Yavru Serçe / Gökşen Gökay ŞAHİN

Deniz, evde çok fazla zaman geçirmeyi sevmeyen bir çocuktu. Daha çok dışarıda olmayı, kırlarda arkadaşlarıyla gezmeyi ve oynamayı severdi. Oyun oynayıp, gönlünce gezdiği zaman kendini daha özgür hissediyordu. Annesi ve babası bu durumdan şikâyetçi değillerdi. Çünkü okuldan eve geldiğinde, önce öğretmeninin verdiği görevleri yerine getiriyor, sonra da annesinden ya da babasından izin alarak özgürce oyunlar oynuyordu.

Deniz o gün okulda çok güzel zaman geçirmişti. Öğretmeni Deniz’in yaptığı resmi çok beğendiği için sınıfın panosuna asmış ve onu arkadaşlarına alkışlatmıştı. Bu yüzden çok mutluydu. Okuldan çıkış zili çaldığında heyecanla, arkadaşlarını bile beklemeden okuldan çıktı. Çünkü evdekilere okulda yaşadıklarını anlatmak için sabırsızlanıyordu. Gittiği okul evlerine yakındı. Aralarında sadece elma ağaçlarının olduğu bir bahçe vardı. Deniz bu bahçeyi geçince evine ulaşıyordu. Her zaman geçtiği bu yolu çok seviyordu. 

Deniz biraz etrafına bakındı. İlkbahar mevsimi geldiği için bütün ağaçlar çiçek açmış, toprağın üzerinde papatyalar bitmişti. Her yandan kuş sesleri geliyordu. Evdekilere güzel haberi vermeden önce biraz da çiçek toplamayı düşündü. Bir beyaz bir sarı papatya toplayarak eve doğru yaklaşıyordu. 

Deniz papatyaları toplayarak eve doğru giderken bir kuş sesi duydu. Her tarafta kuşlar uçuyor ve ötüşüyorlardı fakat bu ses çok farklıydı. Sanki yardım isteyen bir bebek ağlaması sesi gibiydi. Deniz hemen etrafındaki ağaçlara baktı. Bu kuşu hem çok merak etmişti hem de yardıma ihtiyacı olup olmadığını anlamak istiyordu. Ağaçları gözleyerek, sesin geldiği yere doğru yaklaştı. Ses iyice artmıştı. Durmaksızın öten bu kuşu mutlaka görmek istiyordu. İyice yaklaştığında sesin ağaçtan değil yerden geldiğini fark etti. Merakı iyice artmıştı. Hemen otları aralamaya başladı. Sonunda ağlar gibi öten kuşu buldu. Bu yavru bir serçeydi. Yavru serçe Deniz’i fark edince korktu. Yavru kuş uçmaya çalışıyor fakat kanatları çok küçük olduğu için otların boyunu bir türlü geçemiyordu. 

Deniz kuşun yaralı olduğu için uçamadığını düşündü. Kuşları çok sevdiği için ona yardım etmek istiyordu. Yavaşça yavru kuşa yaklaştı ve onu yakaladı. Çok heyecanlanmıştı. Kuş yumuşacıktı bu yüzden Deniz sıkarak ona zarar vermekten korkuyordu. Kuş da Deniz’den korkmuştu. Yavru kuş o kadar ürkmüştü ki; Deniz, onun kalp atışlarını hissedebiliyordu. Hemen yarasını bulmak için dikkatlice kuşun her yerini inceledi. Fakat hiç yara yoktu. Kanatlarının küçüklüğünü fark edince yavru bir kuş olduğunu anladı. “Acaba yuvası nerede?” diye düşündü. Etrafına bakınırken, ağaçtan tıpkı elindeki yavru kuş gibi öten bir kuş sesi duydu. Hemen kafasını kaldırdı ve ağacın dallarının arasındaki kuş yuvasını fark etti. Elindeki yavru kuşu okul çantasının boş yerine dikkatlice koydu ve daha sonra ağaca tırmanarak yuvanın içine baktı. Daha önce boş kuş yuvası görmüştü. Anne kuşların yuvayı kuru otlarla ve toprakla yaptığını biliyordu ama ilk kez içinde yavrular olan bir kuş yuvası gördü. Yuvada üç yavru kuş daha vardı. Deniz’i görünce ağızlarını büyük büyük açıp ötmeye başladılar. Deniz’in heyecanı daha da arttı. Az önce yakaladığı yavru kuşun bu yuvadan düştüğünü ve yuvadaki üç yavru kuşun kardeşi olduğunu anlamıştı. 

