Yaşamda Rastlantılar / Muzaffer Candaner

Uçak Esenboğa Havalimanına henüz inerken yolcularda kıpırdanmalar başlamıştı bile. Tuğamiral Kubilay Caner’in ise hiç acelesi yoktu. Uçak durup yolcuların neredeyse tamamı boşaldıktan sonra çıktı. Doğruca Orduevine gitti.

Akşam yemeğini aperatifler ve iki duble ile geçiştirdi, odasına çıktı. Pijamasını giydi. Yatağa sırtüstü uzanıp ellerini ensesinde kenetledi. Gözlerinin önüne vefat etmiş eşinin görüntüsü geldi, kendini yalnız hissetti.

Amiral, görev devir teslimini müteakip Gölcük’ten küçük bir törenle İstanbul’a uğurlanmış; oradan da buraya, Ankara’ya gelmişti. Geçen yıl, Hücumbotları Filotilla Komodoru olarak katıldığı Ege’deki “Denizkurdu” tatbikatında başından yaralanmış, GATA’da tedavi görmüştü. İyileşmiş, ancak sinirsel baş ağrısı nöbetleri kalıcı olmuştu. Ülkenin en genç amirali ertesi gün oradan rapor alıp erken emekliliğini başlatacaktı.

Sabah kalktı. “Belki de son defa” diye düşünerek, o çok sevdiği beyaz üniformasını titizlenerek giydi. Kahvaltı sonrasında GATA’ya yollandı. Geçen hafta hazır olduğunu bildirdikleri raporunu aldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhına gidip raporu ve dilekçesini verdi. İşlemlerini başlattı. Arkadaşlarıyla görüştü, vedalaşıp  oradan da ayrıldı.

Hayatında yeni bir sayfa açılmıştı. Kendini boşlukta gibi hissetti. Ankara’yı pek bilmiyordu. Caddelerde dolaşmak pek işine gelmedi. Zira gerek denizde, gerekse karada, bu güne kadar plansız, programsız, hedefsiz dolaştığı hiç olmamıştı. Rotayı Gölbaşı’na çevirdi. Gitti. Orada gezinirken  gözleri hedefi tayin etti.

Gördüğü güzellik: Çeşitli ağaçların oluşturduğu bir orman. Bu ormanın içinde de “Otağ” şeklindeki, kırmızı kiremitli estetik birkaç yapı idi. Bu cazibe onu çekti. Etrafı turlarken girişi buldu ve bu cennet bahçesine daldı. Bir periskop hassasiyetiyle etrafı gözlerken heyecanla, sanki güzel birşeyler olacakmış duygusunu yaşıyordu. Nitekim, “o güzel şey” oldu da…

“Otağ”lardan birine girdi. Burası, sade döşenmiş bir dinlenme salonu gibi idi. Sadece iki masada bulunan insanlar hafif sesle sohbet ediyorlardı. Kıyıdaki bir masaya oturdu. Açık pencereden gelen toprak kokusu eşliğinde çevredeki her bir ağacı incelemeye başladı.

Uzun müddet sonra, başını içeriye çevirdiğinde girerken görmediği, kendine bakan bir kadınla göz göze geldi. Kadın, gözlerini kaçırmadı. Kalktı, kendine doğru yürümeye başladı. Kırkların ikinci yarısında, zayıf, uzun boylu, mevzun yapılı, uzun açık renk saçlı, beyaz tenli, yüzü hafifçe çilli, çok güzel bir kadındı yürüyen. Kadın, masanın yanına kadar gelince, Amiral da kalktı. Selamlaşıldı. Kadın, yüzündeki hafif tebessümle kendini tanıttı: “Merhaba, ismim Emel. Buranın sahibesiyim. Sizinle tanışmak isteğimin bir nedeni var. Oturabilir miyim?” dedi ve oturdu. Amiral de kendini tanıtıp merak içinde dinlemeye geçti. Emel Hanım tekrar söze başlamak için bir eliyle küçük bir hareket yaptı. Bu hareket masadaki boş bardağı devirdi. O ve Amiral, bardağı tutmak isterken belki de her şeyin başladığı bir “temas” oldu: Önce eller birleşti, sonra bakışlar…

Amiral, kendi kalbinin gümbürtüyle attığını ve yüksek seviyede heyecanlandığını hissederken Emel Hanım’ın gözlerindeki derin hüznü ve ellerinin hafifçe titrediğini fark etti.

Karmaşık duygular oluşmaya başlamıştı…

Fotoğraf: Muzaffer Candaner

Devam edecek…

4 Yorum Yaşamda Rastlantılar / Muzaffer Candaner

    • Teşekkürler Hatice Hanım. İlginize memnun oldum.
      Devamı hazır. Patronlar isteyince hemen göndereceğim.
      Selamlarımla

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*