Ankara Treni/Öykü/Fırat Demir

reklam
13 Temmuz 2020 0

                                  ANKARA TRENİ 

Köyündeki son uykusunu uyumak için girdi yatağına. Yatak mı , yatak mıydı bu? Altında eski bir döşek, üstünde ince bir yorgan, başının altında odundan sert bir sedir minderi… İşte ailesi vefat ettiğinden beri amcasının karısının ona hazırladığı yer yatağı.’’ Yarın gece gerçek bir yatakta uyuyacağım’’ dedi kendi kendine. Kendini teselli etmeye çalıştı ve gözlerini kapattı. Gözlerini tekrar açması uzun sürmedi.Olmuyordu uyuyamıyordu bir türlü. Veda etmenin ağırlığını kaldıramamıştı belliki yüreği. Boşuna teselli ediyordu kendini, boşuna uğraşıyordu. Belki de Arif buradan kurtulmak  istemiyordu. Gerçek bir yatakta değil de burada uyumak istiyordu belki. İçindeki savaşa ‘’ DUR’’ diyemiyordu bir türlü.

Üniversite okumayı kendisi istememiş miydi, kendisi istememiş miydi bu köyden de amcasından da yengesinden de kurtulmayı? İstediği olmuş Ankara’da üniversite kazanmıştı. Ne diye akıyordu şimdi gözünden bu yaşlar? Gözünden akan birkaç damla yaşı silip ayağa kalktı. Yıllardır uyuduğu döşek dar geliyor, sarıldığı yorgan onu boğuyordu. Küçük odanın içine şöyle bir baktı. Daha önce bu kadar dikkatli incelememişti bu odayı. Bütün odayı inceledikten sonra karşısındaki fotoğraflara takıldı gözleri. Kocaman siyah beyaz bir fotoğraf vardı dedesi olmalıydı bu. Siyah kaşları çatık,bakışları sert saçları yana doğru taranmış bir adamdı. Hiç görmemişti onu , tanıyamamıştı. Onun doğduğu gün ölmüş dedesi. Dedesini  babasından dinlerdi hep. Babası öldükten sonra amcası hiç dedesinden bahsetmemişti ona hatta amcası neredeyse  adam akıllı hiç sohbet etmemişti. Sanki evinde zorla barındırıyormuş gibi davranıyordu ona . Dedesinin yanındaki fotoğrafa kaydı gözleri. Genç iki adam ellerini bir birlerinin omzuna atmış gülüşüyorlardı. Bunların babasıyla amcasının olduğunu anladı. Yüzünde ufak bir tebessüm oldu önce sonra işaret parmağını babasının fotoğrafına doğru götürdü yavaşça babasının yüzünü okşadı ‘’ Seni çok özlüyorum’’ dedi.

       Gözlerini açtığında fotoğrafların altındaki sedirdeydi. Babasını düşünürken uyuyakalmıştı belliki. Yolculuk için hazırladığı üstünü giyindi. Beyaz gömleği, siyah yeleği, siyah ceket ve pantolonu… Aynanın karşısına geçip cebinden çıkardığı tarakla saçlarını taradı. Şöyle bir baktı kendine sonra da duvarda asılı olan fotoğraftaki dedesine baktı nasıl da benzemişti ona.

     ‘’ Köy meydanından minibüse binersin merkezde indikten sonra tren garını bulmak kolay sonra bir Ankara bileti alırsın kendine sonra hoop 24 saate Ankaradasın iyi oku düzgün çalış yeğenim derslerine’’ dedikten sonra yapmacık bir sarılmayla biraz para koydu Arif’in cebine amcası. Çok gurur verici  bir şey  yapmış gibi şişirdi omuzlarını Arif’in saçlarını okşadı. Yüzü gülüyordu. Yengesiyle de vedası uzun sürmedi. Nasıl da mutlulardı Ariften kurtulduklarına. Sebebi ne olursa olsun gitmesine nasıl da sevinmişlerdi.

     Köyden ayrılmadan önce yapması gereken son bir şey vardı. Annesiyle babasının mezarını ziyaret etmeden veda edemezdi köye. Elindeki su bidonlarıyla diğer mezarların arasından kurtulup ailesinin mezarının başına geldi. Ellerini açtı dua etti önce sonra diktiği çiçekleri, mezar taşını, toprağı  yıkadı. Şimdi veda  vakti gelmişti. Arif için en zor veda dirilere ettiği veda değil  de annesi ile babasının mezarına ettiği vedaydı. Annesinin mezarına baktı ‘’ Seni saraylarda yaşatacam diye sözler verirdim annem oysa  yaşatamadım bir daha yanına gelemezsem affet beni annecim’’

