Türker Ayyıldız : “Değişmesini istediğim hayatları değil de hikâyesini önemsediğim insanları yazıyorum”.

Etkili ve sıcacık  öyküleri ile hayata, yaşadığı çevreye farklı bakışıyla hemen öne çıkıyor Türker Ayyıldız. Tanıdık karakterlerin sıradan yaşamlarını, sarsıcı kesitleriyle kasaba insanının derin yalnızlığını, şaşırtıcı şiirselliğini, akıp giden mutsuzluğunu fısıldıyor bize.

 Söyleşi: Türkan Gültekin

2

Öykülerinizi bir solukta okudum,  usumda keyifli bir tat kaldı.  Acılar, susan, konuşan, acı çeken, ölen, ölümü bekleyen, yaşamak isteyen, hayata tutunamayan her anlamda kaybetmiş, sosyal hayatın içersinde sıkışan  örselenmiş karakterler var karşımızda… Bize bunları farkettirmeye mi çalıştınız?  Biraz tanıtabilir misiniz? Kimdir Türker Ayyıldız?

Nazik düşünceleriniz için teşekkür ederim. Açıkçası bunu fark ettirmek için belirgin bir çabam olmadı. Moda deyimle “dosya konusu” belirlemedim. Hikâyenin içindeki insanı ya da insanın içindeki hikâyeleri seviyorum. Okuma alışkanlığımda da, görme biçimimde de bu böyle. İçinde insan olan hikâyeler yazıyorsanız, insan olmanın, bu coğrafyanın insanı olmanın pek çok yönüyle yüzleşiyorsunuz. Bunu görüp yazdığınızda aslında gri, belki biraz sıkıcı hatta ve hatta üzücü şeyler çıkıyor ortaya. Üstelik insanın sınıfı ya da statüsü kendi payına düşeni yaşamasını engellemiyor. Görme, gördüğünden biriktirme ile alakalı bir durum sanırım.

Çocukluğum taşrada geçti. Öğrenim hayatımı ise çeşitli şehirlerde ve evden uzak geçirdim. İktisat okudum ve serbest çalışıyorum. Sıkıcı bir işim var. Bu sıkıcılığı bir nebze olsun dindirmek için çeşitli kaçış yolları arayan biriyim. Bunlardan biri ve en güzeli edebiyat. Fotoğraf çekmek ve resim yapmak arasında sıklıkla yalpalayan, balık tutmayı çok seven ama denizden yosundan başka bir şey çıkaramayan biriyim. Şu aralar tahta oymacılığına ve kilden heykelcikler yapmaya merak sardım. İstanbul’u değil Kadıköy’ü seviyorum.

Edebiyat dünyasında ödüllü bir yazar olmak nasıl bir duygu?

2011 yılında, henüz kitabım yokken Orhan Kemal Öykü Ödülüne layık görüldü dosyam. Mutluluğunu ve gururunu her zaman içimde taşıyacağım. Ama ödüllü olmanın çok önemli olduğuna inanmıyorum. Ödül kavramında ciddi sıkıntılar var çünkü.

En sevdiğiniz yazarlar kimler? Türk, Dünya, başucu kitapları, yeniler? Öykü ile sınırlamasak da olur. Takip ettiğiniz edebiyat dergileri, edebiyat blogları, websiteleri?

Bizim edebiyatımızdan Sait Faik, Orhan Kemal, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay diyebilirim. Dünya edebiyatında bu liste uzayıp gider ama genel olarak Rus edebiyatı diyebiliriz.

Hayatın tam da içinde olan öyküler bunlar. Bu bağlamda öykü anlayışınız hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Belirgin bir anlayışım yok gerçekten. Az önce de söylediğim gibi içinde insan olan hikayeleri seviyorum. Ama illaki belli bir tipolojiye dayandırmak gerekirse klasik öyküye yakın olduğumu söylüyorlar. Çok moda kelimeler var, kimini telâfuz ederken bile zorlanıyorum. Sanırım teknik kısmında hayli zayıfım.

_MG_95721

Yazı yazmak sizce sizin tek mesleğiniz olabilir mi? Örneğin Orhan Pamuk gibi zamanınızın tamamını yazmak için kullanabilme imkânınız olsa ne kadar verimli olabileceğiniz kanısındasınız?

Şu anda olamaz sanırım. Olmasını ister miyim onu da bilmiyorum. İlk duyuşta kulağa hoş gelse bile durmadan yazacak bir şeyler bulmak çabası bana göre değil diye düşünüyorum. Orhan Pamuk büyük yazar, zamanının tamamını yazıya ayırmasa belki daha büyük bir yazar olurdu, bunu bilemeyiz. Ömrünü bir iki kitapla tamamlamış, şahane eserler vermiş yazar örnekleri de var. Ben onları daha çok seviyorum.

Karakter oluşturmak için çok insan tanımak gerekiyor mu?

Bence öyle. İnternete girip “karakter nasıl oluşturulur?” diye yazarsak yüzlerce bilgi, ipucu, örnek bulabiliriz. Ama metnin içinde karakteri canlandırmak başka bir şey, en donanımlı fotoğraf makinesiyle en acayip yüz fotoğrafları çekebiliriz. Bu mümkün. Ama başarılı portrenin için başka şeyler var. Ruhunu yakalayamadığınız yüz, ifadeyi netleyemediğiniz çehre sadece bilgisayarınızda fazladan yer tutar. Hem çok insan tanımak çok hikaye, çok diyalog, çok atmosfer anlamına da gelir. Ama bu tamamen benim kişisel düşüncelerim. Biri de çıkar der ki, bir yer görülmeden de, bir insan tanınmadan da yaratılabilir. Ona da “eyvallah” derim.

Değişmesini istediğiniz hayatları mı ustalıkla yazıyorsunuz? Özel bir seçim mi? Öykü anlayışınız hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Değişmesini istediğim hayatları değil de hikayesini önemsediğim insanları yazıyorum. Bu insanlarla temas halindeyim çünkü. Hem işim hem uğraşlarım gereği bu teması hiç yitirmedim. Pek çok hikaye neredeyse burnumuzun dibinde. Bunların içinden kimilerini işleyip başkalarının görmesine aracılık edebiliyorsam ne mutlu bana.

Kitaplarınızın konularını seçerken beslendiğiniz yerler neler? Konularınızı nasıl buluyorsunuz? Karakterlerinizi nasıl seçip oluşturuyorsunuz?

Herhangi bir yöntemim yok. Hikaye bittiğinde gerçekten içlenip üzüldüğüm karakterler olmuştur. Belki de yaşamımda iz bırakan kişiler bir şekilde hikayeye sızıyor. Büyüsü kaçmasın, o karakterleri yitirmeyeyim diye çok düşünmek istemedim bunu. Hikayeye göre karakter yaratmazsınız, piyes olur bu. Bir sürü klişeye yakalanırsınız. Hikayenin içinde karakteri parlatmak gibi özel bir çaba harcayamazsınız. Hatta kimi zaman o kadar silikleşir ki kişi, hikaye canınızı acıtır. Bu karakteri oluşturamadığınız değil aksine şahane bir iş çıkardığınız anlamına gelir.

Öncelikle şiirle giriş yaptınız edebiyat dünyasına. Öykü türünde iki kitaptan sonra romanla devam edecek misiniz? Başka türlerde de yazacak mısınız?

Evet şiirler yazdım, hatta nasıl bir öz güven sahibiysem o yıllarda, yayımlama cesaretinde bile bulundum. Şükür kimse şiir okumuyor ki, o konu kapandı. Tanrı başka günah işletmesin bana. Bir roman projem var. Epeydir var ama ağır ilerliyor. Kısmet diyorum. Ama başka bir türde yazacağımı sanmıyorum.

Yazarken çektiğiniz zorluklar nelerdir? Ne kadar zaman da yazdınız kitaplarınızı?

İlk dosyam kendiliğinden oluştu. Bir kitap çıkaracağımı düşünmüyordum. Özellikle şiir kitabından sonra yeni bir kitap çıkarmak gibi bir isteğim yoktu. Ama süreç bu yönde ilerledi. Çok sıklıkla yazan biri değilim. İkinci dosyamı bitirdiğimde iki yıl geçmişti.

Nasıl okursunuz? Tek kitaba odaklanır mısınız yoksa bir arada başka kitaplar da olur mu?

Genelde tek kitap okurum.

Nasıl yazarsınız? Öyküleriniz bir oturuşta mı çıkar yoksa notlar alıp sonradan birleştirir misiniz?

İki şekilde de yazdığım öyküler olmuştur. Başlayıp bitirmeyi sevmeme rağmen başlayıp bitiremediğim öykülerim de olmuştur.

‘Yıllar, sevilen bir kitabın bitmesi gibi geçivermiş.’ diyorsunuz Vapurlara Küsmek kitabınızda yıllar sizin için nasıl geçti?

Sevilen bir kitabın bitmesi gibi geçiverdi.

Yeni yazarlara tavsiyeleriniz nelerdir?

En önemli etken okumak bence, okumayan kişi yazamaz. Severek okuyup severek yazsınlar. Yazmanın üç kuralı beş kuralı saçmalıklarına inanmasınlar. Ümitsizliğe kapılıp kimi edebiyat simsarlarına yem olmasınlar. Asla parasını verip kitap basmasınlar. Parasını verdikleri kitaplarını parasını vererek toplamak zorunda kalırlar. Başka öykülerden, filmlerden, dizilerden aşırma yapmasınlar. Hem çok ayıp hem fena halde yakalanırlar. Dosyalarını ona buna gönderip fikir beklemesinler. Ya boşuna beklerler ya da duydukları şeyler aslında hiç beklemedikleridir. Endüstriyel edebiyattan kaçamasalar bile edebiyat çetelerinden uzak dursunlar. Genç beyinlerini, güzel yüreklerini ziyan etmesinler.

En son, hangi…

(Tehlikeli Oyunlar) oyunu izlediniz?

(Dekalog) filmi izlediniz?

(Zafiyet Kuramı- Ersan Üldes) kitabı okudunuz?

(Birsen Tezel) albümü aldınız/dinlediniz?

(Epeydir gezmedim) sergiyi gezdiniz?

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda diğer öykülerinizi de okuyabilmek ve bir öykü kitabınızın daha yayımlanması dileğimizle!

Fotoğraf: Uğur Yurdakul

 

 

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.