumların içinden çıkan çamurlardan tencere tava şekli yapıp oyun kuruyorduk. Kibrit kutusu içinde uğur böceklerini biriktirip onlara ‘’uç uç böcecik annen baban sana terlik pabuç alacak’’ diyorduk. Bütün gün oyun oynayıp kir pas içinde eve dönünce yıkanmak için banyoya ilk ben giriyordum. Yakılan termosifon sayesinde banyo sıcacık oluyordu. Temiz olmanın verdiği rehavetle yeşil örtülü divanın köşesine kıvrılıyordum.  Akşam ilerleyen saatlerinde elektrikler kesildi. Tam o sırada kapının üç kez vurulmasıyla telaşlandık. Bu ağabeyimin geldiğinin işaretiydi. Gaz lambasını alıp kapıyı açtığımda, benim için almış olduğu mandolini titreyen ışık altında görünce havalara uçmuştum. Sınıfta bir tek benim olmadığı için müzik dersine katılamayıp günlerce ağlamıştım. Üzüntümün mutluluğa dönüştüğü an tarifsiz mutluluk vermişti. O günden sonra karanlıktan aydınlığa ulaşma ümidimi hiç kaybetmedim.

Hatırla, seni en çok mutlu eden anı.

Çocukluğunda, gençliğinde ve şimdi tam şu anda, hatırla!

Seni en çok üzen anı da yanına getir, korkma. Yan yana yürüsünler biraz. Mutluluk ve acı ikisi de yer bulur insanda. İkisi de yükseğe çıkarır insanı, ikisi de birden gelir. Bir bakmışsın güller açmış yüzünde, dünyan çiçeklenmiş. Işıl ışıldır dünya. Unutma, bu çiçeklerin bir vakti var, tebessümüne sığınma anları kısacık, kuş uçması kadar.

İyilik, güzellik biriktirdiğimiz bir gün olsun. Gayrete gelip güzele asılı kalalım, ne dersiniz?

BENZER KONULAR
YORUM YAZ