Anlam Peşinde/ Emine Ebru Yıldırım

reklam
01 Mayıs 2020 0

Neden buralıyım? Burada doğmuşum. Annem, babam da burada doğmuş. Dünyanın farklı bir yerinde doğmuş olsaydım yine buralı olurdum. Bunun anlamı ne? Biz çok daha fazlası değil miyiz aslında? Doğduğumuzda bir ailemiz oluyor, bize isim veriyor. O isme yaraşır bir hayatımızın olmasını bekliyorlar. Her ebeveyn gibi iyi bir okul kazanmamızı ve mümkünse doktor olmamızı istiyorlar. Herkes doktor olursa kim hasta olacak? Doktorun musluğunu kim tamir edecek? Bebeğine kim bakacak? Saçlarını kime kestirecek? Her şey önümüze konan yapılardan mı oluşuyor? Çemberin dışına çıkmayı istediğimizde neler olacak?

Hepimizin bir hikâyesi var, ben kimsenin hikâyesiyle dalga geçmedim çünkü hikâyelerimiz daha tamamlanmadı.

Saat beşe beş var, istasyonun birinde, güney batı yönünden gelen treni bekliyorum. O kadar uzun zamandır bekliyorum ki telefonumda bakacak şey kalmadı, kitabım artık sürüklemiyor. Kim bilir kaç yolcu gideceği yere vardı, kim bilir kaç çalışan vardiya değiştirdi.

Hayattan uzaklaşmak üzere çıktığım yolculukta hayatın tam ortasına düşmüş olmam gerçeği kendi içinde müthiş bir ironiyi barındırıyor.

Kendime hayatı ve olup bitenleri anlatmaya çalışmak yerine hayatın bana her şeyi anlatıyor olmasını yeğlerdim. Belki de anlatıyordu da anlamıyordum. Anlam veremiyor olmam da seçeneklerden biriydi.

Hâlbuki döngü çok basit.. Bu döngüye saçma sapan detaylar katan biziz, altından kalkamayınca da anlamsız demişiz. Haz peşinde koşmak gibi bir görev yüklenmişiz. Keyif almadığımız şeylerden uzaklaşıp bizi mutsuz etmelerine izin vermemek adına çalışmışız. Ama hiç başarılı olamamışız. Çünkü mutsuzluk yanı başımızda oturuyor ve diyor ki;

“ Ateşin var mı?”

“ Hayır, ben sigara kullanmıyorum.”

“ Hay Allah, kimden istesek ki?”

“ Nereden bileyim, üstelik burada içmek yasak değil mi?”

“ E açık hava!”

“ Kapalı alana çok yakın ama! Üstelik yanınızda içmeyen biri var.”

Şanssız günüydü belli ki.. Yorulmuş olabilirdi, belki de trenini kaçırmıştı. Bir dal sigaraya sığınmak için oturduğu bankta yanındakinin -ateşi olmadığı gibi- sigara kullanmıyor olmasının ardına sığınarak ters tavrına maruz kalmıştı. İyi giyimliydi, en azından temiz ve bakımlı görünüyordu. Sigarayı paketinin içine koydu ve ceketinin iç cebine yerleştirdi. Yanımdan kalkacağını, biraz uzaklaşıp bir ateş bulup sigarasını yakacağını tahmin etmiştim ama öyle olmadı. Konuşmaya niyetliydi;

“ Yolculuk nereye?” diye sordu.

 “Bilmiyorum” diyerek kafamı çevirdim. – Saat 5.30 trenini bekliyorum, doğuya gideceğim- desem bu kadar merak etmeyecek belki de sohbeti oracıkta kesecekti. Ama demedim, neden demedim bilmiyordum.

“ Nasıl yani? Gideceğiniz yeri bilmiyor musunuz? Yoksa yolcu mu bekliyorsunuz? Zira valiziniz de yok!”

“ Çantam var ya işte” dedim.

“ Ne var ki ufacık çantanın içinde?”  dedi, gerçekten meraklıydı.

“ Cüzdanım, cüzdanımın içinde bir miktar para, kredi kartı, telefonum, kitabım, hayallerim, umutlarım ve biraz da cesaretim, daha ne olsun?” 

Daha ne olsundu gerçekten. Anılarımı bırakmayı yeğlemiştim, işimi, ailemi ve dostluklarımı, o yüzden ufak bir çantayla yola çıkmıştım.

Yanlıştan, adaletsizlikten, yapmacıklıktan kaçıyordum.

“ Bir şeyi unutmuşsun ama!”

“ Nedir?”

“ Anlam!”

“ Yok, ben ondan uzaklaşmaya çalışıyorum aslında.”

“ Ama olmuyor, değil mi? Olmaz! Ne demiş şair* ‘Ve kayığa bindi, yanına bir anlam aldı, açıldı.’ Anlam her şey, şu kediye baksana, yemek derdine düşmüş, yiyecek, barınacak ve kendini koruyacak, tek derdi bu! Sana benzemez, hayatı sorgulamaz, varoluş sancısı çekerek depresyona girmez.”

“ Tamam işte, tüm hayvanlarda öyle değil midir? Anlamsızlıkla baş edebilen canlılardır, bizler öyle değiliz. Çünkü bir gün öleceğimizi biliyoruz. Hayatın anlamına bu yüzden inanmıyoruz, çalış çabala tam bir şeyleri yoluna koy ve ölüm seni kapıda bekliyor olsun!”

“  ‘An’ lar var, şimdi gibi! Anlam burada işte, yanında!”

“ Beni mutsuz etmeye geldin !”

“ Anlamdan kaçamayacağını söylemeye geldim. Her şey bir anda anlamsız geldiğinde işte o zaman tükeneceğini söylemeye geldim. Bunun bedeli mutsuzluk olsa da tüm olup bitenlerin bir anlamı olduğuna inanmanı istemeye geldim.”

“ Çantamda yer olmalı anlam için, hadi onu da koyayım o zaman, sanırım trenim perona yaklaşmak üzere, ben gideyim artık” dedim ve banktan kalktım. Benimle birlikte o da yerinden kalktı, arkamdan gelmeye başladı.

“ Sen de mi bu treni bekliyordun?” dedim.

“ Anlamın olduğu yerde mutsuzluk da vardır. Haydi derin bir nefes al ve trene bin, yolculuk başlasın!”

Nedensiz ve nasıl olacağını düşünmeden çıktığım seyahatte yol arkadaşlarımdan en fazla çatışacağım mutsuzluk olacaktı. Çünkü sigara içiyordu!

 *Özdemir Asaf

Fotoğraf

BENZER KONULAR
YORUM YAZ