Farkında mısın?-Farkındayım. Ya sen?/ Emine Ebru Yıldırım

reklam
01 Haziran 2020 0

Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski şöyle demiş: “İnsanlar hep aynı, yani umutsuz, yaşama uyum sağlayamayan, aşk acıları içinde kıvranan, hepsi aynı şekilde doğan ve ölen yaratıklar.” 

Evet, bir gün mutlaka ölecek olan insanın, görebildiğinin daha fazlasını görebilmeye, duyabildiğinin daha fazlasını duyabilmeye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç farkında olma eylemini yaratıyor. Her yaşta bir şeylerin farkına varıyoruz ve kendi icadımız olduğunu sanıyoruz. Belki bir erdem, bazen de bir yetenek olarak görüp farkında olduğumuz şeylerle gurur duyuyoruz. Hayatın yükünün duyguları nasıl öldürdüğünü, para pul peşinde koşmanın anlamsızlığını, egonun ve kibrin derin yaralar açtığını, hak ve adaletin olmadığını, kandırıldığımızı, uyuşturulduğumuzu, alıştırıldığımızı, eşitsizliğin korkunç yüzünü hayatın acı gerçekleri olarak anlamlandırıyoruz. E doğal olarak yakıyor bu acı, çözüm yolları aramamıza sebep oluyor ve arayışımızı sürdürüyoruz. 

Sonuç ne? Ölüm. 

Peki, boşuna mı dertlenip, üzülüp, koşturup, çabalıyoruz? 

Tarihe adını yazmış filozoflar, düşünürler, yazarlar, siyasetçiler hiç uğruna mı savaştı? Onlar bilmiyorlar mıydı öleceklerini? 

Değil tabi ki.. Bir aşamadan sonra kendinden vazgeçip gelecek nesiller için, insanlık ve bilim için çalışıyor insanoğlu. İstisnaları çok tabi, hele ki şu zamanda. Her şeyin kolay elde edildiği, üretiminden çok tüketime yönlendiği, daha iyisi, daha güzeli benim olsun diye işin kurnazlığına kaçıldığı bu dönemler de geçer umarım. 

Farkındalık, farkına varmak, fark etmek bizi sormaya, sorgulamaya itiyor. Neden, niçin, nasıl sorularını beraberinde getiriyor. 

“ Çoğumuz ikinci el insanlar haline geldik. Okuyoruz, üniversiteye gidiyoruz büyük oranda bilgi biriktiriyoruz. Bu bilgiler başka insanların düşündüklerinden ve söylediklerinden oluşuyor. Topladığımız bilgileri başkalarının söyledikleriyle kıyaslıyoruz. Orijinal hiç bir şey yok. Yalnızca tekrar ediyoruz, tekrar ediyoruz, tekrar ediyoruz. Ve biri bize; “düşünmek nedir? Düşünce nedir?” diye sorduğunda cevap veremiyoruz.” Diyor Jiddu Krishnamurti, Farkındalığın Işığı adlı kitabında. 

Tekrarlardan ibaret olan hayatımızda zaman geçer, iktidarlar değişir, reformlar yapılır, ülkeler fethedilir, savaşlar çıkar ama her şey kendi yerinde sayar. 

Artık insanlar, bu hayatın debdebesine kendini bırakıp su yolunda akar misali zaman ve mekân içinde kayboluyorlar. 

Düşünmek istemiyorlar çünkü ondan önce düşünenler olmuş, onların öğretilerinden hareket ediyorlar, anlamak istemiyorlar çünkü işlerine gelmiyor, araştırmıyorlar çünkü araştırılmış zaten, oradan bakıyorlar. Sırf bunlarla kalmıyor kopya ediyor, kendi fikrini katıyor, kendininmiş gibi sunuyor. Farkında olmayı konuşuyor, tartışıyor ama çevresinde olup biteni kaçırıyor. Kimseyi yadırgamamak lazım, birileri motoru takmış okyanusta son hızla ilerlerken diğeri neden kürek çeksin ki! 

Bana sorarsanız o kürek çekilmeli.. Etrafına baka baka, ellerin kolların yorula yorula, rüzgârı içine çekerek, akıntıya karşı gelerek, farkında olarak, farkına vararak ilerlenmeli. 

Uyanmalı artık! Düşünmeli, sorgulamalı ve farkına varmalı.

Evet, bu acı verecek. Gerçekler hep acı olmadı mı zaten.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