Alayına Gider Senfonisi/ Turhan Yıldırım

reklam
01 Mayıs 2020 0

Yürüyordu şehrin devasa yollarında. Yaşadığı yerin büyüklüğü içerisinde küçücük kalmış, omuzlarına binen kasvetin yüküyle adımlıyordu caddeyi. Sanki biraz önce adam öldürmüş de teslim olmaya gidiyormuş gibi bir hâl vardı üzerinde. Ama o yalnızca stüdyoya girip yeni şarkısının kaydını yapacaktı.

O, rap müziğin ülkedeki ilk temsilcilerinden biriydi. Yirmi beş yıl önce piyasaya adeta fırtına gibi girmiş ve toplumsal eleştiriyle bezenmiş şarkıları döneme damga vurmuştu. Fakat yıllar ilerledikçe hayran kitlesi erozyona uğradı. Geçen zamanla birlikte değişen rap müzik piyasasında adı yavaş yavaş unutuldu. Satmayan albümler, dolmayan konser salonları derken, son birkaç yıldır artık hiçbir şey üretmeyen, yalnızca geçmişiyle avunan bir adam hâline geldi.

Bunalım dolu günler birbiri ardına geçerken albümlerinin eski yapımcısı olan arkadaşından gelen bir telefonla yeniden gerçek hayata döndü. Yapımcının ondan istediği, rap müziğin yeni hâline uygun bir şarkı yapıp söylemesiydi. Yani, sırf kafiye olsun diye anlamsız kelimelerin sıralandığı, bel altından vuruşlu sözcüklerle hecelenerek söylenen bir tür ortaya karışık çorba. Yazdığı her satırdan pişmanlık duysa da istenilene harfiyen uyan bir parça yaptı. Yapımcı, sözlerini bir kez dinledikten sonra şarkıyı çok beğendi ve ondan tekli albüm için kayda girmesini istedi.

Yürüyordu şehrin devasa yollarında. Birazdan bunca yıldır yaptığı müziğe ihanet edecek olmanın verdiği ağırlıkla eziliyordu. Stüdyoya doğru yürürken geçen her dakikada adımlarını daha yavaş atıyordu. Hatta öyle bir an geldi ki sonunda durdu. Ne ileriye ne de geriye doğru tek bir adım atabiliyordu. Zihninde öyle bir savaş vardı ki kararsızlık tüm bedenine hâkim olmuştu. Dakikalar kendi arasında kovalamaca oynadı ve o, zihninde beliren düşüncenin etkisiyle ileri doğru harekete geçti. Bu sefer de sanki kaybettiği zamanı geri kazanmak istiyormuşçasına koşar adım yürüyordu. Üstündeki umutsuzluk bulutları dağılmış ve omuzları dik bir şekilde devam ediyordu yoluna. Sonunda stüdyonun bulunduğu binanın kapısına geldi. Derin bir nefes alarak içeri girdi ve bundan sonra başladı kızılca kıyamet:

Gömleğinin yaka rengine takık ruhu müebbet insan duyuyor musun sana sıraladığım lafları

Zincire vurduğun zihnin tükürüyor yüzüne varoluşsal çığlığı haşlama suyunun rengine hayran kurbağa tipinde insan kılığı

Plaza dili ve edebiyatı mezunu yirmiyedincikat fıstığı kafede içtiğin kapuçinolar yaktı o zehir zemberek ağzını

Yerlere serilen muzlardan başlasın kaydırmalı ayak oyunları sallanan ipte dikkatli yürüsün patronun kapıkulları

Sabahakşam işinden nefret eden sensin takmışlar boynuna kravattan halkanı kendini bir halt zannedersin anca alınca üçkuruşluk zammını

Yazdığın yalamalık kitabından aldın salaklık beratını kapı dışarı koyulduğunda gördün mü hayatın anlamını

Az yedik bitirelim sömüremedik tüketelim tatmadıysanız hala size plaza tipi kaşar mı yedirelim

Güzelliğinin uçucu rengine takık ruhu müebbet insan duyuyor musun sana sıraladığım lafları

Cerrahta işi bitmeyen rezidansta müşteri avcıları yüzüne asit dökse de hiçbir zaman düzelmez kırışıklıkları

Airbag dudaklarınla yavrum çıktığın altın arayıcılığı tıpkıbasım güzelliğinle satın alırsın anca sonsürat yalnızlığı

Havaya saçtığın paranın tatlı kalabalığı etrafında sivrisinek yuvaları görünüşte attığın mutluluk çığlıkları uyuşuk kafanda hiçliğin envai çeşit karekodları

Kusursuzluğun arayışındaki zihnin beynindeki telleri tek tek yaktı geriye kalan anca sana soyup bitirdiğin derinin kalıntıları

Güzelliğin olmuşsun bağımlısı açlığın karakuru müptelası sendeki bu tıkabasa para sevdası yaratır bolca karın ağrısı

Az yedik bitirelim sömüremedik tüketelim tatmadıysanız hala size gergedan boynuzu mu yedirelim

Şişmiş kollarının şekline takık ruhu müebbet insan duyuyor musun sana sıraladığım lafları

Altında spor arabanla olmuşsun hız manyağı attığın makaslar ecelinin keskin bıçağı körkütük sarhoşluğunla toplarsın anca bedeninden parçaları

Fitness salonunda attığın havaları balonmuş gibi şişirdin kasları hapurhupur yuttuğun protein tozları oldun mu böyle erkeğin hası

Adamım adam diye geziyor sanki ortamların kralı şeklinden başka bir numarası yok zavallı adam kılığı

Seri köz getirmeli nargile havacıvası dumanıyla yanmış boşbeleş kafası yanına aldığı pek sevgili yancısı bugün tattıklarının sonra çıkar acısı

Güvendiği çilçil baba parası arkasında her zaman dayısı amcası bu kadar şımarıklığın finalinde görülür illa hoca selası

Az yedik bitirelim sömüremedik tüketelim tatmadıysanız hala size zakkumun kökünü mü yedirelim

Söylediği şarkının son sözleriyle birlikte sanki ruhu da çekip gitmişti içinden. Yapımcı arkadaşının ve diğerlerinin şaşkın bakışları altında hızlıca çıktı stüdyodan. Binanın hemen önünde, inşaatlarda görmeye alıştığımız bir kum kamyonu duruyordu. Fakat bu aracın benzerlerinden farkı, kum yerine onun satmayan albümleriyle yüklü olmasıydı. Birkaç dakika geçtikten sonra kamyon yükünü binanın önüne boşalttı. Günlerce hatta yıllarca verilen emeğin karşılığı, tıpkı morgda yatan ölü bedenler gibi serilmişti kaldırımın üzerine. Bir süre şaşkınca albümlerine baktı. Sonra onları yavaşça yerden toplayıp ellerinin arasına aldı. Ve birden büyük bir hınçla binanın camlarına doğru atmaya başladı. Sanki bugüne kadar yaşadığı tüm başarısızlıkların acısını çıkarıyordu. Gücü bitip tükeninceye kadar onları attı, attı ve…

Bir anda gökyüzünü çeşit çeşit kuşlar kapladı. O kadar çoklardı ki gök maviliğini, renk cümbüşüne terk etti. Albatroslar, martılar, ebabil kuşları… Hatta efsanesinin içinden Zümrüdüanka bile çıkagelmişti. Ötüşleriyle adeta bayram yerine çevirmişlerdi semayı. Yüzlerce, belki de binlerce kuş yere inip gagalarıyla topladılar albümleri ve yeniden çekildiler gökyüzüne.

En son Zümrüdüanka indi yere ve onu -rap müziğin adsız kahramanını- üzerine alıp efsanesine doğru yol aldı usulca.

Fotoğraf

BENZER KONULAR
YORUM YAZ