Tırnak / Hicran Bekiroğlu

Suna ablam yedi cücelerin beşincisini doğurmak üzereydi.

İlkokul diplomamı alıp, ilk köy tatilimi yapmak için gelmiştim.

Ağaçlara tırmanıp, akan sularda yüzüp, koyunlar arasında kelebek kovalayacağımı hayal ederken, parmağımın kenarı sarı yeşil renge dönüşüp tırnağım havaya kalkmış dolama olmuştu.

Parmağımın zonklamasıyla uyandım.Yerde sıralı yatan üç küçük kafaya basmadan ayak yoluna gittim.Mutfak rafından plastik bir bardak alıp tahta kapıyı açıp bahçeye çıktım.Karanlıktan etrafın sessizliğinden içim ürpererek iki evin ortasındaki çeşmeye vardım.Elimi yüzümü yıkayıp,inatla dik dik duran saçlarımı ıslatıp yatırmaya çalıştım.Bardağa su doldurupparmağımı içine koyup basmaklara oturdum.Gün ışığının doğacağını haber veren kızıl horoz uzun uzun öttü.

Arkamdan gelen sesle sıçradım.

-Yasemin ne yapıyorsun burada?

Suna ablamın göbeği büydükçe boyu uzuyor,ayakları somun ekmek gibi şişip,genişliyordu. Oturduğum yerden yüzünü göremiyordum.Yanıma oturdu

-Parmağım çok acıyor uyuyamadım.

-Ver bakayım. Hmm bugün yarın düşer tırnak rahatlarsın.

-Tırnak düşecek mi? Tırnaksız mı kalacak parmağım?

-Korkma korkma yenisi çıkar tırnağın.

Parmağımdan tırnak düşüp yenisi çıkacakmış,anlayamadım. Tek bildiğim çok acıyordu.

-Ellerini temiz tut mikrop kapmasın.

-Tamam.

-Döndü kadın uyanmadan süt sağma işini halledeyim.Bebeler uyanırsa bana sesleniver.

Derin bir iç çekip,elleri belinde içeri girdi.Ayağında rengarenk bir şalvar,siyah lastik ayakkabıları,karnını örten mavi bluz,başında beyaz tülbentle iki evin arasında uzanan ahıra yürüdü.

– Ben de geleyim mi?

-Olmaz Yasemin ahıra her girişinde kusuyorsun.Ama kümesten yumurtaları alabilirsin.

Haklıydı köyde her şeye alışabilirdim ama midemi ağzıma getiren kokuya bir türlü alışamıyordum.Ahırın duvarında takılı bakır bakracı alıp ahıra girdi.Ablam nasıl alışmıştı bu kokuya? Sarı kızın memesini çeke çeke süt akıtıyordu bakraca.Ne zaman öğrenmişti meme sıkmayı?

Elimdeki bardağı basamağa bırakıp kümese koştum.Dört tane inci gibi parlayan yumurtalar bana bakıyorudu, tabi ki kızıl horoz da kabarmış inci nöbeti tututuyordu.Ağzı kapalı duran çuvaldan bir avuç buğday aldım. Döndü kadın gibi“geh geh geh “leyip kafesin kapısını açıp,kızıl horozu dışarı çıkardım.O buğdayları kursağına indirirken dört inciyi tişörtüme koyup hızlıca uzaklaştım.Tam basamaklara vardığımda ensemde sert bir elin çekmesiyle yumurtalardan birini düşürdüm.Döndü kadının ağzı siyah bir kuyu gibiydi, tükürükler saçarak;

-Gene yumurtalarımı mı aldın?Aldığın yetmiyor birde kümesi açık bırakıyorsun.Allah seni ne etmesin kırdın mı birde yumurtayı?

-Sen hızla çekmeseydin beni, kırılmazdı.

-Bak hele bir de cevap veriyor.Uyuşuk ablan kıçınımı büyütüyor hala döşekte?

-Hayır hayır ahırda süt sağıyor.

-Ver hele sen o yumurtaları bana. Hepsi bu mu üç tane mi?

-Biri kırıldı ya!

-Yürü git çeşmede yıka ayaklarını, yumurta içinde kalmış.

Ablam, ahırdan alnındaki teri tülbentiyle silerek,elinde süt dolu bakraçla çıktı.

-Gelin gelin kardeşin yumurtaları gene alıyordu,kümesi de açık koymuş.

-Ben söyledim almasını bebelere haşlıyorum söylerim kümesi kapatır.

-Bak hele bir dahakine diyor ben alır getiririm yanaşmasın kümese.

-Tamam tamam yanaşmaz.

-De hadi sallanma ateşi yakıver, sütü kaynatmak lazım.Akşama misafir gelecek ekmek lazım,hamuru mayalıver.

