garip
garip
garip

Yaşamsal Gerçeklik / Berçem Aydın

01 Temmuz 2019 3
reklam

Sorgulamak, bireylerin yaşam kalitesini ve refahını olumlu yönde etkileyecek ve insanlığın varoluşunu bilinçli bir şekilde tamamlamasını sağlayacak en önemli değerdir. Sorgulamadan yaşayan bir toplum, gün geçtikçe körelmeye mahkûmdur. Ne zaman ki bir toplum, bir millet; sorgulamaz, hazır kalıplar içine girmeyi kabul ederse,  işte o zaman o toplum kendini yok etmeye zemin hazırlar. Sormak, düşünmek; bireyi geliştiren en önemli yapıtaşı olarak görülmeli ve bunu hayatta her ilime dayandırmak gerekmektedir. 

Sokrates; hayatını anlamaya, öğrenmeye, sorgulamaya ve en önemlisi öğretmeye adamıştı. Platonun “Sokrates’in Savunması” eserinde de bahsedildiği gibi; Sokrates gençleri kötü yola sürüklediği, onlara yanlış bilgiler verdiği ve antimoral davranışları olduğu savunularak ölüme mahkum edildi. Ama o savunmasında dahi sorgulamaktan vaz geçmedi, çünkü sorgulanmayan bir hayat yaşamaya değmezdi. 

Totaliter rejimin bulunduğu devletlerde insanlar aslında görünmez bir kafesin içinde düşünsel evrimlerini tamamlamayarak yaşarlar. Hayatlarının amacını bilemezler, itaat ederler ve bu da aslında kolaycılıktır. Misal; skolastik düşüncenin hakim olduğu Ortaçağ döneminde, bulunulan ortamın baskısı ile kararlar ne sorgulanabilir nede karşı çıkılabilirdi, bu yüzden toplumlar kabullenmeyi seçtiler. Hâlbuki insanlığı mahveden asıl şey işte bu içlerine girdiğimiz hazır kalıplardı. Bir kurgunun içinde yaşayan bu insanlar, düşünsel devrimin farkında bile değillerdir. İşte bu yüzden hayatı kurgulamaktansa, hayatı sorgulamak gerekir. Dünya görüşlerinden tutun da, sınıf farkları, adalet, yasalar gibi ağır kavramlar aslında en iyi sokratik sorgulama ile çözüme kavuşur. Sokratik düşünce başkalarının yüklediği anlamların dışına çıkarır ve merak, şüphe, sorgu yeteneklerini kazandırır. Hayatımıza yön verecek amaçları bulmamızı amaçlar, düşünmeye sevk eder, kültürel devrimlere kapı açar… Totaliter rejimin uygulandığı hukuk sistemleri, insanlara doğru olduğunu söyledikleri şeyleri empoze eder ve insanların hayatlarını bir robot gibi kontrol eder ve bizse yaşıyoruz sanırız, kimimiz hukuka boyun eğip vaz geçmiştir kimimiz ise sorgulamayı bırakmamıştır. Buna en iyi örneğin Galileo Galilei ve Sokrates olduğunu savunurum. Her ikisi de topluma zarar verdiği yanlış bilgiler empoze ettiği gerekçesi ile, ki aslında sadece sorguluyorlardı, ölüm cezasına çarptırıldılar. Sokrates düşüncesinden vaz geçmeyip son nefesine kadar arkasında durmuşken öte yandan Galileo Galilei, düşüncesinden pişmanlık duyduğu gerekçesi ile idam cezasından kurtulmuştur. 

Özellikle Rönesans felsefesi ile birlikte ortaya çıkan; insancılık (hümanizm), toplumları sorgulayan bireyler haline getirmede ve hayatları sorgulayarak yaşamaya sevk etmişti. İnsanlardan taktıkları o ‘at gözlüklerini’ çıkartmaya belki de en çok bu yaramıştı. Anlamayarak, düşünmeyerek, merak etmeyerek bizi insan yapan özelliklerimizden muaf kalırız çünkü diğer canlılardan tek farkımız budur ve bunu da yapamaz hale gelip körelirsek işte o zaman yaşayamayız. Nazım Hikmet’in de dediği gibi “Yaşamak ciddi iştir, şakaya gelmez…” Hayatı anlamak için her şeyiyle yaşayıp sorgulamak gerekir, bıkmadan öğrenmek her şeye inanmamak, her zaman daha fazlası olduğunu bilmek ve belki de kendi hayatının ‘sorgusu’ olmak… İşte ancak bu şekilde  tamamlanırız. 

Yaşamın, varoluşu tüm gerçekleriyle öğrenmek, sorgulamak hayatın tam da kendisidir, yaşam işte bu sorgularda gizlidir. Ve bütün bunlardan sonra Sokrates’in bir sözü geliyor kulaklarıma; “Tek bildiğim şey hiçbir şey bilmediğimdir.” İşte bu yüzden de yine ve son kez “Sorgulanmamış bir hayat da, yaşanmaya değmemiştir.”

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Merve İmrek

👏👏👏

Avatar
Anonim

Berçem’cim güzel yüreğine, kalemine sağlık 🙏🏻👏😍😘

Avatar
Canan DÜLGER

Kalemine sağlık 👏👏

YAZARLAR