Yalnızlar Okyanusu

“Gel” demek için illa Mevlana mı olmak lazım! Diye sormuştum önceki mektubumda. “Evet” demişsin cevabında. Peki sen Şems misin ki? “Etme” dediğimiz halde ediyorsun, gönüllerimizi parçalıyor, bizi dağlıyorsun. Bilmiyor musun ne hamlığımızın farkındayız ne de kendimizin! Birlikte olduğumuzda nasıl geçtiğini bilmediğim zaman, şimdi öcünü alır gibi duvarda bulunan saat aracılığıyla alıyor öcünü, Saniye çubuğunun tik-tak’ları kulağımı uğulduyor.

Bilmiyordum daha önce bu duyguyu, ama çok duymuştum hatta bazen bilmediğim bu duygu üzerinden teselli bile verebiliyordum. Karşımdakine “geçer” dedikten sonra hiçbir şey dinlememiş gibi kalkıp o günkü işlerime yoğunlaşır, anlatılanları unuturdum. Çünkü derdine derman olduğuma inanırdım, elimi omzuna koyarak “geçer” dediğim kişiye. Oysa geçmiyormuş! Ama zamanla şunun farkına vardım; geçmemesi asıl anlamlı yapıyormuş sensizliği? “Yalnız” olduğumu düşünerek dalıyorum senin yokluğunda derin düşüncelere, çok sonraları fark ettim aslında yalnız olmadığımı. Kalbim şu sıralar bir sonbahar, sanki zorlu bir kışa hazırlanıyor. Aslında hüzünle yaşamayı bilmeli insan kalbi hüzne alışmalı alışmalı ki her sonbaharda yapraklar dökülürken durup izleyebilmeli ve aslında hayatta gerçeklerde böyle değil midir? Her mutluluğun arkasında hüznü de aramayı bilmeli insan alışmalı, kalbi her kırıldığında dayanmayı bilmeli. Yalnız kaldıkça hüzünlenmeli belki de dost olmalı hüzünle.

Yalnızlar okyanusuymuş meğer burası. Mem u Zin’i görüyorum, Mecnun ile Leyla’yı, Ferhat ile Aslı’yı, Mevlana ile Şems’i ve daha nicelerini. Beklemenin değil beklememenin anlamsız olduğunu anladım bu okyanusta. Oysa ne kadar da yalnızmışız kalabalıklar arasında. Yürümekte bile zorlandığımız anlarda bile birbirimizden habersiz, kime çarptığımızı ya da kimin bize çarptığını bile görmeden devam ediyoruz yolumuza. “Kendinden bahset” demişsin! Ne anlatayım ki! “Gel” diyorum sadece!

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.