Uyur Uyanık – KıNaYuRuYu / Münire Çalışkan Tuğ

RÜYA GÖZLÜĞÜ, Sultan Su Esen’in Kanguru Yayınları’ndan Nisan 2017’de çıkan öykü kitabı. Kitapta yirmi kısa öykü yer alıyor. Yazar Sultan Su Esen öykülerinde, okuruna bir gözlük uzatarak onu rüyaya davet ediyor. Böylece, rüyaya somutluk kazandırarak okuru Uyur Uyanık – KıNaYuruYu – bir yarı gerçeklikle baş başa bırakıyor. “İstediğiniz zaman gözlüğünüzü takıp rüyanızı görebilirsiniz.” diyor bize yazar.

Rüya bilinçdışına açılan kral kapısıdır.” der Freud. Biz de gözlüklerimizi takıp Sultan Su Esen’in kral kapısından giriyoruz içeri.

Rüya Gözlüğü kitaptaki ilk öykü, bu öyküyle başlıyor rüyalar. Bilinmedik ortamlarda, yalnızlığınızla dolaşırken, eli yüzü dövmeli, çaputtan kadınlar sarıveriyor çevrenizi bir anda. “Öngörülerini konuşuyordu koyu tenli, burunları hızmalı kadınlar.” diye devam eden öyküde, rüyaların genel atmosferi ve karmaşasının size sağladığı anlık yer değiştirme olanakları ile bir bakıyorsunuz Hindistan’dasınız, oradan Elhamra Sarayı’na, oradan da Sicilya’ya atlamanız olası iki adımda. Aynı rüyanın içinde yıllar önce ölen “Ölü görmek, sestir, haberdir. Evladım!” diyen anneanne de var, Italo Calvino da, Umberto Eco da, çıplak haliyle hizmetçisini kovalayan Freud da…

Yazıtlar, ikonlar, kristal vazolar ya da ters yüz olmuş yazılar, birdenbire ortadan kaybolan Rüya Sevgilisi “Buralara ait değilim, Orta Çağ karanlığından korkuyorum.” dedirtiyor anlatıcıya.

Öykülerde rüyalar sorgulama ile birlikte ilerliyor. “Hayvanların soyu tükendi, yiyeceklerimizin tadı kaçtı, tohumlarımız çalındı, kimi güzellikleri rüyalarımızda bile göremiyoruz artık, tarih Almanya için iyi şeyler söylemiyor, Diyanet İşleri Başkanlığından fetva var, beni sana vermezler, yitik zamanların insanlarıyız biz galiba…” diyecek kadar gerçek ve sorgulayıcı, kan ter içinde uyanacak kadar rüyadır anlatılanlar. Uyur Uyanık (KıNaYu RuYu) bir atmosferin içinde, rüyanın karmaşası ve gerçek yan yana.

Nefes adlı öyküde “İlaç firmalarına söylemeli; uyku değil, uyanıklık hapı üretsinler. Olanları daha net görmek için.” diyor anlatıcı, atom bombalarıyla öldürülenleri, parası kadar konuşabilenleri, GDO’lu ürünlerle beslenmenin olumsuz etkilerini anlattıktan sonra. Siz deyin rüya, ben diyeyim gerçek.

Rüyanın Renkleri öyküsünde derslerden bunalan öğrencinin masa başına oturur oturmaz gözleri kapanır, başı önüne düşer. İşte o zaman başlar renkli rüyalar. “Görmediğim, gezmediğim yer kalmıyor, rüya değil dünya turu sanki.” diye devam eden öyküde Tarih Öğretmeni Deli İsmet ve anne otoritenin okuldaki ve evdeki karşılığı olarak çıkar karşımıza. Falcılar, nazar, batıl inançlarla devam eder öykü, pardon rüya.

Gülezar; çok ülkeli, çok kentli, çok kültürlü bir öykü. “Rüyamda üç dinde birden hacı oluyorum haberim yok.” der anlatıcı ve falcı Gülezar’la konuşmaya başlar gözlüklerini takıp.  Gülezar falda gördüklerinin kaynağını anlatır rüya gözlüklü kıza “Hindistan’dan kalkıp buralara gelmesek, buralardan da Roma İmparatorluğunun önemli limanı Venedik’e gitmesek size bu kadar lafı, yani yanlış anlama, yalanı nasıl uydurabilirdik hı? Her yerde şaşıyorlar ağzımızdan çıkan sözlere. Bazı sözcükleri de yalan yanlış katıp karıştırıp şurup gibi içiriyoruz karşımızdakilere.”

