Yazmıyorum… Savaşıyorum… / Zeynep Özdal

                       “Önüne gelen yazar oluyor arkadaş!”

     Hayır efendim olamıyor… Eline kalem alan herkes emeğini, yüreğini, benliğini ortaya koyup bir eser çıkarıyor fakat önüne gelen yazar olamıyor… Bunların bazıları belki hak etmiyor… Belki bazılarının daha çok çabalaması gerekiyor… Ama bazıları var ki hak etse bile -ne yaparsa yapsın- sistemin acımasız girdabında kaybolmak zorunda kalıyor…

Okuyan ve yazan herkes için faydası olacağını düşündüğüm bazı acı gerçeklerden bahsedeceğim bu ay… Oyuncak ayısına sarılan küçük bir çocuk gibi kalemine sarılmış, kalp sızısının dinmesini bekleyen bay ve bayan hiç kimselerin hikâyesi bu… Yaralanmış, incitilmiş, yıpratılmış ve hırpalanmış olanların hikâyesi…

Bayan Hiç Kimse…

Koca bir ülkenin, uzak bir köşesinde yaşayan genç bir kız varmış. Dünyaları aşan bir hayal gücüne sahipmiş bu kız. Ve gün boyu, pencerenin önünde oturup hayallerini düşler ve sonra bir bir kâğıda dökermiş. Pembe nehirlerin aktığı, kurbağaların şarkı söylediği, ejderhaların nefesleriyle gökyüzüne resim çizdiği hikâyeler yazarmış. Düşünceleri öyle büyüleyiciymiş ki kısa zamanda tüm şehre yayılmış… İnsanlar küçücük bahçeli evinin önünde kuyruklar oluşturmaya başlamış. Ve bu genç kız her gelen okuyucusuna yazdığı hikâyelerden birini hediye edermiş. İnsanlar okudukça genç kız daha çok yazmak istermiş. Ve genç kızın hikâyeleri öyle bir üne ulaşmış ki tüm dünya bu hikâyeleri okuyabilmek için can atmaya başlamış…

Gerçekten hikâyesi böyle mi olmuş? Hayır, hiç sanmıyorum… Çünkü o Bayan Hiç Kimse… Eline kalemini aldığı andan itibaren sona ulaşmak için türlü zorluklardan geçti. Baş karakteri ile dağları aştı, nehirlerden geçti, ejderhalarla savaştı. Onunla birlikte aşık oldu, onunla üzüldü, onunla birlikte ihaneti gördü, göğüs gerdi… Tüm savaşçılar gibi sonuna kadar direndi. Sarayın kapısı tam karşısındaydı. İçeri girip prensesi kurtaracaktı. Sarayı koruyan acımasız ejderha uyuyordu, usulca yaklaşıp kalbine kılıcını sapladı. Kapıya vardığında kılıçtan hala kan damlıyordu. Gözlerini dikti ve güm!

Açık zannettiği kapı aniden kapanmıştı. Etrafındaki her şey birden yok oluyordu. Ejderha küle dönüyor, ağaçların yaprakları sis gibi dağılıyor ve Bayan Hiç kimse gerçek dünyasına geri dönüyordu. Kapanmış kapının önünde, soğuk bir bina katındaydı. Bu kapının ardında hayallerini göremeyen kör insanlar vardı.

Onlar yalnızca parlayan yıldızları görürlerdi. Yalnızca “popüler” olanları okurlardı. Yalnızca “şimdi bunlar popüler” dediklerine bakarlardı. Ve bu genç kız kapının ardındaki dünya için sadece “Hiç kimse” olabilirdi… Ne de olsa onlar “Efendi”ydi…

Ve Bay Hiç kimse…

Uzun bir koridorda yüzlerce kapı vardı. Ve hepsinin sertçe kapanış sesi birbiri ardında yankılanırken Bay Hiç Kimse fısıldayan bir ses duydu. Uzak bir köşede, hafifçe aralanan puslu bir oda vardı. Bay Hiç Kimse’nin şansı biraz daha yaver gitmiş gibi görünüyordu. Hızla koşmaya başladı. Nefesi soğuk havaya karışıp buhar olurken o, en sonda onun için aralanan kapıya ulaştı. Evet, bu bir fırsattı. Duygu dolu kelimeler romanın sayfalarından hayata dökülüyordu. Bay Hiç Kimse heyecanla kapıyı açtı ve içeri girdi. Artık parmaklarının sıkıca kavradığı hikayesi can bulacaktı. Ama işler hiç de tahmin ettiği gibi değildi.