Babasının mezarına baktı sonra  süzdü uzun uzun gözünden düşen damlaları sildi eliyle ‘’ Sen benim okumamı istedin hep destekledin beni şimdi beni gör ve oğlunla gurur duy senin için hayalimin peşinden koşacağım baba’’

     İlçe merkezi  hiç de köy gibi değildi.  Köyleri ne kadar sakinse burası o kadar hareketliydi. Daha ilçenin koşuşturmasına ayak uyduramayan Arif nasıl alışacaktı Ankara’ya? Geri dönmeyi düşündü bir an. Ama yapamazdı onun gidişine bu kadar sevinen amcasına bunu yapamazdı, hayali olan üniversiteyi kazanmışken geri dönemezdi bunu kendine yapamazdı ve en önemlisi hayalinin peşinden koşacağına söz verdiği babasına bunu yapamazdı. Bulduğu ilk Ankara biletini alıp trene bindi. Geri dönme düşüncesini tamamen attı aklından. Tren garında koşuşturan insanları seyretti. Her birinin bir öyküsü vardı bu insanların. Her birisinin bindiği tren farklı bir öyküye gidiyordu. Tıpkı kendisi gibi o da birazdan bineceği trenle ‘’ Üniversite Öyküsü’ne’’ doğru yola çıkacaktı. Camdan sevdiklerine el sallayanlar, beraber  yolculuğa çıkanlar… Bir şey fark etmişti Arif: Yalnız olan tek kişi kendisiydi. ‘’ Babam olsa asla yalnız bırakmazdı beni’’ dedi kendi kendine usulca bindi yaklaşan trene.  Yataklı  trenlerden almıştı biletini yolculuğu esnasında bir  tren odasında tek olmak istiyordu. Zaten istemese de  tekti kimsesizdi.  Yirmi dört saat Yirmi dört saatlik bir öykü başlıyordu  Arif için. Camdan yolları izlemeye koyuldu önce izledi izledi izledi…  Havasını, suyunu içine çektiği taşında, toprağında çocukluğunu  geçirdiği yolları seyretti öylece. Bir veda da içtiği suya , soluduğu havaya etti.

Yorgun gözleri kapandı sonrasında gözlerini tekrar açtığında akşam olmuştu.Tekrardan camı izlemeye koyuldu yapılacak ne vardı ki başka?  Uzaklaşmıştı memleketinden , annesinden ,babasından… Uyumadan önce izlediği dağların hangi dağlar olduğunu biliyordu oysa ay ışığı altında kalmış bu dağların,yolların neresi olduğunu bilmiyordu bile. Sadece izliyordu yorulmadan bıkmadan.  Cebindeki kağıt kalemi çıkardı. Şiir mi yazacaktı ? Neden kağıt kalem çıkardığını o bile bilmiyordu. İçindeki karmaşık  duygular zihnine dizeleri mi getirmişti? Peki ya hangi duygular? Ne hissediyordu Arif? Acı mı, mutluluk mu, hüzün mü….? ‘’ Üzerinde mahalle maçı yaptığımız boş arsa seni  özledim,  tek derttaşım olan ahırımızdaki sarı kız seni özledim,  annemi özledim, babamı özledim hatta amcamı bile özledim’’   İçinden ağır duygu yüklü şiirler değil de bunları yazmak geldi Arif’in  içindeki duyguların ifadesi bunlardı demekti. Kağıdı tam katlayıp cebine koyacakken bir cümle daha yazdı kağıda ‘’ Ama hayalimin peşinden gittiğim için mutlu ve gururluyum’’

            Yirmi dört saatin sonunda tren Ankara’ya varmıştı.  Trenden dışarıya adım atar atmaz bir heyecan kapladı içini beraberinde bir korku.  ‘’ Hayat öykümün en güzel sayfalarını yazmaya geldim’’ dedi kendi kendine .Cebindeki yurt adresini aramaya koyuldu. Burası hiç de köy gibi ulaşımı kolay ve yakın bir yer değildi saatler sonra ulaştı kalacağı yurda.

         Yurdun önüne geldiğinde şöyle bir baktı etrafına. Yüzlerce insan vardı yüzlerce yeni yüz onun gibi  bir hayal peşine buraya gelmişler. Bakındı etrafına tıpkı tren garındaki gibi  tek başına olan ondan başka kimse yoktu. Herkesin annesi babası çocuklarını yurtlarına yerleştirmeye gelmişti. Aynı cümleyi kurup yürümeye devam etti’’ Babam olsa asla yalnız bırakmazdı beni’’ Yürürken birden durdu etrafındakilere bakıp haykırmak istedi

 

‘’ Şuan yalnız olsam da en şanslınız benim çünkü birazdan hepiniz yalnız kalacaksınız oysa  benim babamın kalbi  uyurken bile benimle!’’ 

 

Fırat Demir

 

BENZER KONULAR
YORUM YAZ