sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

William Shakespeare Ve Soneler/ Özlem Karavul

01 Ocak 2019 0

İnsanın yaratılışı hakkında söylenen rivayetler anlatılan masallar hepsini düşündüğümde varyantlarının ne kadar çok olduğunu görüyorum. Peki doğrusu ne?  İnsanoğlu bir elma yüzünden mi yeryüzüne gönderilerek cezalandırıldı? Yoksa o yasak ama kutsal olan elma insanlığın gerçek yüzüne bir ayna mı tuttu? İnsanlar ve insanların önüne geçemedikleri duygular; hırs, şehvet, açgözlülük ve en karanlık ilkel duyguları işte Shakespeare’in ifadelerindeki derinlikte bu duyguları hissedebiliyoruz.

Bir acemi oyuncu nasıl beceriksizse
Sahnede korkusundan donakalmış dururken
Nasıl fazla duyguya kapılınca bir kimse
Zayıflarsa yüreği gücünden kudururken,
Benim de bu korkuyla güvensizlikten işte
Sevgi törenindeki duam aklımdan çıkmış,
Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de
Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış…

Shakespeare’in kaleminden çıkan bu sone onun ne kadar ince bir ruha sahip olduğunu gösteriyor. Bir ozan için ince bir ruha sahip olmak yeterli mi? Hayır yeterli değil ruhunu ve hislerini bütün çıplaklığıyla dizelere aktarmak aktarırken kelimelerin gücünden yararlanmak gerçek bir yetenek ister.

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’ e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

Bir insan yavrusu doğduğunda içinde kötülük var mıdır? Ya da iyilik? Hem iyilik hem kötülük var mıdır?  Belki de her ikisi birden insanoğlunda mevcuttur. İnsanlar hem iyi canlılar hem de kötü canlılardır. Bir türlü gem vuramadığımız hırs, kin, nefret, öfke ve en önemlisi de aşk… Susarız su içeriz susuzluğumuz gider. Cinsel dürtülerimiz bizi uçurumun kenarına kadar getirir ve kanatlandırır uçmaktan keyif alırız, ama yaşadığımız sürece ne susuzluğumuz ne şehvet duygumuz bizim peşimizi bırakmaz. Bu hisler kısa bir anlığına giderilir tekrar yeniden gelir tıpkı bir bumerang oyunu gibi insanın yaşamını çevreler. Shakespeare’de bence duygulara ve hayata karşı realist bir çerçeveden bakabilmeyi başarmıştır. Bunu yaparken kendi düşünce felsefesini harekete geçirmiştir. Sonesinde geçen çılgınlık nedir?  Ya da çılgın kime denir? Yolda yürürken hepimiz içimizden konuşuruz. Bunu farklı bir şekilde sesli düşünen birini düşünün. Toplum tarafından yargılanan gözlerle ona bakılacaktır. Çünkü o farklı bir şekilde davranıyordur. Çılgınlık belli kalıpların dışında yaşamak olabilir. Bunu tek bir kişi yaparsa tuhaf karşılanır ama var olan düzende kimsenin ses çıkaramadığı güçlü bir topluluk yaparsa bu da çılgınlık olmaz mı?

Sen neden yapılmışsın, varlığının özü ne?
Sayısız garip gölge, el pençe divan sana.

Varlığının özü ne? Bir ozanın en kutsal varlığı sihirli kelimeleridir. Ozan bu kelimelerle asla ifade edilemeyecek hisleri, düşünceleri ifade eder. Shakespeare’i anlamak veya anlamaya çalışmak öncelikle onun felsefeni kavramaktan geçer. Dilini anlamak için özel dil okullarında onun hayatı, sanatı, oyunları ve şiirleri hakkında detaylı bir araştırma yapılarak dersler veriliyor; öyle ya bir ozanı anlamak özellikle büyük bir ozanı anlamak kolay değildir. Sonelerini okuduğumuzda derin bir felsefe yaptığını bizlere hissettirir. Sorguladığı yaratılış, yaşam, aşk ve düzen onun ele aldığı konulardan bazılarıdır.