Efendiler gözlerini önce dosyasına dikti ve hemen ardından, cebinde her şeyden habersiz duran cüzdanına… Emeğinin karşılığını almak için bazı bedeller ödemesi gerekliydi. Asla umursanmayacağını, yıldızların ışıkları arasında kaybolacağını henüz bilmiyordu. Çünkü unuttuğu bir gerçek vardı. O hala Bay Hiç Kimse’ydi…

           Yazan herkes bilir elbette… Bu yol hiçbir zaman kolay değildir. Yıllarınızı verirsiniz… En sevdiklerinizle geçireceğinizi zamandan çalarsınız… Herkes mışıl mışıl uyurken kan çanağı olmuş gözlerinizle gecenin bir yarısında aklınızda uçuşan cümleleri yazmakla meşgul olursunuz. Bu bir tutkudur, vazgeçilemez, önüne geçilemez… Belki de sadece siz öyle sanıyorsunuz…

Kaç kişinin, yaşadığı olumsuz tecrübelerden dolayı kaleme küstüğünü biliyor musunuz? Kaç kişinin kandırıldığını, kaç kişinin sömürüldüğünü ve kaç kişinin aşağılandığını… Onlarca, belki yüzlerce, belki binlerce…

Reddedilen dosyaların hepsinin mükemmel olduğunu savunmuyorum elbette… Fakat okunmadan karar verilen onca dosyanın içinde yatan cevherleri düşünün. Azıcık destekle dünyayı titretecek cümleleri… Ama ne önemi var ki? Tanınmamışsan, yazamazsın… Yazsan bile emeğini asla alamazsın… Çünkü sen Hiç Kimse’sin…

Ve işin tuhafı bu sistem sizi bir şekilde kısır bir döngüye sürüklüyor… “Biz yeni yazarla çalışmıyoruz!” cümlesini sıkça duyuyorsunuz. Ve daha kötüsü kimse eskimeniz için size fırsat vermiyor… Ve siz hep en yeni ve hep en tanınmamış kişi olarak kalıyorsunuz… İşte o devrede kişisel savaşınız devreye giriyor. Issız bir adaya düşen biri gibi hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Bu çabanızın elinizdeki çıraları birbirine sürterek ateş yakmaya çalışmaktan hiç farkı yok üstelik. Üzerinize inadına yağmur düşüyor…

Ve birileri tam o anda kulağınıza başka bir şey fısıldıyor… Belki tanınan bir referans bulmalısın, diyor. Bu aslında hem teoride hem pratikte işe yarayan bir durum ne de olsa. Mantıklı geliyor size de… Çünkü çokça okumuşsunuz, “Şu kişi elimden tuttu,” cümlesini… Ama işin en kötüsü ne biliyor musunuz? Kimse elinizden tutmayacak… Hatta Efendiler’den bile daha acımasız tepkiler verecekler.

Hayallerinizde ulaşmayı hedeflediğiniz kişiden “Daha yayınlanmamış bir eseri asla okumam!” cevabını aldığınızda sadece incinmiyorsunuz. Her şeye öfke duymaya başlıyorsunuz. Size sırt çevirenlere, kapıyı acımasızca yüzünüze kapatanlara, “Olur ama şu kadar para vermeniz lazım,” diyenlere, “Biz basarız ama ilk 3-5 baskı bizimdir,” diyenlere, kitabı 2 TL’ye mal edip size ödemeyi kitapla yaparken fiyatını 25 TL’den hesaplayanlara… Herkese ve her şeye öfkeleniyorsunuz…

Çünkü siz Bay ve Bayan Hiç Kimselersiniz…

Ama bazen de şans gerçekten yüzünüze gülebilir. O beklediğiniz el en karanlık anınızda tutup sizi ışığa çıkarabilir… Bunu yaşayabilmeniz için gerçekten yüreğiyle yazan ve size biraz olsun inanan biriyle tanışmanız gerek… Ben kurtarıcımı buldum.

Sonsuz teşekkürlerim onun için…

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.