Zülfü Livaneli: “Gelenekle modernleşme arasında bir kavga yaşanıyor ve bunun bedelini kadınlar ödüyor.”

Zülfü Livaneli: “Gelenekle modernleşme arasında bir kavga yaşanıyor ve bunun bedelini kadınlar ödüyor.”

Zülfü Livaneli: “Gelenekle modernleşme arasında bir kavga yaşanıyor ve bunun bedelini kadınlar ödüyor.” Ne yazık ki her gün bir yenisine tanık olduğumuz kadın cinayetleri devam etmekte güzel ülkemizde. Sayın Livaneli’ye röportajımızda bu konuyu da sorduk ve aldığımız cevap ülkemizin gerçekleriyle bir kez daha yüzleştirdi bizi!

Son yıllarda yazdığı birbirinden ilginç romanlarla okurlarıyla buluşan Zülfü Livaneli ile ilginç bir röportaj yapma şansımız oldu. Bu röportaj, Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Fatih Ayan’ın girişimleriyle gerçekleşti. Kendisine okurlar adına teşekkür ediyorum.

Zülfü Livaneli, pek çoğumuzun şarkılarıyla büyüdüğü önemli bir sanatçısı ülkemizin. Konserlerine gitme şansınız olmuştur sanırım, benim oldu. Unutulmaz, muhteşem bir konserdi Ankara’da seneler önce. Politik duruşu, müzik ve edebiyat alanında verdiği eserleri ve ayrıca gündeme dair gazete yazıları ile ülkemizin sorumluluk sahibi aydınlarından ve yol göstericilerinden kendisi. Son yıllarda da romanlarıyla aydınlatmaya devam ediyor bizleri. Sağlam kurguları, bellek tazeleyen bilgi paylaşımları, toplumun her kesiminden seçtiği roman kişileri ile hepimize hitap eden yaklaşımı, estetik bir dille aktardığı mesajları bizleri kucaklamaya devam ediyor.

Sevgili Edebiyatist okurları, röportajı ilgiyle okuyacağınızı umuyorum ve sanatçının verdiği yanıtlarda: Şimdilik müzik çalışmalarına ara verdiğini, ancak daha anlatacak çok öyküsü olduğunu dile getirdiğini belirtmek istiyorum. Sözün özü: Var olan Livaneli şarkılarını dinlerken sanatçının yeni romanlarıyla buluşmaya devam edeceğiz!

Sayın Livaneli,

Söze teşekkürlerimi ileterek başlamak istiyorum hem kendi adıma hem de Edebiyatist okurları adına. Sizinle söyleşi yapabilmek gerçekten çok heyecan verici!

Şu anda son romanınızı okumaktayım. Oldukça ilginç buldum. Okudukça bir Türkiye manzarası çıkıyor her yönüyle. Konstantiniyye Oteli’ni yazmaya nasıl bir ruh haliyle başladınız ve yazma süreciniz nasıl geçti? Okuyucularımızla bu bilgiyi paylaşabilir misiniz?

Konstantiniyye Oteli uzun zamandır kafamdaydı. Zaten üzerinde çok düşünmediğim, yoğunlaşmadığım roman olmuyor. O dünyayı önce ben tanımalıyım ki okurlara anlatabileyim. Genellikle romanların kuluçka devreleri uzun sürer, sonra oturur hızla yazarım. Ama KO öyle olmadı, yazım süreci de uzun sürdü. Şimdiye kadar beni en çok yoran romanım diyebilirim.

Konstantiniyye Oteli’ni okurken “zamanda yolculuk” tadı veren bölümlerle de karşılaşıyoruz. Ben bunun farkındalık artırıcı bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?

Haklısınız. Zaman, roman yazımındaki en önemli kavram. Hayat zamanı mı, anlatım zamanı mı hangisini öne alacağınıza karar vermelisiniz. Ayrıca zaman romanda eğilir, bükülür, kısalır, uzar; romana gerekli dinamizmi sağlar.

Kardeşimin Hikâyesi romanınız da oldukça ilginçti ve öyle bir yerde bitti ki ben okuyucu olarak umarım devamı olur, dedim. Olma ihtimali var mı? Ayrıca kanımca kurgu bakımından oldukça ilgi çekici, dizi veya sinema filmi olarak çekilme durumu var mı?

Kardeşimin Hikayesi orada bitti; Pelin’in hayata devam ettiğini bilyoruz, belki bir gün başka bir romanda ortaya çıkar. Film projesi ise yok.

Mutluluk romanınızda okuyucu çok sert bir yüzleşme yaşadı. Aile içi cinsel taciz konusu bizim toplumumuzun tabularından. Bu romanınızda da aynı konuyla yüzleştik yine. Neden, yaşanan tüm gerçekliğe rağmen, devletimiz bu konuda açıkça kadının yanında yer alamıyor? İnsanlık dışı bu durum hep böyle sürüp gidecek mi sizce?

