garip
garip
garip

Tuğba Güven Alkan / Toz Bulutu

01 Haziran 2019 0
reklam

Aylardır görmemişti yüzünü ama yüzündeki en küçük beninden, ensesinden gelen ter ve sabun kokusuyla karışmış o kokuya kadar hiçbir ayrıntıyı unutmamıştı. İlk tanışmalarında bir “merhaba” ile başlamışlardı sonrasının nereye gideceğini bilmeden. Bir balıkçıya “rastgele” der gibiydi. Denizde balık olur mu olmaz mı bilinmez ama hep ‘rast gelmesi’ umulur ya hani. Onlar için de hayat rast gelmiş, balıklar onların olmuştu.

On bir yıllık evlilik, sekiz yaşında bir oğlan çocuk. Hem de ne çocuk. Tıpkı masal kitaplarından çıkmış gibi. Siyah bir çift misketi andıran gözler, koyu kahverengi, uçları üzüm sapı gibi kıvrık saçlar, gülüşü sabah yıldızı, ışıl ışıl bir çocuk.

Sabahın yedisini gösteriyordu daha taş evin küçük ahşap duvar saatindeki akrep. Gelmesine en az dört saat vardı ama kadında dört dakikalık bile sabır kalmamıştı. Gece uyumamış, önce yıldızları seyretmiş, sonra güllü kitabından anlamını bilmediği bir kaç dua okuyarak yine anlamını bilmediği karamsarlığını kovmaya çalışmıştı. Başarmıştı da. Kovmak konusunda iyiydi. En son eve gelen haciz memurlarını elinde babasından kalma av tüfeğiyle kovalamıştı. İki memur sinirlenmiş gitmiş, bir kaç güne geri geleceklerini kusmuşlardı kadının yüzüne. Nasılsa artık kocası, dağı geliyordu bembeyaz karlarını üzerine serpmesi için.

Bir an gıcırdayan kapının sesine uyandı. O sırada kapının sesinden çok uykuya dalmış olmasına hayret etti. Gelmişti işte, benli esmer yüzüyle, kayaların arasından yansıyan güneş gibi gülümsüyordu karşısında. Boynuna dolayıp kollarını, ensesinin o en pahalı esanslara taş çıkartan kokusunu burnunda hissediyordu şimdi. Bir kokuyu kalbinde hissetmek insanın nasıl canından can alırsa, burnunda hissetmek de o kadar hayat verirdi.

Kaç dakika öyle sarılır şekilde kaldılar bilmiyordu ama o ânın bitmemesini istiyordu. Bunu istemeye başladığında da ‘an’ bitmişti. Sarıldığı şey boşluk oldu birden. Filmlerde birden bir toz bulutu kalır ya, öyle oldu sanki o an.

Saatler sonra evin o sabahki sessizliğinden ve huzur kokusundan eser yoktu. Komşular, akrabalar, arkadaşlar dolmuştu eve. Bazı kadınların elinde güllü kitaplar, başı normalde açık olanlarda bile bir ince tülbent vardı.

Kahvaltıda muhammereli ekmek, peynirli yumurta yapacakken, mutfaktan helva kokuları geliyordu şimdi.

Ne kadar gençti, çocuktu evlendiklerinde. Çocukluğunu geri istediğinde oyuncakları, mutlu evliliğini geri istediğinde de kocası yerinde yoktu. Onlar adına şehit diyordu, kadın ise toz bulutu!

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LSvE

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR