garip
garip
garip

Tuğba Güven Alkan: ‘Muse’ yani ilham perisi dediğimiz şey aslında her yerde, her zaman var. Farkına varmak mesele.

reklam
01 Nisan 2019 0

Söyleşi: Mahmut Yıldırım

Çocuk kitabınızın arka kapak yazısında “Ekosistemde hepimizin bir sorumluluğu ve görevi olduğunu, sadece kendi isteklerimiz doğrultusunda hareket etmemizden doğacak sorunları güzel ve anlamlı bir şekilde öğreten ‘Günebakan Sani’ çocukların psikososyal gelişim sürecini olumlu anlamda desteklerken, vicdan ve ahlak gelişimi süreçlerinde de olumlu ve yapıcı katkı sağlıyor.” diyen Uzman Klinik Psikolog Ayşe Başel Gökkaya, kitabınız hakkındaki düşünlerini dile getiren ve bir nevi kitabı özetleyen bir yazı yazmış.

-Bu sözden yola çıkarak Son Gemi okurlarına kendinizden ve kitabınızdan bahseder misiniz?

Ben edebiyattan ibaretim diyen Kafka gibi, ben de Çocuk Edebiyatı’ndan ibaretim diyebilirim. Bu sonradan karar verilen, artık böyle ilerleyeyim dedirten bir yol değil. Ulaşılacak bir nokta da değil. Bildim bileli kitaplar okumayı, günlük tutmayı seven, içine kapanık diye tabir edilen bir çocuktum. O kapanan içler bir süre sonra kâğıtlara dökülüyor ister istemez. Güzel de oluyor. Edebiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra bir süre kurumsal masa başı işlerinde çalıştım. Nihayetinde de asıl mutlu eden şeyin kitaplarla ilgili bir iş olduğunu fark ettim ve editör olarak devam ettim yoluma. Hâlâ da ediyorum. Çocuk kalbini ve o ruhu taşıyanlardan biri olarak çocuklarla olmak, onlara bir şeyler sunabilmek, kitaplar aracılığıyla bir farkındalık oluşturmak çok güzel.

Kendi değerinin farkına varan bir günebakan çiçeğini anlatmaya çalıştım kitapta. Ancak yüzünü güneşe dönerse kendisine ve çevresine bir fayda sağlayabileceğini anlatmaya çalıştım. Kahramanımız Sani etrafındaki canlılara ne kadar faydası dokunduğunu fark edince kendi değerini anlıyor. Bu düşünceden yola çıkarak bir çocuğun bile kalbine dokunsam yeter.

-Çocukları bu derece önemseyen biri olarak “çocuk” kimdir desem?

Ne güzel bir soru. Sadece “çocuk” kelimesi bile insanın yüzünü güldürmeye yetiyor. En içten gülen, en içten ağlayan küçük canlılar onlar. Bu kadar içten olunca da mutlu olmayı hak ediyor hepsi.

-Çocuk kitaplarında metinler kadar görselliğin de önemli olduğu hepimizce malum. Kitabınız çizimlerle dolu. Kitaplara bir de görsellikleri açısından bakarsak, durum sizin tarafınızdan nasıl görülüyor?

Çok doğru, özellikle okul öncesi dönem için kitaplarda görsellik ön planda. Öykü nasıl etkiliyse resim de en az onun kadar etkili oluyor. Çocuklar bir kitabı ellerine alınca ilk baktıkları şey kapak ve iç resimleri oluyor. Bir şeyler yazarken nasıl imlâsına, anlatımına dikkat ediyorsak, resim için de aynı dikkat gerekli. Çizimlerin öyküyle uyumlu olması, herhangi bir olumsuz mesajdan uzak olması ve mümkünse biraz da sempatik olması iyi olur.

-Yazma ritüelinizden bahseder misiniz? Örneğin hangi ortamda, hangi materyallerle, hangi müzikle, nasıl bir coğrafyada yazmayı tercih ediyorsunuz?

Belli bir ritüelim, planlı bir yazma takvimim ya da şartım yok. Zaten olamaz çünkü 7 yaşında bir oğlum var. Bazen gözlerimi kapattıktan sonra günün değerlendirmesini yaparken, genelde geceleri aklıma geliyor kısa kısa cümleler. Üşenmezsem kalkıp bir kâğıda ya da telefonun notlar kısmına yazıyorum. Ertesi günü ya da bir iki ay sonra aklıma gelince tekrar eklemeler, düzenlemeler yapıyorum yazdıklarıma. Bazen yolda yürürken de oluyor aynı durum. “Muse” yani ilham perisi dediğimiz şey aslında her yerde, her zaman var. Farkına varmak mesele.

-Çocuklar için yazılan metinler genellikle öğütlerle dolu oluyor. Öğütlerin bir metnin ruhunu öldürdüğünü düşünüyorum. Çocuk edebiyatı nasihat ile yan yana gelebilir mi?

Çocuklar zaten neredeyse doğdukları andan itibaren emirler, tavsiyeler, talimatlarla doluyor. Bari okudukları ya da bizim onlara okuduğumuz kitaplarda bir oh desinler. Çocuk Edebiyatı’nda didaktik bir dil hem sıkıcı hem sert bir hava veriyor esere. Tabii okuyucuya güzel mesajlar vermek, onu olumluya yönlendirmek gerekir ama farklı örneklendirmeler, benzetmelerle sıkmadan istenilen mesajlar verilebilir. He bir de şu var, ille de bir mesaj vermek, bir şeyler öğretmek de gerekmiyor bence. Okurken keyifli vakit geçirmesi ve tatlı bir iz bırakması yeterlidir.

-İngiliz yazar Martin Amis’in verdiği röportaj çok tartışıldı. Amis özetle şunları söylüyordu: “Çocuk kitabı yazmayı düşünüp düşünmediğim soruluyor. Ben de, ‘Bir gün beynimde ciddi bir hasar meydana gelirse, başlayabilirim’ diye cevap veriyorum. Yazarken öyküyü yönlendiren kişi ben olmalıyım, bana göre roman özgürlük demektir. Beni yazabileceğimden daha aşağı bir seviyede yazmaya zorlayacak kimse için bir şey yazmam.”

Martin Amis bu sözleriyle çocuk edebiyatının diğerlerinden daha aşağı bir tür olduğunu söylüyordu. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Çocuk Edebiyatı demek edebiyata girişin ana kapısı demek bir anlamda. Ana kapıdan geçmeden bahçenin güzelliklerini göremeyiz. Duvardan atlayıp geçmek isteyen olursa o başka.

Kısaca çocuk kitaplarını edebiyat hayatımızda değil küçümsemek, başköşeye koymak gerekir. Hatta çocuk kitapları kesinlikle öncelikle büyüklere hitap ediyor, etmeli. Şahsen kişisel gelişim kitaplarından çok, çocuk kitapları okumanın insan psikolojisine daha iyi geldiğini düşünüyorum.

-Çocukluğunuzda en çok etkilendiğiniz yazarlar, kitaplar hangileri? Çağdaşınız olan çocuk edebiyatı yazarlarından kimleri beğeniyorsunuz?

İlk aklıma gelen, bir numaralı sevdiğim yazar, Çocuk Edebiyatı’nın kraliçesi Gülten Dayıoğlu. Gerçekçi öyküleri, Anadolu insanını anlatış tarzı, naif kalemi… Muzaffer İzgü de öyle. Onun mizahi yanı daha ağır tabii. Bu iki tarzdan çok farklı olarak da İpek Ongun’u severek okurdum. Bir kıyaslama yapmak gerekirse İpek Ongun edebiyatın Orhan Pamuk’u ise, Gülten Dayıoğlu Yaşar Kemal’idir derim. Tabii benim çocukluğum için geçerli bu. Yani bir 25-30 sene öncesinden bahsediyorum.

Kitaplar deyince ilk sırada, koleksiyonunu da yaptığım “Şeker Portakalı” var. En az onun kadar etkileyen yeni dönem bir çocuk kitabı olan “Tunç ve Ayçiçeği”ni de söyleyebilirim. Şu aralar en severek okuduğum yerli yazarlardan Ömür Kurt, Şermin Yaşar, Hanzade Servi ve Anıl Basılı’ yı söyleyebilirim. Yabancılardan Roald Dahl, Helen Hancocks, Yuval Zommer.

-Konularınızı nasıl seçiyorsunuz? Konu seçimi tesadüfî mi oluyor ya da hayatta karşılaştığınız bazı olaylardan mı etkilenip yazıyorsunuz?

Özel bir proje çalışması değilse tamamen tesadüf eseri oluşuyor konu. Yazı aktıkça konu kendisini belirliyor diyebilirim. Ama tabii yaşananların, bulunduğunuz ortamın da ister istemez etkisi oluyor. Mesela Günebakan Sani’ nin öyküsü bir aya yakın süre kaldığım Gelibolu’da ortaya çıktı. Günebakan tarlalarıyla dolu bir bölge bir çocuk edebiyatçısı için bulunmaz nimetti.

-Okurunuz olan çocuklardan geri bildirim alıyor musunuz?

Kitap daha yayımlanmadan ilk okuyucum, dinleyicim olan oğlumdan aldım ilk yorumları. Hatta onun yönlendirmeleriyle düzelttiğim yerler bile oldu. Kitap okundukça da özellikle arka sayfaya eklediğimiz “Kitap hakkındaki düşünceleriniz” kısmına resimler çizenler oluyor. En çok sevdiğim geri bildirim türü bu oldu. Anne-babalardan olumlu dönüşler almak da çok güzel.

-Bir sonraki çalışmanız yine çocuk edebiyatı mı olacak yoksa sırada öykü kitabı mı var?

Çocuk edebiyatı benim için bir meslek ya da bir kariyerden çok bir yaşama biçimi oldu diyebilirim. Yani bu tür eserler vermeye elimden geldiğince devam etmek niyetindeyim. Sadece yaş grubu olarak okul öncesi yerine 10 yaş ve üzeri çocuk romanı/öyküsü alanında ilerlemek istiyorum. Öykü kitabı yayımlamak gibi bir planım yok ama dönem dönem dergilerde yer almak mutlu eder beni.

-Çocuk kitabı yazmak isteyenlere ya da yazmış olduğu kitabı yayımlamak isteyenlere bir editör olarak neler önerirsiniz?

Soru eki olan mi/mu’ları ve dahi anlamına gelen de/da’ ları ayırmalarını, imlâ hataları tabii ki olacaktır, ama bunları en aza indirmek güzel olur. Anlatılan konunun bir bütünlüğünün olması, tutarsızlıklardan uzak olması önemli. Tabii öykünün samimi bir dille yazılmış olması da okuyucuyu etkiler. Yayınevleri genelde word formatında dosyaları internet ortamında kabul eder. Ama sadece elden, basılı halde iadeli taahhütlü kabul eden yerler de olabilir. Yayınevinin istediği şekilde, dosyayı teslim ettikten sonra en önemli kısım bekleme süreci oluyor. Yazar adayı reddedilmeye karşı hazırlıklı olmalı ama umudunu asla kaybetmemeli. Eğer eserine inanıyorsa her seferinde şansını denemekten vazgeçmemelidir.

-Son olarak, çocuklarımıza kitap okumanın, günlük hayatımızı devam ettirirken yaptığımız diğer her davranış gibi bir gereklilik olduğunu nasıl kavratabiliriz? Ebeveynlere bu hususta tavsiyeleriniz nelerdir?

İlk tavsiyem önce kendilerinin okumasıdır. Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı dikkate alıyorlar. İkinci tavsiyem de kitap almaya birlikte gidip, çocukların sayfaları çevirip, kitapları incelemesine olanak vermek. Kendi seçtikleri kitapları alıp okumak daha mutlu ediyor –tecrübeyle sabit-. Kitap sevgisi kazanma konusunda ev ortamında odalarında küçük de olsa bir kitaplık ya da kitaplara ayrılan bir yer olması etkili olacaktır.

-Sizinle tanışmak, söyleşmek, edebiyat düşüncelerinizden faydalanmak benim için büyük mutluluk. Son Gemi okurları adına teşekkürlerimi sunarım.

Ben teşekkür ederim efendim. Ne güzel böyle edebiyattan, kitaplardan konuşabilmek, düşüncelerimizi paylaşabilmek. Son Gemi daha nice denizlere açılsın güneşe doğru… Sevgiler.

Mahmut Yıldırım
Mahmut Yıldırım Diğer Yazıları
11 Mart 1996 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisiyim. Edebiyatın esrarengiz tadını aldıkça içinde kayboldum. Beni kendinde çifte kavurdu adeta. Bu sene bu tadın cümbüşünde kendimi aramak, bulmak, içimde biriken ne varsa duruşum ve kalemimle boşlukları doldurmak için bu yola gönül verdim. Günler geçiyor birer birer. Bense bu geçen zamanda elimden kalemimi, gönlümden edebiyat ve yazma sevgimi düşürmeyeceğim.
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.