Ülkenin en yakıcı sorunlarından birisi bu. Mutluluk romanını yazdığım dönemden bu döneme kadın cinayetleri en az on kat arttı. Gelenekle modernleşme arasında bir kavga yaşanıyor ve bunun bedelini kadınlar ödüyor. Kadın, geleneksel rolünü reddedip daha onurlu bir yaşam istediği anda tabancalar, bıçaklar konuşmaya başlıyor. Bu sorunun çözülebilmesi için toplumun bir zihniyet devrimi geçirmesi gerekir ki o da ufukta görünmüyor. Bu konuda çok üzgünüm.

Romanlarınızı okurken yüzleşmelerin yanı sıra aynı zamanda ”sağanak yağmur” şeklinde bir bilgi iletme yönteminiz var. Ben bu yönteminizi tarih ve sosyoloji bilmeyen bir toplum olduğumuz için çok yerinde buluyorum. Bu konuda siz ne söylemek istersiniz?

Romanda bilgi olmalı elbette ama belkemiğinin taşıyacağı kadar. Çünkü her romanın estetik ögelerinin yanı sıra, mühendislik hesapları da vardır. Romanı taşıyan kolonlarınızın sağlam olması gerekir. Eğer yeteri kadar sağlamlarsa bilgiyi taşıyabilirler, yoksa yıkılırlar. Ben bu romanda bilgilerin çoğunu, bölüm başlarında alıntılar biçiminde verdim. Bu, bazı romancıların kullandığı sağlam bir yöntem. Ayrıca İstanbul gibi bir kenti ele alırken, bazı bilgilerin kullanılması ve bir tarih bilinci uyandırılması kaçınılmaz oluyor.

Sizin romanlarınızı okuyan pek çok üniversiteli öğrenci var. Bir yazar ve topluma karşı sorumlu bir aydın olarak onlarda görmek istediğiniz belirli bir etki var mı? Eminim ki bu cevap onlara önemli bir motivasyon olacaktır.

Üniversitelere gittiğimde, okur soruları beni çok mutlu ediyor. Bazen romanlarımda benim bile farkında olmadığım noktalara değiniyorlar. Genç kuşağın romanlarıma gösterdiği ilgi en büyük ödül.

Romanlarınızla buluşmanın şansını yaşıyoruz ancak müzik bakımından da özellikle ilk türkülerinizi bir araya getirip biz dinleyicilerinizi böylelikle bahtiyar etmeniz söz konusu olabilecek mi?

Şimdilik müzik çalışmalarına ara verdim. Sanki bunca yıldan sonra, içimdeki ezgiyi insanlarla paylaşmışım gibi geliyor ama daha anlatacak öykülerim var.

Son olarak bizim gibi sosyal medya üzerinden örgütlenip edebi paylaşımlara ağırlıklı olarak yer veren pek çok sayfa sahibine ve takipçilerine önerileriniz olabilir mi? Sizin sosyal medya paylaşımları ile ilgili fikriniz nedir?

Sosyal medyadaki iletileri, okyanusa şişe içinde bırakılmış mektuplara benzetirim. Bazen kime gönderdiğiniz belirsizdir ama birisi mutlaka bulur o şişeyi ve içindeki mektubu okur. Yaptığınız iş çok yararlı. Nitelikli edebiyata ne kadar çok okur, yazar, eleştirmen, yayıncı kazandırsanız, ‘’Edebiyat Cenneti’’ nin kapıları o kadar kolay açılır. Biliyorsunuz J.L. Borges cenneti uçsuz bucaksız bir kitaplık olarak düşlüyordu.

Sayın Livaneli, Edebiyatist olurları olarak tekrar teşekkür ediyoruz doyumsuz sohbetiniz için!

Nurdane Öz, Edebiyatist Dergisi Editörü

3 Yorum Zülfü Livaneli: “Gelenekle modernleşme arasında bir kavga yaşanıyor ve bunun bedelini kadınlar ödüyor.”

  1. Sevgili Fatih Ayan ve Nurdane Öz Konstantiniyye Oteli ni bitirip röportajla karşılaşmam çok güzel bir tesadüf oldu. Çağımızın duayeni,hepimizin bir tarafından model aldığı sevgili Zülfü Livaneli ile bizleri buluşturduğunuz için sonsuz teşekkürler…

  2. Değerli Editörümüzü kutlarım. İyi bir çalışma olmuş.
    Sayın Livaneli’den hep birşeyler öğreniriz; bu söyleşide de öyle oldu.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.