Deniz tekrar ağaçtan indi. Yakaladığı kuşu yuvaya koyması gerektiğini biliyordu. Fakat ilk kez bir serçeyi bu kadar yakından görmüş hatta ilk kez bir kuşa dokunmuştu. Bu yavru kuşu çok sevmişti ve “bu benim kuşum olsa  ne güzel olur.” diye düşündü, onu bırakmak istemiyordu. Hem önceden beri evde bir kuş beslemeyi çok istiyordu. “Burada kalırsa ağaçtan da düşüyor, ben alırsam ona çok iyi bakarım” diye düşündü.

 Evet, Deniz kararını vermişti: bu kuşu eve götürecek ve besleyip büyütecekti. Onu önce evlerinin altında bulunan eski bir kafeste beslemeyi sonra kendine alıştırmayı düşündü. Evin içinde uçtuğunu, eline ve kafasına konduğunu, hatta okula bile peşinden uçarak geldiğini hayal etti. Sonra kuş yuvasından bir kardeşini daha alsam mı diye düşündü. Fakat onu alırsa bu yavru kuş kardeşiyle oynar ve Deniz’e alışmazdı. Hem iki kuşa bakmak zordu. Bu yüzden kardeşini almaktan vazgeçti ve eve doğru heyecanla yürümeye başladı. O kadar heyecanlı yürüyordu ki bazen fark etmeden birkaç adım koşuyor sonra tekrar yavaşlıyordu. Fakat içinde sevinçle birlikte endişe de vardı. Annesi ve babası küçük misafirin evde kalmasına izin vermeyebilirdi. Ama Deniz bunu o kadar istiyordu ki… Bir çare bulmak için düşündü düşündü düşündü… Sonunda bir çözüm buldu! Onların haberi olmadan kuşu kendi odasında besleyebileceğini düşündü. İlk kez ailesinden izinsiz bir işe kalkışacaktı. 

Deniz eve çabucak ulaşmıştı. İçeri girdiğinde kuş ötecek diye çok korktu. Neyse ki çantasını odasına koyana kadar yavru serçe ötmedi. Çantasını yatağının yanına koydu. Hemen kuşun olduğu yeri açtı. Açar açmaz kuş Deniz’e bakarak ötmeye başladı. Hemen tekrar çantayı kapattı ve yerine koyarak odadan çıktı. Annesinin hazırladığı yemekleri çabucak yedi. Annesi gününün nasıl geçtiğini sordu. Kuşun heyecanından, annesine okulda yaşadıklarını anlatmayı unutmuştu. Hemen aklına geldi ve okulda öğretmenin, yapığı resmi çok beğendiğini, panoya astığını ve kendisini alkışlattığını anlattı. Annesi çok mutlu oldu ve Deniz’i tebrik etti. Deniz annesiyle konuşuyordu ama aklı minik kuştaydı. Hemen evlerinin altında eski eşyaların bulunduğu yere gitti. Orada kullanılıp atılan kuş kafesini buldu ve annesine görünmeden odasına getirdi. Minik kuşu çantadan çıkardı ve kafesin içine koydu.  Kuşa ne yedireceğini düşünmeye başladı. Ama öncelikle susamış olabileceğini düşünüp, ona su getirmeye karar verdi. Annesine durumu fark ettirmeden, mutfağa gidip, küçük bir tabağa su koydu ve dikkatlice kafese taşıdı. Götürür götürmez minik serçenin suyu içeceğini düşünmüştü fakat kuş hiç suyla ilgilenmedi. Sonra acıkmış olduğunu, önce karnını doyurması gerektiğini düşündü. Yine mutfağa giderek biraz ekmek aldı ve kuşa getirdi. Fakat kuş ekmeğe de ilgi göstermedi. Deniz ekmeği suda ıslayarak kuşun gagasına dayadı fakat kuş gagasını hiç açmadı. Deniz biraz daha zorlayınca kuş kaçmaya çalışı ve kafesin demirlerine çarptı. Deniz kuşu korkuttuğunu anladı. Bu yüzden uzakta durmaya karar verdi. Böylece kuş korkmayacak ve Denizin getirdiklerini yiyip içecekti. Bir süre bekledi fakat kuş hiç yiyip içmiyordu. Sanki küsmüş gibi üzgün duruyordu. Deniz, “ belki de kuş ekmek sevmiyor” diye düşündü. Mutfağa gidip dolaptan biraz yeşillik aldı. Yeşillikleri kafesin tellerine sıkıştırdı. Kuşu rahatça yemeğini yemesi ve temiz hava alması için kafesiyle birlikte balkona çıkardı. 

