Uykumun Yolları / Zehra Karataş

 

Giden arabalara bakıp, içindeki insanları ve yaşanmışlıkları sorguluyordum. Kimisi tek başına yolculuk ederken, kimisi de arka üçlüyü beşleyip, kucak dolusu çocuklarını arabalarının camlarına yapıştırmıştı. Pencereden feryat figan bakan küçük gözlerin güneşin açısıyla imtihanları içler acısıydı. Üstelik çoğu hâkî yeşili bu arabaların üstlerine yığılmış çuvallar halatlara zar zor tutunuyor, yaşanmışlıklarının sarartılarıyla yer çekimine meydan okuyorlardı. Gözlerimi dikmiş, otobüsün yükseltisinin verdiği güven duygusuyla dalıp gitmiştim. O kadar dalmıştım ki varlığımı aşağıdan fark eden bir çocuk gözlerini bana kitleyip dilini çıkarmıştı. İri yuvarlak gözlerini ve küçük dilini fark edince hemen gözlerimi kaçırıp karşımdaki tablet bozması ekranın açma tuşuna tıkladım. Ekran neyse ki bozuktu. Ama gözlerim sabit bir şekilde ekranda kalmıştı. Arka çaprazımdaki badem gözlerin ve kalın dudakların yansıması ekranımdaydı. Telefonla konuşan kalın dudaklar bir açılıp bir kapanıyordu. Arkadan gelen ince ve zarif ses de uyum içinde ona eşlik ediyordu. Sanki ekran yansıması değil de güzel bir filmin en dokunaklı sahnesi gibiydi. Bir ara boynunu sıvazladı sonra dudaklarını üfler gibi yaptı, telefonunu kapattı sonra tekrar telefonuna baktı bu sırada kafasını eğdi ve dağınık topuzuyla tanışmış oldum. Geriye doğru yaslanınca da gömleğinden taşan göğüslerinin selamını almadan edemedim. Tıpkı halatın çuvallara direndiği gibi çelimsiz dördüncü düğme de göğüslere direniyordu. Keşke direnmese dedim içimden. Direnmese de koptu kopacak iplerinden bir çırpıda kurtulup kendini ön koltuğun altına atsa. Atsa da bir daha bulunmasa. Bulunmasa da titrek ekranımın başrol oyuncusu gibi filmin sonuna kadar oynasa… Bunları düşünürken, gereğinden fazla uzun ve gereğinden fazla sarışın muavin, elindeki nikah defteri gibi tuttuğu defterle arka çaprazıma doğru geldi. Sinemanın en güzel yerinde bir anda onun beyaz gömleğini gördüm. Hem de arkamdaki teyzeyi uyandırmak adı altında kızın üzerine eğilmiş, uzun gövdesini bakmakla yetindiğim güzelliğe değdiriyordu. Ve bütün bunları gereğinden fazla yapıyordu. Teyze, büyük çabaların ve yaşanan tacizlerin ardından nihayet uyanabilmişti. Kız, teyzenin çıkması için ayağa kalkmıştı. Kaostan faydalanıp arkama doğru baktım. Uzun boyluydu. Gereğinden fazla muavinle bile aman aman bir fark yoktu aralarında. Yere doğru bakıyordu ve çantasını kasıklarına doğru tutuyordu ince beyaz bir boynu ve boynunun orta kısmında güzel bir beni vardı. Toplamda üç saniye bakabilmiştim ama yeterince şey öğrenebilmiştim. Teyze otobüsten inince haliyle pencere tarafına doğru kaymıştı güzel kız. Artık boş koltuğun yansımasından başka bir şey göremiyordum. Hava çoktan kararmıştı. Daha 6 saatlik bir yolum vardı. Boş koltuğa baka baka uyuyakalmışım.

Gözlerimi açtığımda boynumun sağ tarafını hissedemiyordum. Üstelik ağzımın bütün ıslaklığını da otogardan aldığım minimal yastığa kaptırmıştım. Acı içinde biraz yutkunmaya çalıştım ama ne çare boğazımın içi çorak çöle dönmüştü. Su istemek için gözlerim muavini aramaya başladı ama ön tarafta şoförün yanında çekirdek çitlemekle meşguldü. O sessizliğin ve karanlığın içerisinde bir süre bekledim ama muavin her şeyiyle gereğinden fazla olduğu için yine gereğinden fazla olduğu yerde kalmıştı. Yanımda genç yaşlısı bir adam oturuyordu. Amca tipi kelliği onu yaşlı göstermesine rağmen ense kısmındaki saçları simsiyahtı ve adaleli kolları vardı. Kafasını öne doğru devirmiş, rahatsız pozisyonuna rağmen uyuyabilmeyi başarmıştı. Biraz tedirgin olmama rağmen, onu aşıp arka taraftaki otobüs dolabına ulaşmam gerekiyordu. Ayağa kalktım kısık bir sesle “Pardon geçebilir miyim?” dedim. “Haah hııh” diye sesler çıkarıyordu. Biraz daha sesimi yükselttim; “Pardon geçebilir miyim?” Sanki çocuğunu öldürmüşüm gibi gözlerime baktı ve keskin bir hareketle olduğu yerden kalktı. Geçerken, yine kısık bir sesle “Sağ ol,” dedim. Cevap vermeden eski pozisyonuna geçip uyumaya kaldığı yerden devam etti. Benim için dönüşte aşılmayacak bir sorun gibi duruyordu. Gergin bir şekilde bir sonraki koltuğun tutacağına tutundum. Gözlerimi istemeden arkamdaki güzellik abidesinin üzerinde buldum. Kafasını cama dayamış kulaklıkla müzik dinliyordu. Muhtemelen evdeki yatağını hayal edip iç geçiyordu. Yorganın altında rahat pijamalarıyla ayak bileklerini katlattığını, çoraplarını ayak parmaklarının yardımıyla çıkarttığını, çıplak ayaklarının ateşini soğuk yorganına değdirerek söndürdüğünü hayal ediyordu. Melankolisinin nedeni de muhtemelen buydu. Sonunda dolaba ulaşmayı başarmıştım. İçine doğru elimi daldırmış suyu yoklarken arkamdan ince ve kısık bir ses; “Pardon ben de alabilir miyim? Şey… zahmet olmazsa?” Kafamı çevirdim ve badem gözlerle göz göze geldim. Karanlıkta bile ışıl ışıl parlayan gözleri kendini hemen fark ettiriyordu. “Ihmm tabii ne demek,” sesim çatallı ve aptal çıkmıştı ama böyle bir güzelliğin karşısında ne kadar güçlü kalabilirdim ki? Yalvarır gibi bakan gözlerini üzerimde biraz daha tutmak için suyu bulduğum halde dolabı yoklamaya devam ettim bir süre. Sonra boğazımın acısını fark edip suya kavuşmam gerektiğini anımsadım. Elimde sularla onun koltuğunun tutamacına doğru bacaklarımı yaslamış vaziyette suyu ona doğru uzatıp gülümsedim. Yine narin ve kısık bir sesle ” Teşekkür ederim,” dedi. Kocaman gülümseyerek “Rica ederim,” dedim. Kendi koltuğuma doğru bir adım atmıştım ki aşılacak bir problemim olduğu aklıma gelmişti. Genç yaşlısı adam kafasını ön koltuğa doğru yaslamış, bütünüyle kendini uykunun kollarına atmıştı. “Pardon! Ihmm! Afedersiniz pardon!” genç yaşlısı, arada kalmış ses tonuma ürkek dokunmalarıma aldırış etmeden istifini bozmamaya devam ediyordu. “Hay Allah! Şey pardon…” kıza rezil olduğuma mı yanayım bir türlü geçemediğime mi yanayım neye yanacağımı şaşırmış halde dikilmeye devam ediyordum. ” Beyefendi gelin buraya oturun ayakta kaldınız,” bu ince ve narin ses başka kimin olabilirdi ki? “Ya adam kalkmadı bir türlü, çok sağ olun cidden, çok teşekkür ederim…” gülümseyerek bana baktı “Rica ederim lütfen,” dedi. İtiraz etmeden kızın yanına oturmuştum. Kız yüzüme bakmıyordu cama yaslanmış kulaklıkla müzik dinlemeye devam ediyordu. Bir yandan da suyla dudaklarını ıslatıp diliyle dudaklarının etrafında daireler çiziyordu. Baktığım belli olmasın diye önüme dönmüştüm. Bir yandan kalbim hızlanmış, bir yandan da suyumu yudumluyordum. “Guruk guruk” iki yudumda bitirmiştim.

