Ver Odunu 2 / Nalan Katı

Geçen ayın devamı…

  “Hey! Sen! Huzurdasın! Hani şu sendeki senden içeri olan bir sen vardı ya! Hıh! Yanındaki zat-ı muhterem de kendisi oluyor. Ne o, beğenemedin mi? Ak pak, nur yüzlü mübarek; baksana şuna! Yoksa sen, gencecik, çıtır çıtır bir hatun mu bekliyordun? Çıtır çıtırı duyunca ağzının suyu aktı bakıyorum burada bile. Huriler burada değil!”

Şşşşşşşşşşşşşşşşşşş

“Tanrım! Neler oluyor! Burası neresi? Bu ak saçlı dedenin burada işi ne Tanrım? Ama… Ama… Yoksa… Yoksa… Yok canım, şaka değil mi? Şaka!”

Şşşşşşşşşşşşşşşşşşş

“Tanrım!”

“Oku bakalım!”

“Oku bakalım derken?” “Tamam. Sustum.”

“Görevimi yerine getirerek, her şeyi içten içe yazdım.”

“O güzel ellerine sağlık. Teşekkür ederiz. Oku bakalım!”

“Tanrım! Ama… Ama bir dakika…

Şşşşşşşşşşşşşşşşşşşş

“Ama hiç konuşturmuyorsunuz, dinlemesini de bilmek lazım! Olmaz ki böyle! İletişim diyalog kurmaktır. Böyle monolog oluyor. Ben hiç konuşamıyorum. Ben de konuşmak istiyorum! Lütfen! Lütfen, rica ediyorum! Lütfen! Ama… Of! Tanrım!”

“Hey! Sen! Kapat çeneni! İki dakikada kafam şişti. Soluksuz denilenlerdensin! Sana izin verilene dek sessiz sedasız bekle. Hani şu sendeki senden içeri olan yanındaki sen, senin yerine okuyacak.”

“Ama…”

“Şşşşşşşşşş!” dedim.

“Peki.”

“Çok korktum. Güvenemedim. Güvenilmezdi. Güvenmek için aptal olmak gerekirdi. Kendimi korumak zorundaydım. Ben de yalan söyledim. Korktum, kaybetmek aptallıktı. Eğitimim, zekam ve yeteneklerimle kazanmak için doğmuştum. Yine de egoma kapılmayıp her ihtimali düşündüm. Risk almaktansa, tedbirli olmak zorundaydım. Ben de, yalan söyledim…”

“Üfff! Lütfen! Rica ediyorum! Ama olmaz böyle. Bir konuşmanın başına, sonuna bakılır…”

Şşşşşş

“Ama…”

“Kapat lan çeneni! Elimden bir kaza çıkmadan bitirelim. Sen de hızlı geç mübarek! Şeytanın elini korkak alıştırma diye akıl veriyor bana. Gör ne haldesin!”

Şşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş

“…Çok korktum. Sevilmek istedim. Çok sevilmek istedim. Güçlü olmak istedim. Herkes bana saygı duysun, takdir etsin istedim…”

“Ben hiç iyi değilim. Ah! Kalbim!”

“…İstediklerime tutkuyla bağlıydım. Her biri benim bir parçamdı. Her istediğim benimdi, benim olmalıydı. Onlarsız nasıl yaşardım? Bütünlüğüm adına her bir parçama sahip çıkmak zorundaydım. Ben de yalan söyledim…”

“İşin gücün yalan ulan! Seni pis yalancı!”

“Hayır! Ben yalancı değilim! Ben ne zaman yalan söylemişim? Ben her zaman samimice, dürüst davrandım. Hakaret ediyorsunuz ama! Lütfen, hiç iyi değilim. Gerçekten! Bakın, dudaklarım kupkuru! Kalbime bakın! Ah! Ih!”

Şşşşşşşşşşşşşşşşşş

“…Kıskandım içten içe. Bir kendime baktım, bir de karşımdakine. İstediklerimi elde etmek için tutkuyla çalışıp, hak ederken, üç kuruşluk insanların, havadan sahip olmasını hazmedemedim. Adil bulmadım. Gerçek olma olasılığı komikti! Bana havadan gelmediyse, buna gelme ihtimali sıfırdı. Kalitemi ortaya koymak zorundaydım. Ben de ezdim geçtim…”

“Ayıp ama… Saçından, başından sakalından utan bari dede!”

“…Allah’ım! İzin ver, çarpayım şunu…”

Şşşşşşşşşşşşşşşşşş

“…Korktum! Çok korktum! Rezil olmaktan, onurumun kırılmasından, utanç içinde yaşamaktan korktum! Böyle bir utançla yaşamaktansa, para kazanıp biriktirmeyi yeğledim. Akıllıydım, yetenekliydim. Kafam ticarete çalışıyordu. Çocukluğum, babamın manifaturasında geçmişti. Para kazandıkça herkes saygı duyuyordu. Para kazanmak zorundaydım. Kazandıkça daha çok kazanmak istedim. Güçlü olmak zorundaydım. Ben de kimseye bedavadan bir şey vermedim…”

“Dayanamıyorum artık! Tanrım! Lütfen! Konuşabiliriz! Konuşarak, birbirimizi dinleyerek, empati kurarak anlaşabiliriz. Uzlaşmacı yaklaşım ve hoşgörü ile her türlü sorun aşılabilir. Yeter ki sevgi ile yaklaşalım!”

“…Her halttan korkmuşsun da çarpılmaktan hiç korkmuyorsun bakıyorum. Bir izne bakar halbuki…”

Şşşşşşşş

“…Yanlış yapmaktan korktum. Sorumlu olmak istemeyişim bu yüzdendi. Benim yüzümden bir şey olmasın, kimseyle aram bozulmasın diye, kimsenin isteği, rızası olmadan bir şey yapamadım. Onaylatmak zorundaydım. Ben de tatlı dilim ve keskin, kıvrak zekam ve üstün yeteneklerimle ikna edip kandırdım…”

“Yeter artık! Ye-ter!”

“…Ağladım, gerektiğinde acındırdım kendimi. Sevgi adına gururumu yok sayabilecek kadar erdemli ve tutkuluydum. Şehvet doluydum. Beslenmek zorundaydım. Ben de dişimin yettiğini çıtır çıtır yedim…”

“Ben korkak falan değilim tamam mı! Yeter artık!”

“…Korktum, çok korktum. Her şeyin ortaya çıkıp cümle aleme, o saygı duyan saygılı insanlara rezil olmaktan korkuyordum…”

“Geçmiş olsun! Kusura bakma mübarek, sözünü kestiğim için özür dilerim! Dayanamadım”

“…Asla koz verip de itiraf edemezdim. İnkar etmek zorundaydım. Ben de iki yüzlü, riyakar oldum…”

“Tanrım! Of! Yalvarıyorum, yeter! Bu ne zulüm! Hani merhamet? Siz beni yok etmek mi istiyorsunuz? İçinizdeki bu nefretle zarar görmemden tatmin olacaksınız! Hani sevgi? Hani hoşgörü, anlayış? Ancak sevgi ile her şeyi çözebiliriz. Tanrım! Ben böyle olmasını istemedim! Ben, barış içinde, mutlu, huzurlu olalım istedim. Hep iyilik, güzellik istedim. Anlaşabiliriz! Lütfen!”

“…Az kaldı! Birazdan dürülecek defterin…”

“Sende vicdan yok mu hiç be mübarek? Saçından, sakalından utan! Gaddarsın! Gaddar bir cellatsın!”

“…Allah’ım, izin ver çarpayım şunu…”

Şşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş

“Ne olurdu sanki, sana lütfedilen her zerreni kendi menfaatin için kullanmasaydın? Ne olurdu sanki, kalbini kuşkuya teslim edip de kurt gibi kemirteceğine inansaydın ya!”

Şşşşşşşşş “Dedim”

“Tanrım! İşte şimdi yandım ben! Keşke ölseydim!”

“Dürün defterini!”

“Toprak olsaydım!”

“…Sana bir iyi, bir de kötü haberim var! Kötü haber şu: Burada ölmek yok! İyi haber de: Hani ölümsüz olmak, yaşamak da yaşamak istiyordun ya, hoş geldin ölüp ölüp dirilenlerin arasına…”

“Ver odunu! Sıradaki…”

Şşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş

“Selam! Hoş geldin…”

1 Yorum Ver Odunu 2 / Nalan Katı

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.