Drink/Öykü/Berrin Yelkenbiçer

reklam
16 Haziran 2020 0

-Bunu kutlayalım Neriman Hanım, dedi Mustafa Bey, “O kadar itibarlı bir firmayı bankamızın müşterisi yaptık ya, bir kahve içeriz artık.”

-Ne kahvesi Mustafa Bey? Bir dirink alırız, kahve az gelir, dedi Neriman Hanım. Sonra da memelerini hoplata hoplata güldü.

 Çok mu çok keyifliydi, o iri keyif göğsünün tam orta yerindeki çatalda göz alıcı şekilde parlıyordu. Mustafa Bey; Neriman Hanım’ın masasındaki telefona baktı, dosyalara baktı, rengarenk kalemlere baktı, bilgisayar ekranına baktı, dumanı tüten çay bardağına baktı, tavana bile baktı, yutkundu ama Neriman Hanım’ın parlak ve jöle gibi titrek kocaman keyfine bakmadı, evet, galiba bunu başardı. 

-Yarın mı alsak o dirinki acaba? diye sordu, sonra da cesaretine şaştı kaldı.

-A, tabii, niye olmasın? Arayı açmayalım, dedi Neriman Hanım ve yine şıkır şıkır güldü, kırmızı ojeli elleriyle platin sarısı saçlarını kulaklarının arkasına itiverdi.

Mustafa Bey bu sefer oda kapısına baktı, o kapıya kadar yürüdü mü uçtu mu bilemedi. Dirink ne ola ki, diye düşündü uçarken. Az buçuk İngilizcesiyle dirink’i içmek diye biliyor; oysa  “ alırız,” demiş diz üstü etek giymiş Neriman Hanım, demek ki içilen değil de alınan bir şey. Ben, dedi, en iyisi bunu Kazanova İsmail’e sorayım, bilirse o bilir.

Masasına oturup dahili telefonundan krediler departmanındaki İsmail Bey’i aradı, bir yandan da kendi sesini kıstı da kıstı. Karşı taraf gürül gürül bir sesle hemencecik cevapladı:

-Mustaa, bütün şube sizi konuşuyor, vallahi bravo, aylardır peşindeydik o firmanın, nasıl ikna ettiniz bizimle çalışmaya?

-Pazarlama bölümünden Neriman Hanım’la gittik görüşmeye; İşte konuştuk, anlattık filan… Sen onu bırak da “dirink almak” ne demek, onu bir deyiver bana…

– Yani “ Bir içki içelim” manasına da hayırdır? Biriyle dirink mi alacaksın?

– Ya işte Neriman Hanım dedi, kutlayalım filan diye.

– Vay, pazarlama Neriman’a bak sen, Meloş da gelecek mi?

                                                                       1  

Mustafa Bey’in sesi fısıltıya dönüştü.

-Meloş’u karıştırma şimdi, nerelerde alınır bu dirink, sen onu söyle.

İsmail Bey, yılların Kazanovalığıyla gevrek gevrek güldü.

-Barlarda, gece kulüplerinde, ne bileyim lüks restoranlarda filan be Mustaam. Vay anasını, Neriman’ın gücü, hem müşteriyi bağla hem de bizim Mustaa’yı…

Akşam kapıyı çaldığında zilin şıkırtısını ipek çoraplı Neriman Hanım’ın gülüşüne benzetti Mustafa Bey. Kapıyı her zamanki gibi güler yüzle açan Melahat Hanım’ın yüzüne değil de uzatılan terliklere baktı. Sofra hazırdı ama Mustafa Bey çok sevdiği kuru fasulye pilav, yanında turşudan yemedi. Sadece çorba içti.

Yarın akşam iş yemeğimiz var da, dedi Melahat Hanım’a. Şimdi bunlar gaz yapar, sarımsak filan da kokmayayım.

Melahat Hanım tatlı tatlı güldü.

-Ayol yarın akşama kadar gaz mı kalır, sarımsak kokusu da uçar gider.

Mustafa Bey cevap vermedi, burnunu çorba kâsesine gömdü. İşini şansa bırakamaz, gaz ve sarımsak riskini göze alamazdı.

Acaba şöyle şık bir restorana mı gitselerdi? Hani koca koca tabaklarda cücük kadar yemeklerin afili isimlerle servis edilip şişkin mi şişkin hesapların ödendiği, bir türlü de doyamadığın bir restoran. Hay Allah, kredi kartı ekstresi de eve geliyordu. Ya Meloş görürse? Nakit öderim canım, diye hemencecik bir çözüm buluverdi.

