Kül Olan Hayaller / Tuğba Erlik

Pembe boyalı iki katlı bir evin ikinci katıydı. Penceresi o büyük gürgen ağacına bakan odada öylece oturuyordum. Camı açtığında içeri mis gibi kokusu dolan açelyalar. 
Odada büyük bir divan ve iki kapaklı zaman zaman eski tahta kokusunu hissettiren bir dolaptan başka bir şey olmasa da birçok duyguma şahit olmuştu. Duvarların sırdaşım olduğu, hayallerimle bütünleşen yüzü zaman zaman bana güler.  Bazen de anlamını veremediğim beni boğmaya çalışan boğazımdaki taşın, bedenimde yarattığı çirkin yüzüne şahit olurlardı. 

İşte böyle zamanlarda açelyaların o güzel kokusunu çekerdim içime. 

12 Nisan bundan yıllar önce…

Bahçenin hemen dışındaki verandada babam oturmuş uzaktan uzağa dalga seslerinin gecenin sessizliğinde ancak duyulduğu bir saatte sigarasını içiyordu. Tuhaf şekilde keyifliydi bu onun için. Gecenin serinliği vücuduna vururken bir yandan kül tablasını izmaritle doldurmaya bayılırdı. Aklım buna ermezdi. Karanlık gökyüzünde rüzgarla salınan gürgen ağacının hiçbir yeri görünmediği gibi açelyaların o güzel renkleri de seçilmezdi. Yemyeşil bahçenin hiç bir anlamı yoktu gece. Zaten babamda bunlarla pek ilgilenmezdi. Çoğu kez onu sırt üstü yatarken uyuya kalmış bulur, uyandırırdım.

Aslında annemle babam geceleri hiç bir arada  oturmazlardı. Annem güneşten ve yemyeşil bahçeden nasibini daha önceden alır erkenden yatağın yolunu tutardı. Bense odamın, hayallerimin resimlerini duvarlara çizmeye. Henüz gidilmemiş yolları merak ediyordum. On iki yıldır bu evde bu odada olduğu gibi. Hep bir yıl önceki ben olmadığımı anlayarak. 

12 Nisan o sıradan gecenin ortasında genzimde hissettiğim dumanla dışarı fırladım. Çıplak ayaklarımın altındaki toprak sıcaktı ve taşlar ayak parmaklarımın arasında geziyordu. Öylece kaldım, annemin kolları arkamdan kaburgalarımı sımsıkı sardı, beni kucaklamasıyla uzaklaştık. Babamı alevlerin ortasında şuursuzca çırpındığını görüyordum. O koskoca bahçe alevlerin ve dumanların kapkara girdabına bürünmüştü. Kemiklerim birbirine geçmiş paramparça olmuştum.

Babamın sigara izmaritlerinin alevlenmesiyle on iki yılımın yıkımı gerçekleşmişti. Bu bir yıkım değildir de nedir? Bu evde benim hayallerime dolaylı masallar getiren bahçemiz kül olmuştu. O anda anladım hayaller de kısa ömürlüydü.

Kısa sürede yangın söndürüldü. Geriye tutarsız bir toz yığını kaldı. O günden sonra odamda hep yaptığım gibi büyümeye ve öğrenmeye devam ettim. Kaç şansım daha vardı ki? Bilmiyorum.

O gürgen ağacı ve açelyaların o güzel kokusu olmadan. Hayat sıcak ve düzenli arka bahçemizde oturup odamda mis kokularla hayaller kurma meselesi değildi belki de. Babamın yaptığı hatayı kabul ederek bunu onaylayacak ya da hoş görecek bir şey de olmadığının bilinciyle uyandım. Soğuğu tecrübe ederek uyandım yeni güne. Bu zıt sonuçlar neticesinde hayatın farkına vardım.  Soğuğu tecrübe ederek, sıcağın.

Güzel yeşil bir bahçemiz olmasa bile annem ve babamla aynı çatının altında yaşadığımızı bilmek bile güzeldi.

Şimdi yemyeşil bir bahçenin verandasında uzandım, bir sigara daha yaktım. Ortalıkta annem de, babam da yoktu.

4 Yorum Kül Olan Hayaller / Tuğba Erlik

  1. “Şimdi yemyeşil bir bahçenin verandasında uzandım, bir sigara daha yaktım. Ortalıkta annem de, babam da yoktu.”
    Ben görüyorum onlar sizinle. Emeğinize sağlık.

  2. Öncelikle, yüreğinize ve kaleminize bin sağlık. Bu ‘acı’ öyküyü en güzel şu söz tanımlayacaktır: “Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır.”

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*