Hangi zamanlarda olduğunu şaşıran anlatıcı, rüyasında Zeytin Dağı’ndaki Osmanlı Karargahı’nda “sırf göz” olan, masmavi bakan Liman Von Sanders’in karşısında bulur kendini. Onunla Almanca konuşur, buna kendisi de şaşırır. Falih Rıfkı Atay da oradadır. Bir yandan da Gülezar’ın sesi gelir derinlerden. Pek çok maceradan sonra gözünü açar, okula geç kaldığını anlar.

Mercimek Kadın’da anneannenin -Bazı şeyleri kafama sokan, kafamdan çıkaran, kafamı karıştıran mercimek kadın!- sesini duyarız rüyaların içinde. Yılların, çağların birbirinin üstüne güç kurarak yükseldiği rüyada bilinçaltı çok uzaklara sıçrar.

Çantam’da avazını havada yakalayıp ağzına kapatan anlatıcı, çanta içindeki resimlerin ve mektupların Kuyucular’ın eline geçmesinden korkar.  Saliha’da kızını okula göndermeyen yasakçı aileye uzanır rüya. Muhteşem Yüzyıl, Ulysses, Hürrem derken yine bir karmaşa. Aşk Çocuğu’nda Tutankamon’un mumyasını görebilmek için yapılan yolculukta Deccal, Saliha, tarih yan yana yol alır. Sabah Yeli’nde gençlik dürtüleriyle, düş ve gerçeği ayırmaya çalışır rüya yolcusu. “Gerçeklere dayanamıyorum. Onları görmektense uyumalı en iyisi.” diye biter öykü. Töre’de “sürprizlerle dolu bir gece”de yaşananlar anlatılır.

Cennet’in Kapısı’ndan girerken Eşik Cini ile karşılaşır anlatıcı, farklı bir inanca mensup Rosa’nın da içeri alınması için pazarlık yapar Eşik Cini ile. Tango’da “Yoksullar varlıklılara, köylüler şehirlilere, şehirliler de yabancılara öykünürdük özetle. Üst tabakadakiler, düzenlenen balolarda Batı nağmeleri ile dans eder, ‘Halay’ yoksul mahallelere sürgün edilirdi. Alttakiler, üsttekilerin yaşamını merak ederdi: Ne yer ne içer, nasıl yatar kalkar, nasıl sevişirlerdi.” diye anlatır meramını. Emir Amca’da evlenme programlarına düşer yolu rüya gözlüklü anlatıcının.

Küba’da mı öyküsünde Fidel’i görmeye gitse de nafile. Fidel yoktur artık, göğe uçmuş, yoldaş Che’nin yanına gitmiştir. O da Tirinidad’a, Karaibler’e kadar uzanır oradan; sanki kendi yaşadığı yerde deniz yokmuş gibi orada denize girer. “Canıma değdi, ister inanın ister inanmayın. Jose Marti’nin betimlediği dalgalar gelip tenimi öptü. El öpenlerin, gelip gidenlerin çok olsun diye ben de dalgalara sarıldım.” diye anlatır sevincini.

Kitaptaki son iki öykü birbirine bağlı olarak devam eder. Kalkış’taki “Bas düğmeye sayın Hocafendi. Ortadoğu’nun haritasını çizdik bile… Yolun ucu göründü.” sözleri bizi yakın bir tarihe götürür. Bu kalkış nereye, nasıl olacaktır, okura bırakıyorum ama size bir kopya vereyim, Mırrr’la devam eden kitap “Bay kalkış, benim güzel düşlerimi ortasından böldün.” diye bitiyor. Anladınız siz durumu.

Sultan Su Esen, gezmeyi seven bir yazar. Öykülerinde geçen mekânların hepsini gezmiş ve görmüştür.  Hatta uzunca bir süre yurt dışında yaşamışlığı da var.  Öyküleri de bu oranda renkli ve zengin bilgiler içeriyor. Ancak bunları anlatırken kuruluğa, öğreticiliğe düşmüyor. Gezip gördüğü yerlerin tarihsel ve doğal güzelliklerini, kültürel yapısını, oralardaki izlenimlerini bizlere rüya tadında sunuyor. Gözlüklerinizi takıp bu keyifli yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.