Bu Sefer Benden Olsun/Öykü/Behiye H. Malkoç

reklam
13 Temmuz 2020 0

Bu Sefer Benden Olsun

 

-Ohh, çiçek gibi oldu ev, sana bir şey diyeyim mi Asude, insanın kendi yaptığı temizlik de bir başka oluyor. İçim açıldı vallahi.

-Ay Güldane Ablaa! Kız ne yorulduk ama değdi. Bak ne diyorum, bahçeden biber, domates koparıvereyim, peynirdi, reçeldi, güzeeel bir sofra kurayım ikimize…

– İlaç ilaç. Bahçeye mi kursak sofrayı?

-Bilemedim vallahi, hava da kapayacak gibi ama…

-Yağarsa gireriz içeri. İki dakikalık iş, şeker değiliz ya eriyelim.

-Eee nevaleler?

-Aman canım, ne olacak, taşıyıveririz şıpınişi.

-Peki madem, sen çayı koy ben köşedeki çocuktan simit alıvereyim de geleyim.

-Seslensene getirsin yavrum, ne gideceksin bu yorgunlukla…

-Boş ver şimdi, bırakmasın garip tezgâhı, iki dakika gider de geliveririm ben.

-İyi ya, hadi madem. Kapının arkasına Ahmet’in kardeşlerine, Kerem’in küçülmüşlerini koydum, onları da veriver.  Kalmış mı bozukluk mor kutuda, yoksa cüzdanımdan al.

-Gel öpücem kız abla, elin hep üstünde ya şu oğlanın, sen de darda kalmayasın emi…

-Duyan da bir şey yapıyorum sanacak. İki tane küçülmüş giysi ayol. Hadi bırak bırak, dillendirme. Merhamet etmeyene merhamet edilmez kızım, ay içim kıyıldı; git al da gel şu simitleri artık.

Çıktı Asude, şıpıdık terliklerini sürüye sürüye bahçeden; sakızının küçücük edepli balonlarına karadır kaşların ferman yazdırır türküsünün melodisini katık ederek. Ahmet’e verilecek poşeti, mırıltısına uygun sallaya sallaya köşebaşına vardı. Bu sefer karşı kaldırımdaydı araba. Üşendi. Seslendi Ahmet’e:

-Ahmeett, dört tane çıtır getirsene ablacım, hadi geçmeyim ben bir daha karşıya.

-Tabii ablam ne demek, hemen.

Gözlerinin karası ne parlaktı bu oğlanın, söndürememişti yokluk, zorluk ferini.

-Nasıl da seğirttin öyle, o çırpı bacaklarla Ahmet. Helâl sana. Zayıflığına bakan demez on dört yaşında diye ama maşaallah tazı gibisin. Sen yine de öyle koşma yollarda, ne olur ne olmaz.

-Bir şey olmaz ablacım evelallah. Öğretmen bu sene belediyenin koşu yarışına beni yollayacak. Birinciyi baştan ayağa giydirecekler. Bin lira da para verecekler.

-Hadi inşaallah. Ay kıyafet dedin de, al bakalım şunları, Güldane abla senin ufaklıklara yolladı.

-Ooo bizimkiler yaşadı desene. Güldane Abla yolladıkça benim de şunlara girecek kadar küçük olasım geliyor hani, çok güzeller. Simitler bu sefer benden olsun.

-Aaa hiç olur mu canım, al bakayım şu parayı, aaa…

-Hadi ablam kırma beni, bu sefer benden olsun. Güldane ablama selâm söyle.

-Söylerim söylerim de de oldu mu ama şimdi. Neyse halleşiriz bir dahakine, hakkını helâl et, görüşürüz.

-Siz helâl edin asıl. Afiyet olsun.

Döndü arkasını Ahmet, poşeti sallaya sallaya yolun karşısına yöneldi geldiğinden hızlı, dünyada onu da seven, kollayan birileri olmasının varsıllığıyla.

Asude camdan oğlunu uğurlar gibi baktı  arkasından, bir giysi dolu sarı poşete bir yola, bir Ahmet’in ince bacaklarına. Ezik bir neşeyle terliklerini kaldırıma sürte sürte eve yollandı.

Önce Müslüm Gürses’le karışık patlak egzoz sesi sonra keskin bir ah kulağını parçaladı.

Yerdeydi Ahmet. Kara kaşlarını, kara gözlerini, yüzünü, döne dura düşen mavi bir hırka örtmüştü…

 

Behiye H. Malkoç

BENZER KONULAR
YORUM YAZ