Yitik Şehrin Masalcısı / Gökhan Arslan

zaman, ölü taklidi yapan bir hayvan gibi uzanıyor aramızda.
dişine maydanoz yapışmış bir böcek, bahçenin yeşilini
getirip odanın ortasına bırakıyor. gövdendeki ayak izlerine
bakıp kendinden uzaklara gitmenin hayalini kuruyorsun.

beyaz güllerin yazındasın, siyah güllerin yazında.

sadece kuşların girebildiği bir kıyı kahvesinde, hasta ve
yaşlı elleriyle ağ onaran yorgun kadınlara bakıyorsun. az
ötede, teknenin içini temizliyor daha denize açılmayı
öğrenememiş bir çocuk. dalından önce güneşi gören kavak
ağaçları, boş bir salıncak gibi sallanıyor rüzgârda. senin
bir adın yok artık. sen adını, yanına su gibi kıvrılan bir
akşama verdin. yeni kaynamış gül reçeli kokan bir sabaha.

uçurtmanın gökyüzünde bıraktığı izde arıyorsun çocukluğunu.

göğünü kaybetmiş bir yıldız kümesine açıyorsun koynunu.
ne zaman sana baksam, hep başka yerlerde oluyorsun. başka
eşyalara bırakıyorsun nefesini. avuçları terliyor günün, sensiz
geçen saatlerden.

ömrümün en uzun mayısı diyorum ben buna. kırmızı çimenlerin
üstüne düşüyor ölü kelebekler. güneş, ıslak ot yığınlarının
arasında kaybolup gidiyor. bağbozumunda mı bozuldu dünyayla
aranızdaki bağ? anlarken anlamını yitirdiklerimiz, bu yüzden mi taşlara…
vurdu başını? taşrada kurulmuş bir pazar yeri gibi ıssızlaşan
bu kalp senin mi? geçiyorsun işte başkasına sır diye verdiğin
sözcüklerin arasından. kenarında dolaşıyorsun içinde açtığın oyuğun.

zaman, ölü taklidi yapan bir gökyüzü gibi uzanıyor aramızda. sen
kalkıp ağaçlara gidiyorsun. koltuğunun altında kitaplarla…

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.