Turuncu Sıcaklarda / Ayşe Toptaş

Parasız Yatılıda ranzamın kenarına iliştirdiğim takvime attığım çentikler doldu, zamanı geldi. Köyüme ve sevgili aileme kavuşmanın zamanı. Sabahın beşinde elindeki anahtarlığı ranzama vurarak, hadi kızım uyan diyen tiz sesli, çelimsiz belleticiden de kurtuluyorum bir süreliğine. Evimizin sakin, sevgi dolu gül kokulu sabahına uyanabileceğim artık.

Nihayet köyümdeyim. Üstelik Cerrahpaşa’da tıp okuyan sevgili ablam da geldi. Çocukken birbirimize karşı amansız mücadele vermişken bu duygular, sevgi, özlem seline dönüşüverdi ayrılıkta. İkimizi de efsanemiz, idolümüz ağabeyim okutuyor. O ki; zor koşullarda en güzel eğitimi almış 68 kuşağının mücadeleci, evreni kucaklayan yüreğiyle, bizi iyi birer insan olarak yetiştirmeye, dünyaya iki güzel, eğitimli, zeki, çağdaş değerlerle yoğurulmuş Cumhuriyet Kızları bahşetmeye kararlı.

Yazın hep birlikte tarla işleriyle uğraşıyoruz. Anamla birlikte tarlada nohut yolumu bitti. Nohut deyip geçmeyin, çok emek isteyen zorlayan bir bitki. Öyle ki rengi yeşilimsi sarıya dönen olgunluktayken çok tuzludur, elinizi yakar, hele elinizde küçük çizikler açtıysa kavurur elinizi, giydiğiniz eldivenden işler içeri. Ablamla ellerimiz yaralı hafiften, ama saklıyoruz annemden, üzülmesin, yardımımızdan mahrum kalmasın diye. Bu bizim ailemizin işi, büyük gayretle yapıyoruz. Nasıl olsa sonbahar geldiğinde büyülü dünyamız olan eğitime yani okullarımıza döneceğiz. Yaşamı kucaklamak adına büyük hedeflerimiz var, bu yolda hiçbir engeli tanımıyoruz.

Artık tarlalardaki hasat bitti. Buğday tarlamızdaki altın renkli, rüzgarda nazlı birer gelin gibi salınan başaklar yerini anızlara, aralarında çıkan yemyeşil taptaze otlara bıraktı. Bir de saplarından yapılan saman yığınlarına.

O gün zor bir gün olacak. Ana asfalta yakınlığıyla sanki evrenle bağımızı kuruyormuşçasına uzanan, hendeklerinde papatyaların, gelinciklerin bayram ettiği çaylaktaki tarladan saman taşıyacağız eve. Traktörün römorkunu samanla dolduruyoruz, daha çok saman taşıyabilmek için römorktaki samanın üzerine tepinme görevi bana ait. Bu hep böyle olmuştur, küçüklerin eğlenceli işidir. Her ne kadar tozun dumanın içinde kalsak da zevk almak daha baskındır. Römork doldu, annemle babam eve götürdüler; samanı boşaltıp yine gelecekler. Hava çok sıcak. Suyun değerini o anki susuzluğu yaşamayan bilemez. Az ilerde amcamın kendi elleriyle kazıp su çıkardığı kuyusu var. Tabii ben daha sabırsız olduğumdan oraya yöneliyorum. Büyüyüp yeşermiş ekşi erik ağacının altında kuyu. Ne var ki, suyu alabilecek ne bir ip ne da kovası var kuyunun. Amcamın işi işte. Su temiz olmasa da içmeye kararlıyım. Ayağımdaki delikli, mavi, naylon ayakkabıma başımdaki beyaz yazmayı bağlayıp sallıyorum kuyuya, çekiyorum sonra. Ayakkabının deliklerinden suyun nerdeyse tamamı boşalıyor, bana gelene kadar. Ben dipte kalan suyu içip kanasıya devam ediyorum lastikle su çekmeye. Susuzluğum geçti, sıra serinlemeye geldi. Elimi yüzümü de yıkadım bir güzel. Ablam sabırsızlanıyor haklı olarak:

-Bana da ver, susadım.

-Bana ne, sen yap aynısını, deyip oralı olmuyorum. Ablam kolumu çekiştiriyor. Sinirli, işte o sırada olan oluyor. Gitti benim güzelim ayakkabımın teki, başımdaki yazma da.

Kuyudan almak için uzanıyorum can havliyle, maalesef ulaşamıyorum. Ablam işin ciddiyetini anlayınca o da çabalıyor. Ama maalesef kurtaramıyor,  umudu kesiyoruz. Bir ayağım çıplak, başım yazmasız oturup ağlıyorum. Yürümek mümkün değil o halde, anızlar öyle acıtıyor ki ayağımı. O sırada annemler geliyor, ben ağlayarak karşılıyorum onları.

-Ablam ayakkabımı kuyuya düşürdü.

-Üzülme kızım, yarın yenisini alırız şehirden, diyor babam.

İzmir’e döndüğümde kompozisyon dersinde yazıyorum bunları. Öğretmenim çok beğeniyor, sınıfta arkadaşlarıma okuyorum gururlu bir tebessümle.

Bu anı yakın çevremizde yankılanıyor. Amcam babamla iddiaya giriyor. Ayakkabıyı çıkarırsam kendime ayakkabı isterim diyor. Babam kabul ediyor. Bir yıl sonra kuyudan çıkarılıyor benim esvap. Tabii amcanın ayağında babamın ona ödül olarak aldığı gıcır gıcır ayakkabılar.

7 Yorum Turuncu Sıcaklarda / Ayşe Toptaş

  1. Hayat çok acı dersler verir de ne mutlu ki o hayattan dersler çıkaran köylü deyipte geçenlere tokat gibi cevaptir bu emek hikayeleri ne nohut ne mercimek ne makarna masaya ne emekler geliyor eminim anlaşılmıştır emek kan ve ter en önemlisi de emek hayallerimiz. ATATÜRK NE DEMİŞTİR KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR tüm efendiler sevgi ve saygılarımızla.emeğine sağlık çok güzel ankette olmuş

  2. Bu anını kendi ağzından dinlemiştim, şu meşhur amcanın kuyuya ayakkabı düşürülmesi ve sonrasında gelişen olaylar… Adeta romansı bir dille kaleme alıp buraya aktarım yapman ölümsüzleştirmiş hikayeni. Yazmaya değer gördüğün başka anılarını da paylaşman dileğiyle

  3. Ayşe’cim ne güzel yazmışsın, hem hekim hem de yazar tayfasına sen de katıldın, yolun açık olsun, hep yaz, durmadan yaz…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.