garip
garip
garip

Vakit Doldu / Nalan İncekara

01 Ağustos 2019 0
reklam

Yavaşlatılmış bir hayatın orta yerinde debeleniyordu. Yataktan kalktı, sürünerek gittiği banyoda, aynayla yüzgöz olmadan suratına su çarptı. Uzun, zayıf kolları, cansız bedeninin kenarında minik minik sarsılıyordu. Ayakları gerekeni yapıyor, önce sağ sonra sol, adım adım kahvaltıya yetişmeye çabalıyordu. Yetişemediğinde sofra, vakit dolunca toplanırdı.

Karısı kahvaltıya çoktan başlamış, tuzlular bitmiş, sıra tatlıya gelmişti. Kadının sıkı sıkıya bağlı olduğu kuralları vardı. Askeri düzendeki yemek saati, yıkanma saati ve hatta tuvalete gitme saati bile değişmezdi. Yazık ki albay babasının bütün can sıkıcı taraflarını, doğarken bir nefeste içine çekmiş, bin bir çeşidini de kendi ekleyip, bir ömür saklamıştı.

Görünmez bedeni ile usulca sandalyeye ilişti. Günaydın, demek istedi, sonra günaydın dememek geldi içinden. Sarı kartelasının her tonunu saçında barındıran karısına bakıp, cılız bir “Günaydın,” dedi. Kadın, her gün bıkmadan, olay yeri mahalli gibi çizilmiş dudakları ile susarak, adamı öldürmeye teşebbüs ediyordu.

Karısının kanun çalıyormuşçasına hareket eden kolları, hızla masadakilerin üzerinde bir ileri bir geri geliyor, sandalyeden taşan etleri ufak ufak titreşiyordu. Artık gözü kadına değmese de kadının hareketlerinden oluşan masadaki girdabı rahatlıkla seçebiliyordu. Bir lokma ekmek ve biraz peynir alabildi masadan. Çayın ocakta tıslamasına baktı, bir bardak çay almak için ayağa kalktı. Çaydanlığı kaldırmaya gücü yetmedi, yerine döndü. Bir zeytin, biraz da ekmek daha alınca vakit doldu.

‘Sofradan kalk’ borusu çalmadan sessizce masadan kalktı, koridordan aynı yavaşlıkta odasına döndü. Her adım nefesini biraz daha tüketmişti.

Odasına dolan gün, güneşi toplayıp içeri doldurmuş, odada dolaşan tozları bile sihirli göstermişti.

Sararmış, buruşuk çarşafların orta yerine oturdu. Titreyen elleri ile oksijen maskesini ağzına götürdü. Gözlerini kapadı, bedeni derin derin yaşamı içine çekmeye çabaladı. Karanlığın ucunda huzurlu bir ışık yandı, söndü, bir daha yandı. Alabildiği kadar derin bir nefes daha aldı, yüzünde bir gülümseme yatağına uzandı.

Korktuğu değil, umutla beklediği oldu. Vakti doldu…

Fotoğraf: Nalan İncekara

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR