ANTARKTİKA’DA BİR KADIN …. / NİLGÜN ATAR

reklam
01 Ekim 2016 0

Günün bütün yorgunluğu üzerime çökmüştü. Kahvemle birlikte televizyon karşısındaki yerimi aldım. İşte huzur… Kedim Pala’da yanıma ilişiverdi ve horlamaya başladı bile.  Kanallar arasında öylesine dolaşırken o belgesele adeta çakıldım kaldım. Kumral uzun saçlı, yeşil gözleri inanılmaz bir ışıkla parlayan, gülüşünden güneşler doğan, beyaz tenli, kırk beş yaşlarında tombul bir kadın ve onun anlattıklarıydı beni böylesine etkileyen… Otuz yıldır imkânsız denilebilecek, bir o kadar da çılgınca görünen bir hayali gerçekleştirmeyi başaran bu kadını hayranlıkla izlemeye başladım.

Bu sıra dışı kadının çocukluktan beri vazgeçmediği tek hayali Antarktika’da yüzmek… Kısaca pembe hayaller kurmamış hayatında ve 30 yılını vermiş bu soğuk rüyaya.. Tüm kadınlar incelmeye çalışırken; o buzlar arasında yüzdüğünü düşünerek bedenindeki yağları korumuş ve daima 85 kiloda kalmış.

Artık bu hayali gerçekleştirmeye hazır olduğunu hissettiğinde ise Antarktika’ya gidebilmek için sponsor aramaya başlamış. İnsanların hayallerini gerçekleştirmek için verdikleri mücadeleye saygı duyan bir işadamı, onlara katılmak şartıyla tüm masrafları karşılamayı kabul etmiş. Böylece doktorlar, dalgıçlar ve onu destekleyen arkadaşlarından oluşan bir ekiple yola çıkmışlar. Hikaye böyle başlıyor. Koltuğumda en rahat pozisyonu aldım ve kahvemi keyifle yudumladım. Başladım bu müthiş belgeseli izlemeye.

Şimdi Antarktika’dalar. Beyaz bir geminin içinde büyük bir hareketlilik var. Otuz yıl beklediği o büyük günün kahramanı olan kadın; yeşil mayosuyla buzulların yüzdüğü denize gemiden bakıyor. En az manzara kadar soğuk ve sakin görünüyor.  Kim bilir neler düşünüyor, içinde ne büyük depremler yaşıyor ama kimselere belli etmiyor. Çok korkuyor mu acaba ..?

Ve… geminin merdivenlerinden yavaş yavaş iniyor. Tüm ekibin kafasında acaba başaracak mı soruları… Kadın denize atlarken “ uuuffff” diye bağırıyor. Nefes kesen  bir atlayış.. Büyük bir hızla yüzmeye başlıyor. Beyaz kolları bıçak gibi kesiyor denizi. “Ne tarafa” diye bağırıyor, bottakiler işaret ederek yolu gösteriyorlar.

Oturduğum yerde heyecandan kaskatı kesilerek izliyorum. Tembel kedim Pala bile televizyona dikti baykuş gibi gözlerini.

Henüz 5 dakikadır kulaç atıyor; beyaz teni turuncuya dönüştü. Kolları ağırlaşıyor ve yavaşlıyor sanki.. Bottakiler büyük bir dikkat ve endişeyle denizdeki yavaşlamasını izliyorlar, her an hazırlar onu bota geri almaya. Önüne çıkan buz parçaları için bağırarak uyarıyorlar.

“Nolur vazgeçme”… diye bağırdım aniden. Pala endişeyle bana baktı, kocaman beyaz kuyruğunu kırbaç gibi koltuğa vurmaya başladı. Sanırım o da strese girdi.

Birden mucize oldu sanki ve bottakilere bakıp güldü kahramanımız. “Çok var mı kıyıya” dedi. Ve o anda kolları müthiş bir devinimle hızlandı. Beyin gücü ile beden gücünün işbirliği yarattı bu mucizeyi. Kolları pervane gibi dönüyor, dönüyor, dönüyor.  O an anladık başaracağını.

Tam bir buçuk kilometre yüzdü kadın. Kıyıya çıktığında bir heykel gibi kollarını iki yana açarak öylece durdu. Taş kesilmişti sanki. Ekip arkadaşları kollarına girerek kucakladılar ve battaniyelere sardılar. Nefes almakta zorlanıyor, hiçbir organını hissetmiyor, tüm bedeni takır takır titriyordu. Dişlerini birbirine vurarak “başardım” demeye çalışmasını ölümsüzleştirdim beynimde. Biberonla verilen sıcak kahveyi içmeye çalışırken bile gözleriyle gülüyordu.

Saatler sonra vücut ısısı normale dönüp, kendine geldiğinde programı sunan kişi mikrofonu uzatarak; “neden 30 yıl boyunca böyle bir çılgın bir hayalin peşinden koştunuz, şu an  neler hissediyorsunuz.?” diye sordu.

-“İnsan için hiçbir şeyin imkansız olmadığını denemek ve bunu herkese göstermek istedim. Yeter ki inanç olsun. Şu an beni seyredenlerde Everest zirvesine tırmanmak, keşfedilmedik yerlere gitmek, imkansızı başarma arzusu yaratmak istiyorum.” dedi.

İşte bu cümlelerle renkli balonlar yükseldi evimden.. Kendi gücünü, hayallerinin sınırlarını zorlayan, sade görünüşlü, gözlerinde yıldızlar yanıp sönen bu tombul kadın anlatılmaz güzellikte bir tanrıça gibiydi Antarktika’da.. Hayallerinin efendisi olmuştu artık.

Babam geldi aklıma. Kar lapa lapa yağarken denize girer, Boğaziçi’nde dalgalarla boğuşarak yüzerdi. Çok severdim onu seyretmesini. Çıktığında tüm bedeni kıpkırmızı olurdu. Sesi daha yüksek çıkar, daha çok kahkaha atardı. Ve babam hiç hasta olmazdı, grip olduğunda denize girer, “çivi çiviyi söker” derdi. Bu kış Antarktika’da buzlar arasında yüzen kadını düşünerek “uuffhh” diye atlayacağım denize.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