garip
garip
garip

Yeniden Kırıl Benine / Ebubekir Narinciak

01 Ağustos 2019 0
reklam

Aklımızla kalbimize yeni düşünceler ekiyor ve durmadan bir inanan arıyoruz. Kendimizle kaldığımızdan beri, sabahlara şiir bağışlamıyoruz. Bitmeyen şiir duraklarımız vardı. Sonunda her an’a bir an ekliyor ve yeni bir an yaratıyoruz; yeni bir insan, yeni bir dünya ve yeni bir şiir oluyoruz kendimize. En çok başkalarının aynası olurken kaybediyoruz kendimizi.

Bulunduğumuz çevrenin düşünce fakiri, gösteriş zenginiyiz. Çoğu zamanlar günün ilk ışıklarıyla yeni bir benle kalkacağımıza inanıyoruz. Gün ortalarına doğru binlerce ben’e bürünüyoruz. Misal; Evi kalabalık bir ailenin babasına dönüşüyoruz ve o asi yanımız otokratik bir baba rolüne dönüşüyor. Masamızın başucuna oturmuş gazetemizi almış ve çayımızı yudumluyoruz. Evimizin dört köşesi suskun ve kalabalık bir toplumu andırıyor. Veyahut yeni evli iki genciz. Yani; İki kişilik bir toplumdan arta kalan bir kalabalık. Belkide iki medeni şehir insanı, ayrı eve çıkılmış “Kuş yuvadan uçmuş” mantığının bir sonucuyuz. Belkide liseden terk bir aylağa dönüşüyoruz. Yani, kahvehanelerin koyu çaylarını içen ve küfür kokan ağızlarımızla elimizin boşluğunda sallanan tespih taneleriyiz.

Kendimizin toplamı mıyız? Yoksa çevremizin ortalaması mı?

Kutsal olan biz! yani ‘insan’ her şeyi kendiliklerimize sığdırma çabasından öteye gidemiyoruz. “En iyisi benim!” demeyi hiçbir insana bırakmayacak kadar akıllı biri olduğumuzun kanısındayızdır. Düşünce dünyamızda bile vasıfsız bir benliğe gireceğimizi kendimize inandıramıyoruz. Bu noktada sahiplenebileceğimiz bir hayat sunmalıyız kendiliklerimize. Yeni bir öykü yazmaya başlamalıyız, yeni bir kitap okumalıyız, yeni bir şiir yazmalıyız ve yeni bir gülüş elde etmeliyiz, ta ki ölüm bizi yenene kadar. Mesela; içtenliklerimize kuş cıvıltılarının seslerini doldurmalıyız, sabahın erken vakitlerinde yüreğimiz durmadan ötüşmeyi bilmeli. Soluğumuz duvarlarda yankılanan insan siluetlerinden ibaret olmamalıdır. Yolda yürürken veya cam kenarlarına sevgilerimizi bağışlarken sadece o anımızla vakit geçirmemeliyiz. Biraz da içimizin dışına çıkıp, caddenin öbür tarafında da kendimize bakmayı bilmeliyiz.

Bu sahtekârlıklarımızdan soyunmalıyız, sokaklardan gezen ayak tabanlarımızın tozlarını silkmeden yol alıyoruz, beton yığını şehirlerin gürültülerine bir kaç şiir bağışlamadan nereye gidiyoruz. Kuşların göç yolunu kaybetmiş gökdelenlerden arı ardına insan kokusu göğe yükseliyor ve göğsümüz dur durak bilmeden kabarıyor.

Biz nerenin dünyalılarıyız? İşgal edilmiş bir bedenin arta kalan ruhları mıyız?

Birileri gözümüzün içine baka baka aşklarını haykırmalı, birileri hüznünü en derinlerinde yaşamalı, birileri mavi mavi bakmalı. Biz demeyi bilmeliyiz her şeyden evvel, sokaklardan geçen çocukların sevinçlerini yüreğimizde yaşamalıyız. Bir vakit gelip çattığında biz yaşadık demeden geçmemeli ömür kırgınlıklarımız. Bir anne, bir baba, bir kardeş, bir kadın, bir erkek ve en çok hayat arkadaşları olmalıyız birbirlerimize. Sevinçlerimizi en derinden yaşamalı ve korkmadan en derinden de ağlamalıyız. Öyle bir ağlamalıyız ki “ben hakkını vererek yaşadım bütün hüzünlerimi” demeliyiz. Bilmiyoruz ki, zamanımızı eskimiş bir saatin yelkovanına sığdırarak göçüyoruz.

Yani bir ben olmalı biz olan; Yeniden gülmek için, yeniden, sevmek için, yeniden aşık olmak için. Yolda yürürken bütün çiçeklere selam vermeliyiz, bütün kuşlara şiir bağışlamalıyız. Evet, yeniden başla her şeyi sen yapan sevgilerini. Yeniden kırıl bütün bilinmezliklerine, yeniden bağışla incinmişliklerini. Hadi mavi mavi bak gökyüzüne, sevinçlerini saklayabileceğin hüzünlerin uçsun artık.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR