Yaralı Kuşlar ve Güvercin Döngüsü / Mehmet Şen

(Prof Dr. Gönül BALKIR’a)

Karlı bir kış günü Umuttepe’den İzmit Körfezi’ne doğru uçuyordu Beyaz Güvercin. Yorgundu. Soğuk havaya rağmen üşümüyordu.“Ben sizinle nefes alıyorum,” dediği yaralı kuşların yanına doğru kanat çırptıkça ısınıyordu sanki. Üstelik kar manzarası harika görünüyordu; bembeyaz kar nasıl da örtmüştü şehrin kirli yüzünü.

Asırlık çınarların üzerinden süzülürken aşağıda, kara bir kedinin ağacın altına doğru sinsice ilerlediğini fark etti. Ters yönden uçarak biraz daha yaklaştı. Minik bir serçe, arkası dönük olduğu için göremiyordu kediyi. Bir şeyler yapmalıyım, diye düşündü Beyaz Güvercin. “Dikkat et!” diye seslendi serçeye. Ya serçe güvercin dilini bilmiyordu ya da ters yönde esen rüzgâr yüzünden duyulmuyordu Beyaz Güvercin’in sesi. Kedi kamburunu iyice çıkartıp ileri atılmaya hazırlanıyordu ki üstüne doğru pike yapan Güvercin’i fark etti. Serçe korkuyla çığlıklar atmaya başladı; kediyi fark etmiş, kaçmak istiyordu, ama uçamıyordu. Beyaz karın sağladığı gizleme sayesinde kedinin pençesinden kurtulan Güvercin “Atla sırtıma!” dedi, serçeye. Yeniden havalandı. Serçe hala titriyordu.

Saat Kulesi’nin karşısında, benzin istasyonunun yanındaki bir kuytuya indiler. İkisi de soluk soluğa kalmıştı.

Kimler yoktu ki içeride; birkaç minik serçe, eşini yitirmiş bir kumru, gökkuşağının renklerine bezenmiş bir papağan, gül bahçesinden kovulmuş bir bülbül, cennetten kovulmuş bir tavus kuşu, birkaç karga, kümesten sıkılmış birkaç tavuk, göçmeyi unutmuş birkaç göçmen kuş… Bay ve bayan kuşlar… Beyaz Güvercin, kuşları birer birer tanıttı serçeye.

Ortak yanları kuş ve yaralı olmakmış. Onları buluşturan da yaralarıymış zaten. Bir araya gelince diğer kuşların arasında olamadıkları kadar özgür ve huzurlu hissediyorlarmış kendilerini. Kırılan kanatları,bir gün yeniden uçabilmek umuduyla çırpınıp duruyormuş.

Bir gün içlerinden biri “Mademki uçup gidemiyoruz dilediğimizce, biz de vaktiyle yaptığımız uçuşları anlatalım birbirimize,” demiş. O günlerde yeni yeni kanatlanıp uçmaya başlayan, kendi de bir zamanlar yaralı bir kuş olan –kim bilir, belki iyileşmiştir yaraları- Beyaz Güvercin, gönüllü olmuş bu dersler için. Böylece haftada bir gün, istasyonun yanında toplanıp uçuş derslerine başlamış Yaralı Kuşlar Topluluğu.

Günler günleri, mevsimler mevsimleri kovalamış. Beyaz Güvercin rüzgârın sesini, suyun arındırıcı berraklığını, toprağın yaşam enerjisini, güneşin rengini ve sıcaklığını taşımış derslerine. Beyaz Güvercin’in kanatları da iyice güçlenmiş bu arada. Giderek daha uzak diyarlardan haberler getiriyormuş. Işığı, havası, suyu daha bolmuş; toprağı daha bereketli.

Bir yıl, iki yıl, üç yıl derken giderek güçlenmiş Güvercin’le kuşlar arasındaki bağlar. Beyaz Güvercin’in taşıdığı renkler ve ışık da o oranda artıyormuş ki yavaş yavaş sağaltmaya başlamış yaralı kuşlardan bazılarını. Aralarında yeniden uçmaya başlayanlar olmuş. Ama öyle çok yaralı kuş geliyormuş ki gidenlere rağmen büyüyormuş Yaralı Kuşlar Topluluğu.

“Anladım,” dedi içinden serçe: “Bu bir güvercin döngüsü. Şehrin betonları arasında, bu benzin istasyonunun yanında sıkışan kuşlarla birlikte, çınar ağaçlarının üzerinden uçarak şehri kuşbakışı izlemek ve ‘İyi yaşadık çocuklar’ demek, onun yazgısı.”

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.