Kendimi uykunun kollarına tekrar atacakken küçük bir kıpırtıyla irkilmiştim. Bedenini cam tarafından bana doğru çevirmişti. Nefesini kulağımda hissedebiliyordum. O an kas katı kesilmiştim. Kalbim hızla çarpıyordu. Kolunu koluma değdirdiği hissediyordum. Daha fazla dayanamayıp yüzümü ona doğru çevirmiştim. Gözlerini kapatmıştı uyuyor gibi görünüyordu. Sahiden uyuyor muydu? Önüme doğru döndüğüm esnada güzel kafasını omzumda bulmuştum. Öyle ki rüyalarımda bile zor göreceğim o göğüsler kollarıma değiyor, sıcaklığıyla derimi geçip, damarlarımı yakıyordu. Heyecandan çılgına dönmüştüm. Kolumu ikimizin arasından çekip, güzel beline doğru dolamıştım. Hiç tepki vermiyordu. Belini sıvazlamama rağmen, elimi gömleğinin içine sokup yumuşak tenine dokunmama rağmen, tepki vermiyordu. Hafif inlemeler duyuyordum sadece ve bu beni biraz daha cesaretlendiriyordu.  Aklım çıkacak gibiydi. Daha adını bile bilmiyordum ama ona dokunuyordum. Gözlerini gözlerime doğru kitleyip manalı bakışlarıyla sımsıkı sarılıyordu bana… O an dünyanın en mutlu erkeği bendim… Gözlerim mutluluktan kararmaya başlamıştı kafamı arkaya doğru yaslayıp gözlerimi sımsıkı kapatmıştım…

Gözlerimi açtığımda kendimi eski koltuğumda bulmuştum. Yanımda badem gözlü kız yerine genç yaşlısı adam otuyordu. Kollarımda da kız yerine minimal yastığım duruyordu. Üstelik hava iyice aydınlanmış, gideceğim yere çok az kalmıştı. Şaşkınlıkla arkama doğru döndüm. Badem gözler yerine kırış kırış iki ufalmış göz gördüm. Badem gözlünün yanında oturan teyzeden başkası değildi. Sormazsam eğer deli olacaktım. “Pardon, yanınızdaki kız indi mi?” Şaşkın ve nemrut bir ifadeyle “Ne kızı oğlum, ben bindiğimden beri tek başıma oturuyorum. Fesuphanallah!” dedi. Ya teyze bunamıştı ya da ben gerçekten delirmiştim. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu. Yanımdaki genç yaşlısı da şaşkın ve bıkkın bakışlarını bana doğru kitleyip; “Allah aşkına yine ne oldu Salih?  İyi misin? ” diye sordu. Genç yaşlısıyla tanıştığımı hatırlamıyordum üstelik su almaya giderken çok da dostane davranmamıştı bana. “İyiyim de biz tanışıyor muyuz?” Genç yaşlısı gözlerime acıyarak bakıyordu. Üzgün bir sesle “Ağabeyin Mustafa ben tanımadın mı beni?”  Elini omzuma vurarak; “Neyse oğlum üzülme düzelecek hepsi yatışın bugün başlıyor.” Ağzımdan bir kelimecik daha çıkmıyordu. Genç yaşlısının söyledikleri inanılır gibi değildi. Gözlerimi birden tablet bozması ekrana çevirdim ve amca tipi kel kafamı gördüm…

 

 

Fotoğraf: https://bit.ly/2KjlNTk

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.