Türkiye’de Yerel Medya ve Demokrasi / Nevriye Yıldırım Bezmez

CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEM

Türkiye’de yayınlanan ilk Türkçe gazete 11 Kasım 1831’de padişah II. Mahmut tarafından çıkartılan Takvim-i Vakayi’dir. Aynı yıllarda Osmanlı sınırları içinde İzmir’de Fransızca gazeteler yayınlanıyordu. Araştırmacı Orhan Koloğlu ise ilk Türkçe gazetenin 1828 yılında yani Takvim-i Vakayi’den üç yıl önce Mısır’da yayınlanan Vakayi-i  Mısriye olduğunu ifade etmektedir. Hatta 1830’da Girit’te Vakay-i  Giridiye adıyla Türkçe ve Yunanca’nın eşit olarak kullanıldığı bir gazetenin de yayınlandığını da söylemektedir (Koloğlu, 1985:68-93).

Bu üç gazeteden sonra sırasıyla, Ceride-i Havadis (1840), bir İngiliz tarafından devlet yardımıyla kurulmuş ve uzun zaman çok etkili olmuş bir gazete olarak, Tercüman- ı Ahval (1860), Agah Efendi tarafından kurulan ilk özel Türkçe ve ilk fikir gazetesi olarak basın hayatımızda yer almıştır. Tasvir-i Efkar (1862) ise Şinasi’nin ilk kez okur görüşlerini yayınladığı bir gazete olarak önemlidir. Muhbir (1866), Basiret (1869), İbret (1870) gazeteleri de ilk önemli gazeteler arasında yer almaktadırlar.

Bu ilk gazeteler, toplumun değişiminde, yeni fikirlerin yayılmasında, kültürel hayatın zenginleşmesinde önemli roller oynadılar. Otokratik yönetim sorgulanmaya başladı, meşrutiyet, hürriyet, millet gibi kavramlar aydınlar arasında konuşulmaya başlandı (Demir, 2009:84).

Bugünkü Türkiye sınırları içinde basılan ilk Türkçe gazeteleri değerlendirecek olursak, bunların hepsi İstanbul’da yayımlanmıştır. Ama o dönemde yayınlananlar bugünkü değerlendirmelere göre yerel medyadırlar. Çünkü başka illerde veya o dönemdeki tanımıyla, eyaletlerde dağıtım ve satış olanakları bulunmamaktadır. Türkiye’de gazetelerin ne zaman yaygın basın olduğu konusunda ise kesin bilgiler bulunmamaktadır (Erinç, 2007:107-108).

Dergi yayımcılığı ise resmi nitelikteki Vakay_i Tıbbiye isimli dergi ile 1849’da başlamıştır (Girgin, 2009, s.47).

Dergi ve gazete sayısının artması, yayın organlarının resmi nitelikten özel girişimlere dönüşmesi ile birlikte doğal olarak farklı görüş ve fikirlerde halka aktarılmaya ve konuşulmaya başlamıştır. İktidarı rahatsız eden bu yayılmalarla birlikte basında yasaklar da gündeme gelmiştir. İlk yasaklama 1858 yılında Ceza Kanunu’na eklenen bir takım maddelerle gelmiştir. Bu kanunda devletin emir ve izniyle açılmış olan basımevlerinde saltanat, hükümet ve imparatorluk içindeki milletler aleyhine gazete, kitap, zararlı evrak basan ve yayınlayan kimsenin basmış olduklarının toplatılması, suçun derecesine göre basımevinin tamamen veya geçici bir süre kapatılması, ardından da çeşitli para cezasına çarptırılması öngörülüyordu (Tökin,1963,s.39). Bu kanun yayınlandığında yalnızca iki gazetenin varolduğunu düşünürsek, iktidarın gelecek tehlikeler için hazırlık yaptığını söyleyebiliriz. Bu kanun hükmünce 1860 yılında Tecüman-ı Ahval iki hafta süreyle kapatıldı ve kapatılan ilk Türk Gazetesi olarak tarihe geçti.

1862 yılında basın işleriyle görevli Matbuat Müdürlüğü kuruldu. 1864 yılında da devrin şartlarına göre oldukça liberal sayılabilecek Matbuat Nizamnamesi (Basın tüzüğü) yürürlüğe konuldu. 1864 yılı aynı zamanda Vilayet Nizamnamesinin de yayımlandığı yıldır. Osmanlı mahalli idarelerinde ilk büyük düzenlemedir. Eyalet sisteminin kaldırılarak vilayet sistemine bu nizamname ile geçilmiştir (Girgin, 2009:79). Osmanlı vilayetlerinde yerel gazeteler (vilayet gazeteleri) çıkarılmasını, bir yandan toplumdaki artan ayrılıkçı eğilimleri dengelemek, öte yandan da Avrupa’da özellikle Araplar’a yönelik olarak sayıları artan Arapça süreli yayınların etkisini bastırmak isteği teşvik etmiştir (Girgin, 2009:80). Vilayet Gazeteleri Anadolu basınına yani yerel basına öncülük etmiştir, süreli yayınların başlangıcını oluşturmuşlardır, devlet eliyle basılmalarına ve matbaaların devlet tarafından kurulmuş olmasına rağmen, özel kesime de açık tutulduğundan özel yerel basının ve bölgelerde matbaacılık mesleğinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu sayede Anadolu’da konu ile ilgili okullar açılmıştır. İlk yayın kurulları bu gazetelerde oluşturulmuştur. Taşra kültürünün gelişmesi yönünde olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Günümüzde de geçerli olan abonelik sistemi vilayetin yöneticilerine zorunlu olarak uygulanmıştır. Gazete ekleri kavramı vilayet gazeteleriyle başlamıştır. Tüm yöre halkı tarafından okunabilmeleri için belirli yerlerde duvara yapıştırılmışlardır. Basının İstanbul tekelinden çıkmasını sağlamışlardır (Girgin, 2009:83-86).