Bütün dünya bir sahnedir…
Ve bütün erkekler ve kadınlar
Sadece birer oyuncu…
Girerler ve çıkarlar.
Bir kişi birçok rolü birden oynar, 
Bu oyun insanın yedi çağıdır…

Bütün dünyanın bir sahne olduğunu ve dünyaya gelen herkesin birer oyuncu olduğunu söylemesi muazzam bir benzetmedir. Bu soneyi bütünüyle ele aldığımızda her çağın kendine özgü özellikleri vardır. Shakespeare’ e göre dünya bir sahnedir. Tiyatro metinleri yazan bir yazar için bunu söylemesi çok kolay gibi gelse de eşsiz oyunlar yazan biri olmanın dışında milli bir şairin düşüncelerini bize gösterir niteliktedir. İnsanın Yedi Çağı sonesiyle bize bir insanın bebeklik döneminden yaşlılık dönemine yaptığı yolculuğu özetleyerek sunar. Bir an bütün dünyanın sahne olduğunu düşünüyorum. Karşıma çıkan herkes birer oyuncu ve ben de bir oyuncuyum, yaşanması gerekenleri biyolojik olarak yaşıyorum ve sonra son çocukluk dönemine gelerek son çağımı bitirmiş oluyorum. Biyolojik olarak insan belirli evrelerden geçer, aynı zamanda düşünce yapısı olarak geçtiği evreler de vardır. Hayat bir sahnedir perde açılır bütün herkes rollerini oynar ve perde kapanır.

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için…

İnsanın en derinlerinde o kuytu köşede nasıl bir karanlık dünya gizli bilemiyoruz. Her insanda var olan adına duygu dediğimiz o garip kıvılcımlar insanı nasıl etkiliyor? İnsan duygularını sindirmek için nasıl bir yöntem izliyor? İnsanın basit gibi görünen karmaşık bir canlı olduğunu, Shakespeare’in sonelerinde gizlenmiş bir biçimde buluyoruz.

Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör

Sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur

Ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır

Gürültücü bir salağın anlattığı

Ki yoktur hiçbir anlamı.

Hayat nedir diye sorsalar herkes farklı bir tanımlama yapar. Kimisi hayatın çok anlamlı olduğunu vurgular cümlelerinde kimisi de anlamsız olduğunu. Bence Âkif Paşa’nın da dediği gibi insanın algılayış biçimi nasılsa onun için hayat öyledir. İnsan cevize benzer cevizin dışı insanın dış görünüşü cevizin içi, insanın düşünceleri cevizin yağı ise insanın özüdür. Shakespeare’de insanın iç dünyasını duygu ve düşüncelerini iyi analiz ederek insanın nasıl bir varlık olduğunu ve hayatın insan için ne anlam ifade ettiğini soneleriyle en akılcı biçimde aktarmıştır.

Var olmak mı, yoksa olmamak mı, bütün sorun bu!

Düşüncemizin katlanması mı güzel,

Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,

Yoksa diretip belâ denizlerine karşı,

Dur, yeter! demesi mi?

Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız

Bitebilir bütün acıları yüreğin,

Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun…

İnsanlar ilkçağlardan günümüze kadar mücadele etmiştir. Bu neyin mücadelesi derseniz yaşamak için verilmiş büyük bir mücadeledir yani var olmak için verilmiş büyük bir çaba. İnsanoğlu cennetten dünyaya gönderildiği günden beri hep savaşmış, peki bu savaş sadece doğaya veya diğer insanlara karşı hayatta kalmak için yapılan bir savaş mıdır? Hayır insan kendi kendisiyle de savaşmıştır. Duygularıyla mücadele eden ve düşünceleriyle zafer kazanan bir savaşçı olmuştur. Kimi zaman var olmak için direnmiş kimi zaman da yok olmanın anlamını kavramak için derin bir uykuya dalmak istemiştir. Shakespeare’in sonelerinde bazen hayatı bazen insanı bazen de duyguların ne olduğunu düşünürken bulursunuz kendinizi.



BENZER KONULAR
YORUM YAZ