Üç Yüzüncü Anahtar/ Berçem Aydın

reklam
01 Şubat 2020 1

İnsanoğlu her ne kadar kendince yeni duygular, yeni fikirler elde etmeye çalışsa ve bunların ışığında kendince bir sorgulamaya girse de düşünceleri çoğu zaman bir kafesin içerisinde saklı bir biçimde bulunur. Toplum biz insanlara eylemlerimizde ve düşüncelerimizde özgür olduğumuzu söylese de bu sahte bir özgürlüktür. Binlerce yıldır anlatılan bir mit bu sahte özgürlüğü gözler önüne seriyor. 

Yıllar önce Mavi sakallı bir adam yaşarmış. Bu adam bir ailenin üç kızından biriyle evlenmek istiyormuş. Adam bu üç kızı gözlerini boyayacak gezilere götürüp onlara sonrasında evlenme teklifinde bulunmuş. Bu kızlardan en küçüğü -safdil olanı- “Aslında sakalı o kadar da mavi değil.” Diyerek evlenme teklifini kabul etmiş. İlerleyen süreçte Mavi Sakal’ın iş için uzaklaşması gerekmiş ve eşine yaşadıkları 300 odalı şatonun,  bütün anahtarlarını bırakıp içindeki en küçük olan anahtarın açtığı odayı bulup açmaya çalışmamasını ve kardeşlerini çağırıp şatoda dilediğince eğlenebileceğini söylemiş. Safdil kızımızın kardeşleri o odada ne olduğunu çok merak edip, kızı bir şekilde o odayı bulma oyununu oynamaya ikna etmişler. Odayı bulduklarında ise Mavi Sakalın önceki eşlerinin cesetleriyle karşılaşmışlar…

Devamı olan bu mit aslında birçok semboller ve anlamlarla dolu. Burada safdil kardeşe verilen 299 anahtar onda sahte bir özgürlük yaratmakta. Kendisinden çok daha tecrübeli, sorgulayıcı ablaları olmasa özgür olduğunu düşünerek ve sorgulamayarak yaşamaya devam edecekti ve tabii sonu önceki kardeşlerden farklı olmayacaktı. Sokrates’in de söylediği gibi “Sorgulanmamış bir hayat süren insanların hayatı, kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir. Onların denetimi dışarıdan gelmektedir.” Dönemimizde çoğumuz sorguladığımızı düşünüyor olabiliriz fakat artık sorgularken dahi pekiştirilmiş kanılardan kurtulamıyoruz. İnsanoğlu olarak üzerimize damgalanmış stereotipileri sorgulamadan kabul ederek safdil kalıyoruz. Doğumumuzdan, yaşamımızın sonuna kadar toplum tarafından sürekli yeni kanıları öğreniyoruz. Önce aile ile başlayan bu süreç biraz büyüyünce arkadaş çevresi daha sonrasında okul ile birlikte artık zihnimizde yer ediyor. Günümüzde zaten toplumların dayattığı çeşitli etik ve inanç kavramları nedeniyle yeterince özgür olamıyoruz. İnsan olarak özgür değilken bir de üstüne kadınsanız üzerinize daha kısıtlayıcı bir sahte özgürlük yerleşiyor. Sahip olduğunuz cinsiyet nedeniyle sokağa istediğinizce çıkamıyorsanız, kimse gerçek özgürlükten bahsedemez. Nasıl giyineceğinizden tutun da, nasıl hareket edeceğiniz, nasıl konuşacağınız, hatta yemek yerken çatalı nasıl tutacağınız dahi toplum tarafından insanlara kavratılıyor. Bu bir bebeğin etrafından duyduğu sesleri taklit etmesine benzer.  Toplum tarafından bizlere kavratılan özgürlük kavramı da işte budur. Toplumun doğrusu ve toplumun yanlışı vardır ve eğer bizim doğrumuz toplumun yanlışı olursa sahte bir özgürlüğe bürünürüz. Bu da toplumun bir kurgusudur, eylemlerimiz öğretilmiştir. İnsanoğlu olarak koskoca evrenin çok küçük parçalarıyız. İlk filozoflardan beri sorgulanan ve oluşan bilgiler çoğalıyor. İnsanlık gelişti ve toplumun algıları oluştu. Bu bize bir öğrenilmiş çaresizlik yarattı. Öğrenilmiş çaresizlik bir canlıyı ağaca bağlar ve canlı ağaçtan her kaçmaya çalıştığında başarısız olur. O bağ çözülürse de zaman geçtikçe kabullenen canlı artık kabullenir ve başka bir şansı olmadığını, bir şeyleri değiştiremeyeceğini zanneder. Bu çaresizlik; öğrenilmiş ve aslında öğretilmiştir de. Artık o canlı görünmez bir kafese mahkûmdur. İnsanlarda da bu durum böyle işler. Duygu ve inançların ulustan ulusa değişmesi öğretilmişliğe çok büyük bir kanıttır. 

Kısacası toplum; kendi çıkarları doğrultusunda insanları o üç yüzüncü anahtarı bulmaması için sahte bir kafese hapseder. Bu kafesten kurtulmamız için ilk adımımız ise kabullenmek. Paul Henri Dietrich’in de söylediği gibi; “İnsanın eylemleri asla özgür değildir. Eylemlerimiz pekiştirilmiş kanıların zorunlu sonuçlarıdır.” Üç yüzüncü anahtarı tüm insanlığın bulması dileği ile.

Berçem Aydın
Berçem Aydın Diğer Yazıları
22 Kasımda İstanbul’da doğdum. Kendimi bildim bileli özellikle toplumsal konular, sorunlar hakkında düşünmeye ve yazmaya meraklıyım. Dogmatik düşüncelerden uzak, kişisel hak ve özgürlüklerimin bilincinde, sürdürülebilir bir toplum ve dünya için; vicdanımı ve kalbimi esas alarak yazıyorum ya da yazmaya çalışıyorum. Sorgulamayı, hayatımın ön planına alarak aslında sadece ‘insan’ olmaya çalışan biriyim. Ne daha azıyım, ne de daha fazlası…
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Anonim

Çok güzel bir bakış açısı olmuş 👏👏