Bu Devirde Böyle Şeylere İnanmak/Öykü/Feyza Doyran

reklam
05 Temmuz 2020 1

BU DEVİRDE BÖYLE ŞEYLERE İNANMAK

Bu kadar izbe bir mahallede ne işi var? Allah’a emanet. Hiç bilmediği yerler. Adresi sorarken
bile tedirgin. Buralarda bir nalbur varmış nerede acaba? Aslında aradığı ev nalburun karşı
köşesiymiş. Ama açık adresi soramaz ya. Manav garip garip mi baktı yoksa ona mı öyle
geldi? Anladı adam nereye gideceğini. Yusuf hocaya mı gidiyorsunuz? Az ilerde köşedeki
apartman. Oysa ismini söylemedi ki.
İşte geldi o köşe apartmana. İki bina arasına sıkışıp kalmış, yıkıldı yıkılacak bir havası var.
Demir kapıyı itti. İçeriden yoğun bir küf kokusu çarptı burnuna. Terkedilmiş gibi. Vücudu
ürperiyor. Nereye gittiğini, başına neler geleceğini bilmemek oldukça korkutucu. Girmek var
çıkamamak var. Hem de kendi rızasıyla bir bilinmeze gidiyor.
O an aklına bir fikir geldi. Kuzenine konum göndermek. Aferin. İyi düşündü bunu. Sevgilisini
bu işe sokamaz. Çok kızar. Hemen yanına gelmek ister. Dalga geçer. Ne işin var der. Hatta
belki tartışma çıkar. Nasıl anlatılır ki? En iyisi kuzeni. Ayrı şehirlerde olsalar da, yine de güç
verir bir yakınının bilmesi. Peki, ne diyecek? Yazmaya vakit yok. Sesli mesaj bıraksa daha
iyi. Apartman da pek küçük. Sesi duyulur. Ayıp olur. Kısa bir mesaj yazıyor. Slm. Bu
gönderdiğim konumdayım. Biraz ürktüm. Çıkınca seni arayacağım. Bir saate benden haber
çıkmazsa.. bil ki buradayım. Sallanan merdivenlerden çıktı. Karşısında eski bir kapı. Zil
çalışmıyor. Kapı tokmağı var. Hafifçe vuruyor. Zayıf orta yaşlı bir adam açıyor gıcırdayan
kapıyı. En az altmış- altmış beş yaşında var. Üzerinde eski bir tişört, altında rengi kaçmış bir
kot pantolon.
Hoş geldin. Sen çıkar ayakkabının, geç salonda bekle. Az sonra alırım seni, diyerek içeriye,
küçük odaya giriyor adam. Kapıyı kapatıyor. Hayal meyal bir hanım görüyor odada. Ortada.
Bir taburede oturuyor.
Kapıdan girince zaten kendini salonda buldu. İki göz ev. İçerde anne kız olduklarını
düşündüğü iki hanım. Divana yatırdıkları bir bebek. Hafifçe selamlıyor. Kimseyle sohbet
edesi yok. İşini gücünü, kim olduğunu öğrenirlerse rezil olmaktan korkuyor. Zaten onların da

konuşası yok. Selamına doğru dürüst cevap bile vermiyorlar. Bütün ilgileri bebeğin üzerinde.
Niye gelmişler acaba? Nazar duası okutmak için mi? Ya da kocasını eve bağlamak için?
Merakı artıyor. Hem sohbet etmemek hem de öğrenmek istiyor. Bu devirde böyle şeylere
inanmak. Olacak şey değil. Peki, ya onlar sorarsa, sen niye geldin diye, ne cevap verecek. En
iyisi ilgilenmemek. Yine de çaktırmadan kulak misafiri olmaya çalışıyor. Bir filmin içinde
gibi. Apartmanın küflü kokusu eve de sinmiş. Eşyalar antika görünümlü. Halılar, kilimler
eski. Duvarda asılı çerçeveler, içlerinde hat sanatıyla yazılmış yazılar. Ayetler olsa gerek.
Hepsi tozlu. Perdeler kapalı. Loş bir ortam. Pencerelere güneş vurmuş. Onun için çekilmiş
olabilir perdeler. Ya da içerisi görünmesin diye.
Kadınları görünce içi rahatladı biraz. Telefonunun sesini kısmak için eline aldı. Kuzeni cevap
yazmış. Merak içinde doğal olarak. Rahatlatsam, bir mesaj daha yazsam derken içerideki
kadın odadan çıkıyor. Oldukça modern, bakımlı, otuz beş – kırk yaşlarında bir hanım. Bebekli
hanımlarla berabermiş meğer. Yüzüne bile bakmıyor. Aralarında fısıldaşıyor, kalkıp kapıya
yöneliyorlar. Tam o sırada adını duyuyor. Elif hanım buyurun.
Eyvah. Keşke hanımlar evde olsalardı. Kapıyı çekip çıkıverdiler. Kimdir nedir bilmediği,
tanışmadığı hanımların varlığı bile rahatlatmış meğer. Artık dönüşü yok. Geldi bir kere.
Yusuf hoca içeride masasına oturmuş. Hoş geldin. Buyur otur diyor, başını önündeki kâğıt
yığınından ayırmadan. Masanın üstü kalabalık. Kitaplar, kâğıtlar, toz şeker dolu bir kase,
yanında bon bon şekerler.
Eline bir kalem alıyor. Evet, diyor. Anlat bakalım senin için ne yapabilirim? Hangi sebeple
geldin?
İçerdeki hanımlar sorsa ne derim derken, hoca soruyor sebebi ziyaretini. Ne dese bilemiyor.
Bir sebep bulması gerek.
Aslında her şey şükür iyi gidiyor hayatımda.
Evli misin?
Hayır, değilim.
İşte buldu konuyu.
Yalnızım. Bir tek çözemediğim konu bu.