Deniz’den uzun süre ses çıkmayınca annesi onu merak etti. Odasına geldi. Deniz o sırada pencereden kuşu izliyor, yemekleri yiyip yemediğini takip ediyordu. Bir anda annesini görünce telaşlandı. Bu acemi telaşın etkisiyle, annesi Deniz’in bir şeyler sakladığını anladı. Ona neler olduğunu sordu. Deniz söylemek istemese de annesi balkondaki kafesi gördü. “ Bu kirli kafesi neden eve getirdin?” diye sordu. İçinde kuş olduğunu fark etmemişti. Tam o sırada kuş bir kere öttü. İkisi aynı anda önce kafese sonra birbirinin gözlerine baktılar. Annesi neler olduğunu sordu. Deniz en başından kuşu nasıl bulup getirdiğini annesine anlattı. Onu çok sevdiğini, evde beslemek istediğini söyledi. Annesi bu fikre pek olumlu bakmadı. Serçelerin evcil hayvanlar olmadığını, onu kafese koymanın, onun özgürlüğünü engelleyeceğini anlattı. Fakat Deniz ısrarcıydı. Onu kendisine alıştırdıktan sonra uçmasına fırsat vereceğini söyledi annesine. Hem beslemek için okulda dağıtılan sütlerin bir kısmını içmeyip kuşa getireceğini söyledi. Annesi ise serçelerin o şekilde beslenmediğini, doğal hayatın içinde kendi bildikleri gibi beslenmeleri gerektiğini söyledi. O sırada kuş sessiz ve üzgün bir şekilde duruyor, önüne konulan hiçbir şeyi yemiyordu. Annesi kuşu göstererek, Denizi’in verdiği hiçbir yiyeceği minik kuşun yemediğini Deniz’e anlatmaya çalıştı. Deniz, kuşun henüz acıkmadığı için onları yemediğini, birazdan yiyeceğini söyleyerek karşılık verdi annesine. Annesi Deniz’in düşüncesine karşı çıkınca Deniz ağlamaya başladı. Bir yandan bağıra bağıra ağlarken, bir yandan da bu kuşu beslemeyi çok istediğini, ona zarar vermeyeceğini ağlak sesinin içinde anlatmaya çalışıyordu. Annesi Deniz’in ellerini tutarak, ondan  sakinleşmesini rica etti. Tam o sırada yavru serçe çok yüksek sesle ötmeye ve kafesin içinde köşeden köşeye uçmaya başladı. Deniz ve annesi merakla ona baktılar. Kuş heyecanla öterken uzaktan farklı bir kuş sesi daha geldi. Uzaktaki ses bir kere ötünce, kafesteki yavru serçe heyecanla öterek kafesin tellerine yapışıyordu. Deniz ve annesi ne olduğunu anlamaya çalışırken, büyük bir serçe kafesin yanına kondu ve öttü. Evet uzaktan öten kuş buydu. Yavru serçe ağzını açarak kesintisiz şekilde ciklemeye başladı. Büyük kuş kafesin teline iyice yaklaştı. Yavru kuş da onun olduğu yönde kafesin teline yapışmış ağzını aça aça ötüyordu. Deniz olanları hayretle izliyordu. Büyük kuş kafese iyice yaklaştı ve gagasıyla getirdiği solucanı ağzı açık bekleyen yavru kuşun ağzına koydu ve öterek uçup gitti. Yavru kuş çok acıkmış olacak ki annesinin verdiği yiyeceği bir çırpıda yuttu. Deniz ve annesi bir süre birbirine baktı.  Annesi ; “Gördün mü yavrum?” dedi.  “Hayvanların kendilerine özgü, doğal bir yaşam biçimi var. Onlar o şekilde mutlular. Biz onları kafeslere koyarak mutlu etmiş olmayız”. Deniz kafasını salladı. Annesine hak verdi.  “O zaman onu yuvasına götürelim, annesi ona su da içirsin” dedi.  Annesi Deniz’e gülümseyerek sarıldı. Kuşu kafesiyle birlikte alarak, beraber yavru kuşun yuvasını bulmaya gittiler. Deniz kuşu bulduğu yere yaklaştıklarında yuvayı annesine gösterdi. O sırada anne kuş diğer yavrularına yiyecek veriyordu. Onun yavrularını beslemesini beklediler. Anne kuş uçtuktan sonra yavru serçeyi yuvaya koydular. Yavru kuş kardeşlerinin yanına gelince sevinir gibi öttü. Eve doğru gelirken, Deniz topladığı papatyaları fark etti. Kuşu yakalamak için onları bırakmıştı. Sonra da bıraktığı yerde unutmuştu. Topladığı sarı ve beyaz papatyaları annesine verdi. Son kez kuşlara baktıktan sonra eve doğru mutlulukla yürüdüler… 

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.