garip
garip
garip

Yalnız Ölmeyeceğim / Emine Ebru

reklam
01 Ekim 2019 0

Onu ilk gördüğümde bir bankın üzerinde gözlerini yere dikmiş olarak oturuyordu. Canı sıkkın bir halde yerdeki çukurlara, taşlara bakıyordu. Başını yukarı kaldırdığında gökyüzünün parlaklığından rahatsız olmuş olmalı ki gözlerini kıstı. Çok yakınında oturuyor, elimdeki kitaba bakıyor gibi yapıyordum. Gözlerimle yakaladığım her anını aklıma yazıyordum. Beni fark etmesi an meselesiydi. Onun bu çaresiz hali bende sonsuz bir hüzne yol açıyordu. Küçücük bedenine sığdırdığı yaşamının ayrıntılarını öğrenmek istiyordum. Bizim kadar aciz, korumasız, sahipsiz, gereksiz bir hayatı vardı. Belki de biz onun gözünde zavallıydık. Her şeyi bir yana bırakacak olursak beni bu tekdüze yalnızlıktan kurtaran ve hayatıma neşe katan tek canlı varlıktı. 

Ölümden korkmuyordu, merakı ölüm korkusunun üzerindeydi. Belki de biz abartıyoruzdur ölümün bir felaket olduğunu düşünerek. Yok olmayı kabul edemeyen tek insanoğludur belki. Çevrenizdeki insanların bir sebeple nefeslerinin yitmesi ve nereye gittiğini, gideceğini anlayamadığınız bir korkudan ibarettir belki de ölüm. 

Çok şey düşünüyor, içimden konuşuyordum. Elimdeki kitabın sadece bir aksesuar olarak durduğu başka bir zamanım olmamıştı. Bu esnada ağacın dallarından uçup gelen bir kuşun peşinden bu kadar hızlı hareketlerle gideceğini kestirememiştim. Öylece kalakaldım, ellerimden kayan bir sevdayı tutamamanın verdiği iç sıkıntısıyla doldu içim ta ki boncuk gözleriyle karşıdan gelip aynı yerine oturana kadar. Belli ki o da elinden kaçırmıştı kuşu. 

Bak, dedim. Hayatta olduğumuz sürece sevmemiz gerekiyor.  Büyük şehirlerin ayartıcı olan her şeyine kendimizi kaptırdık gidiyoruz. Başına buyruk yaşamak, avare takılmak nedir ben de senin kadar iyi bilirim. Sokak ve meydanlarda, bahçelerin içlerinde, çöplerin etrafında dolanmak nedir bilirim. Karın tokluğuna yaptığım işleri saysam beni bir tek sen anlarsın. Şu dünyaya geldiğinden beri mücadele içindesin bir gıdım yiyecek uğruna. Bu arada üzerimize yağan yağmur damlalarının, kar tanelerinin, yaprak hışırtılarının, kır çiçeği kokularının, batan güneşin renginin, müzik seslerinin, tatlı tatlı esen yellerin, ılık dalgaların farkında bile olamıyoruz. Her şeyin ama her şeyin ters gitmesi için bir işe girişmemiz yetiyor, önümüze çıkacak engeller pusuya yatmış bekliyor. Ama her iş başlamaya değerdir. Bile bile lades deriz, hainliklere, iftiralara, kızgınlıklara, yenilgiye.. Hep kazanırlar fakat asla yıkamazlar bizi. 

Öyle deliymişim gibi bakma bana, dediklerimi anlıyorsun biliyorum. Yanıma gelebilirsin, kuyruğunu kıvırıp bacaklarımın üstünde oturabilirsin. Kitaptan paragraflar okurum sana, istersen kuşları beraber yakalayabiliriz. Kendimize zor sorular sormayız, kolay da sormayız. Hatta kendimize hiç soru sormayız. Gökyüzünün bu kadar açık maviyken neden içimizi aydınlatmadığını düşünmeyiz. Bir çöpün etrafında yiyecek ararız, bir aşkın peşine düşeriz. 

Gel; dalların hışırtısını, artık var olmayanların acısını duyalım. Gerekirse bir bataklıkta beraber ölelim. 

Yüzüme baktı, göz göze geldik, burnunu hafifçe çekti, sırtını kamburlaştırarak gerindi ve kalktı. Bankın üzerinden yere atladı, kuyruğunu dik tutarak bacaklarımın arasına yanaştı.  

Bu uyanma küçük de olsa bir umut verdi bana, artık yalnız ölmeyeceğim.

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.