Anlamıştım, diyor hoca. Zaten genelde en çok bu yüzden gelirler.
Ne yani, sevgilim var, işimi de severek yapıyorum, çok mutluyum mu deseydi? Bir bahane
şart. Yalnız olduğunu söyledi. Evde kimse yok. Ne cesaret. İyi ki konum gönderdi kuzenine.
Olumlu düşün diye kendine telkinde bulunuyor. Sonuçta Melis var arada. Bile bile böyle bir
kötülük yapmaz ki.
Melis gönderdi beni. Biliyorsunuz durumu. Çok istedi sizi görmemi.
Dün konuştum. Senden de bahsettik. Çok sevdiğim arkadaşımı gönderiyorum sana Yusuf
baba, dedi. Bana baba der güzel Melis’im.
Tam cevap verecekti ki, Hadi bakalım, başlayalım, dedi hoca.
Bir şişe gül suyu çıkardı çekmeceden. İkram etti. Ağır gelir kokusu. Yine de reddetmedi.
Sonra kalktı adam, tabureyi aldı ortaya. Oturttu Elif’i. Gözlerini kapattırdı. Okudu üfledi
herhalde. Belki beş dakika belki on. Dakikalar geçmek bilmedi. Sonra döndü masasının
başına, aldı eline kalemi, boş bir kâğıda yuvarlaklar çizdi. Katladı Elif’e verdi. Bunu on iki
saat içinde denize at, önce dileğini dile, duanı et dedi. Sonra gül suyu şişesini verdi eline,
bunu da her akşam odana serp, yastığına damlat. Duanı et. Güzelce uyu. Bana bir hafta sonra
yine gel. Ve anlat neler olduğunu.
Bitti mi?
Evet. Haftaya bekliyorum.
Özgür artık. Ama tekrar gelme fikri. Çok rahatsız edici. Gelmese ne olur ki. Görev
tamamlandı. Bitti. Korktuğu gibi de değildi. Bir rahatlama geldi sanki. Okunan duadan mı,
gül suyundan mı, yoksa küf kokulu apartmandan çıkıp güneşe kavuştuğundan mı bilemedi.
Elindeki şişeyi çantasına yerleştirdi. Beyaz kâğıdı da avucunda buruş buruş yaptı.
Derin bir nefes aldı, cep telefonunu çıkardı, kuzenine mesaj attı. Çıktım ben iyiyim.
Arayacağım. Merak etme.
Sonra Melis’i aradı. Yorgun bir ses tonuyla cevap verdi Melis. Zoraki konuşuyor.
Bil bakalım neredeydim ben canım? Cevap gelmedi. Belli ki çok yorgun.
Yusuf beyin yanındaydım.

Birdenbire değişti sesi. Bir coşku geldi sanki.
Gerçekten mi? Birkaç saniye durdu. Çok iyi hissettin değil mi? Boşuna göndermedim seni.
Bak şimdi nasıl iyi gelecek. Bana çok iyi geliyor. Yusuf baba olmasa ben bu kemolardan
böyle olumlu sonuçlar alamazdım. Haklıymışım değil mi?
Bu kadar cümleyi bu halsiz haliyle nasıl kurabildi?
Yutkundu. Hemen toparladı kendini.
Kesinlikle canımın içi. Kesinlikle. O kadar iyi geldi ki. Enerji doldum. Hatta biraz kırgınlığım
vardı girerken, hapşırıyordum iki gündür. O bile geçti gibi.
Geçer geçer. Sağlık duaları şifa verir Yusuf babanın. Beni de ayağa kaldıracak inşallah. Bak
senin de sesin hiç olmadığı kadar canlı geliyor. Gör bak. Uçuracak seni. Ne muradın varsa
olacak. Yusuf babanın dualarıyla.
İnşallah canım. Tüm kalbimle inanıyorum. Çok farklı bir enerjisi var. Eminim sana da çok iyi
gelmiştir. Haklıymışsın. Uzaktan bile olsa aman devam et. Şifa bul. Sen iyi ol ki planlarımızı
bir an önce yapalım artık. Sağlıkla buluşalım.
Canım, Elif’im benim. Allah razı olsun. Kimse inanmadı bana. Zaten artık kimselere de
söylemiyorum. Tiye alırlar beni diye. Ama iyi geliyor bana. Sen inandın ya. Hatta kendi
gözlerinle gördün. Deneyimledin. Gör bak, nasıl açılacak şansın bahtın. Arkana Yusuf
babanın rüzgârını aldın mı tamam.
Evet canım. Kesinlikle. Eli şifalı, duaları şifalı. Bak nasıl iyi olacaksın. Sen yeter ki gücünü
koru, enerjini yüksek tut.
Çok yorgunum Elif’im. Ben uyumaya devam edeyim. Yarın yine kemo seansım var. Hoşça
kal.
Tüm vücuduna bir ürperti geldi. Gözlerinde yaşlar. Ağır adımlarla yürüdü yol uzasın diye.
Ama durağa vardı bile. İki kişi var önünde. Tam adımını atmışken minibüse, elindeki beyaz
kâğıt parçası düştü basamağa. Hemen eğilip aldı. Vaz geçti. Binmeyecek. Denize bu kadar
yakınken.

Feyza DOYRAN

BENZER KONULAR
YORUM YAZ