Devlet eliyle kurulan bu gazeteler doğal olarak devlet güdümünde bir görünüm sergiledi. Çalışanları yani gazeteciler devlet memuruydu. Türk basınının ilk oluşumundaki bu devlet etkisi ne yazık ki tarih boyunca devam etti.

Hükümet, Matbuat Nizamnamesinin getirdiği yasaklarla yetinmemiş ve 1867 yılında Ali Kararname çıkarılmıştır. Her sene yeni ve daha ağır hükümler eklenmiştir. Gerçek anlamda ilk basın sansürü 1876 yılında yayınlanan bir kararname ile gerçekleşmiştir.

İlk basın yasa tasarısı 1877 yılında Mithad Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Mebusan Meclisi’ne getirilmiş ve uzun tartışmaların ardından kabul edilmiştir. Ayan meclisinden de geçtikten sonra Padişahın onayına sunulan yasa tasarısını, Abdülhamit beğenmemiş ve onaylamamıştır. Böylece ilk  Matbuat Kanunu tasarısı yürürlüğe girememiştir. Zaten 1878 yılında Mebusan Meclisi’nin kapatılması ile başlayan ve 30 yıl devam eden ‘’istibdat’’ dönemi, Türk basın tarihinin en karanlık dönemlerinden biridir. 1878 yılında Sıkıyönetim Nizamnamesi’nin uygulanmasıyla birlikte başlayan sansür yıllarında gazeteler kapatılmış, bazı gazetecilere çıkarlar sağlanmış, hazineden aylık dahi bağlanmış, jurnalcilik had safhaya ulaşmış, yabancı basın satın alınmış ve yabancı ülkelerle haberleşme engellenmiş, kitaplar yakılmış ve bazı sözcüklerin kullanımı dahi yasaklanmıştır.

Bu dönemde yurt dışına çıkmak yada kaçmak zorunda kalan, yabancı ülkelerde ‘’Jön Türkler’’ olarak tanınan devrimci Türklerin Abdülaziz Dönemi ve İttihat ve Terakki dönemleri olarak iki ayrı dönemde yurtdışında çıkardıkları Türkçe, Arapça, Fransızca ve İbranice yayınlanan gazete sayısı da yüzün üzerindedir (Topuz, 2003:40).

İstibdat döneminin ardından 1908’de İkinci Meşrutiyetin ilanıyla iktidara gelen İttihatçılar da kısa bir süre sonra basına baskı uygulamaya başladılar. Başlangıçta istibdadı bitirerek özgürlük getirme vaadinde olan hükümet, basına karşı şiddete dahi başvurdu. Hukuk-u Umumiye Gazetesi’nin yazarı Fehmi Bey’in vurulması bu hareketlerden biridir. Aslında Meşrutiyetin ilanıyla birlikte sansür uygulaması fiili olarak sona ermiştir. Uzun yıllar süren baskının arkasından gelen bu özgürlük, basında gür seslerin çıkmasına, tirajların artmasına, fikir ve ifade akışının hızlanmasına neden oldu. Gazete, dergi sayılarında inanılmaz bir artış görüldü. İstibdat döneminde Yıldız Sarayına giden Jurnaller gazete sayfalarına girmeye başladı. Demokrasi konusundaki tecrübesizlik özgürlüğü anarşiye çevirdi.

KAYNAKÇA

Belovacıklı, Mete,byegm.gov.tr

Bulut,S. 2009, Sermayenin Medyası Medyanın Sermayesi, Ütopya Yayınları, Ankara

Demir,V. 2007, Türkiye’de Medya Siyaset İlişkisi, Beta Yayınları, İstanbul

Erinç,O. 2007, Türkiye’de Yerel Basın, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul

Girgin,A. 2009, Türkiye’de Yerel Basın, DER Yayınları, İstanbul

Gezgin,S. 2007, Türkiye’de Yerel Basın, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, İstanbul

Kaya,R. 2009, İktidar Yumağı Medya-Sermaye-Devlet, İmge Kitapevi, İstanbul

Koloğlu,O. 1985, Osmanlı Basını: İçeriği ve Rejimi,Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi 1.Cilt,İletişim Yayınları, İstanbul

Mutlu, E. 2008, İletişim Sözlüğü, Ayraç Yayınları, Ankara

Rivers,W.L. 1982, The Other Government: Power and the Washington Media, Universe Books, New York

Topuz,H. 2003, Türk Basın Tarihi, Remzi Kitapevi, İstanbul

Tökin, Füruzan Hüsrev, 1963, Basın Ansiklopedisi, Kulen Yayınevi, İstanbul

Williams,R.2006, Anahtar Sözcükler, iletişim Yayınları, İstanbul

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*