Aniden başını kaldırıp sordu:

-Senin sütyen ölçün kaç Meloş?

Bir gün kırmızı rujlu Neriman’a da mesela Neri der miydi acaba? Bu soru akına takılıp kaldı. Neri-Neri- Neri diye zihninde tekrarladı, içinde kuşlar cıvıldadı.

                                                                        2 

Kocasının kuru fasulyeyi reddetmesinin şaşkınlığını henüz üzerinden atamamış Melahat

Hanım kaşlarını hafifçe çatarak cevapladı:

-SeksenC, niye sordun?

-Hiç, merak ettim.

Melahat Hanım, memelerine yönelik bu ani ilgiden şüphelensin mi mutlu mu olsun bilemedi.

Mustafa Bey, Melahat Hanım’ın cevabını hiç anlamamıştı. Neydi bu?  Kadınlar arasında dolaşan ve sutyen satan dükkânlara usulcacık fısıldanan gizli bir şifre miydi acaba? Peki, hani hemencecik olmaz ama yarın öbür gün Neriman Hanım’a bir hediye alayım dese, kapılar bu şifreyle mi açılacaktı acaba? Bütün kapıları aynı şifre mi açıyordu ki? Kazanova’ya sorayım ben en iyisi, dedi kendi kendine. Bilirse İsmail bilirdi.         

Gece hiç iyi uyuyamadı Mustafa Bey. Sabaha kadar platin sarısı saçlar, ipek çoraplar, muhtelif çatallar, mağaranın kapısını açmak için gerekli olan şifreyi bir türlü hatırlamayan kırk haramiler, kuş cıvıltıları, havada uçuşan dev beyaz tabaklar ve sutyenlerle uğraşıp durdu.

Sabah her zamanki saatinden önce uyandı. Ne olur ne olmaz diye duş aldı. Tıraş oldu. Aynada kendine baktı, önden idare ederdi ama yandan beğenmedi kendini. Akşam fasulye de yememişti, neydi ki şimdi bu şişkinlik?  Hep burun kıvırdığı halı saha maçı tekliflerine artık sıcak bakmanın zamanı gelmişti. Melahat’ın çok beğendiği mavi gömleği giydi, gri takımın içinde nasıl da uyumlu oluyordu. Gömleği zorlukla pantolonun içine sıkıştırdı. Bu sefer hangi kravatı takacağını Melahat’a sormadı. Aynada kendine baktı, lambanın kelinde yansıyan ışığına kızdı. Yanlardaki azıcık saçını, sağdan sola mı yoksa soldan sağa mı tarasa karar veremedi. O dirinki loş bir ortamda alırlarsa kelinin parlamayacağını düşünüp kendini rahatlattı. Ne olur ne olmaz diye bir tık parfüm sıktı, az buldu. İkinci tıka da basıverdi.

Tavana bakarak Melahat Hanım’ın yanağına bir öpücük kondurdu. Çantasına bakarak “ Akşama bekleme, geç gelirim.” dedi.

Tam da bankanın kapısında kırmızı ipek gömlekli Neriman Hanım’la karşılaşmaları ne güzel bir tesadüftü. Arkasından bakarken aklına nedense değirmen taşları geldi. Sabah kahvaltı edememişti. Öğlen de yiyemedi. Kuru fasulye yememişti ama göbeği öyle havayla doluydu ki bütün gün nefes alamadı. Akşamı da nasıl ettiğini bilemedi.     3

Neriman Hanım’dan hiç ses çıkmadı. Tabii, dedi. Benim arayıp davet etmem gerekiyor. Dâhili telefondan arayıp bekledi, kalbinin sesinin telefon hatlarından geçip geçmediğini merak etti.

-Alooovv, dedi bir kuş

-Merhaba Neriman Hanım, ne zaman alıyoruz dirinki?

-Ne dirinki Mustaa Bey? dedi kuş şaşkınlıkla.

-Hani dün konuşmuştuk ya, kutlama mahiyetinde…

-Ayyy, evet hatırladım. Mustaa Bey kusuruma bakmayın, tamamen unutmuşum, başka programım var, bir başka akşam kutlarız, günler çuvala mı girdi? deyip cıvıldadı kuş.

Sonra sustu

Mustafa Bey, “Hani arayı açmayacaktık, diyemedi.

İçindeki kuşlar göçüverdi. Sarı saçlar soldu. Uçuşan beyaz tabaklar yere düşüp şangır şungur parçalandı. Haramiler şifreyi bir türlü hatırlayamadılar.

Berrin Yelkenbiçer                                                                           

BENZER KONULAR
YORUM YAZ