Suna ablam,çıra parçasıyla ocağın altını yaktı.Birden etrafı duman sardı saç ayağını ateşin üstüne koyup,yüzünü elleriyle silinceyüzünde siyah lekeler oluştu.Çeşmenin başından kahkalar atıp kendi etrafımda dönerek ,bağırmaya başladım.

-Kızıldereli oldu ablam kızıldereli !!!…

Oflaya poflaya yanıma geldi.Tepemden sarkan kiraz ağacından iki tane kiraz koparıp kulaklarımın üstüne gülümseyerek taktı.

-Hadi Yasemin bağırma bebeleri uyandırıcaksın,gel içeri girelim.

Döndü kadın gözlerinin ne renk olduğunu anlayamadığım kısık bakışlarıyla,ağzını kımıl kımıl oynatıp bizi izliyor yan gözlede sütü takip ediyordu.

Ablamla eve girdik.Çocuklar uyanmış yatakta güreş tutturmuşlar. Alttaki sarı kafa “anneee” diye bağırıyordu.

-Hadi bakalım kalkın yataktan. Çeşmede elinizi yüzünüzü yıkayın.

Üçü birden,plastik terlikler yığınına koşup sağını sola,solunu saga gecirip bahceye fırladılar.Beşikte yatan tombul kafa avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Divana yatırıp altını açtı, pembe naylonlu kirli bezi alıp poposunu temizledi. Yenisini bağlayıp emzirmeye başladı.Ben de bir yandan ortalıktaki yatağı, yorganı toplamaya çalışıyor, parmağım bir yere değmesin diye çabalıyordum.

 

Suna ablam inek sağma kıyafetinden, ekmek yapma kıyafetine büründü.Mavi kocaman leğenin içine un, su koyup yoğurdu. Pof pof ses cıkaran bir hamur yaptı.Koltuk altından boynuna sardığı bir şala düğüm atıp,tombul kafayı içine yerleştirdi. Bahçeye ekmek teknesinin yanına gitti.

Döndü kadın sütü ocaktan almış karşı eve doğru gidiyordu

-Ateş geçmeden ekmeğe koyul ben babana süt verecem seslen şu bebelerede birer bardak onlara da vereyim.

Çeşmenin kenarında bebeler bir su birikintisinin içinde ellerinde küçük çubuklarla solucan yarıştırıyorlardı.Döndü kadın küçüklü büyüklü bardakların içinde bir tepsiyle süt getirdi.Bebeler ablamın eteğinin kenarına dizildiler. Döndü kadın elindeki tepsiyi bırakıp eve girdi.Ablam yuvarlak incecik ekmekler yapmaya başlamıştı.Bu kokuyu çok seviyordum.Ocağın yanındaki kapaklı pembe tasın içinden, ekmeklerin içine çökelek sarıp bir bir bebelerin ellerine veriyordu.Sabah kahvaltısı süt ve çökelekli ekmek,yumurtaları kaptırmıştım. Bir tane ekmek de bana sarıp verdi. Ne zaman öğrenmişti hamuru elinde ki sopayla yuvarlak yapmayı?

-De hadi gelin baban ekmek bekliyor.

İki yuvarlak ekmeği tepsiye koyup içine çökelek sardı.

-Yasemin götür ver ekmekleri.

Elimdeki tepsiyle karşı eve koştum.Kapıda dikiliyordum.

-Ne dikiliyon kapıda götür Hasan dedene ver ekmekleri.

Hasan dede”Şehir yerinde bu kadar gırtlak senin bu tembelliğinle doymaz”deyip eniştemi yanına taşınmasını istemişti.

Geniş sedirin üstünde ayaklarını örten siyah bir örtüyle,dantelli camdan dışarıyı seyerediyordu.Eşikte ayağım takılınca az kaldı ekmekler tepsiden uçuyordu,ucu kıvrılan kilimi düzeltip tepsiyi Hasan dedenin kucağına koydum.Elindeki boş süt bardağını bana uzattı;

-Ekmek de mis gibi koktu Yasemin kız ellerine sağlık.

-Ben yapmadım ki ablam yaptı.

-Onunda eline sağlık sen de getiriverdin. Senin de ayağına sağlık.

Gözüm birden siyah örtüye gitti.Önemliydi el ayak sağlığı.Duvara asılmış üç geyikli halıya baktım acaba bu köyde geyik var mıydı?

Bahçe içinde inek,eşek,köpek, horoz,tavuk bunların hepsi vardı.

Çamaşır yıkamak için indiğimiz köpük köpük akan çayın kenarında kurbağalar,kenardaki çalıların üstünde kelebekler,bir görünüp gözden kaybolan tavşanlarda görmüştüm ama hiç geyik görmemiştim.

-Nere daldın Yasemin kız?

-Hiiiç geyik varmı bu köyde?

-Eskilerde vardı onun da kökünü kurutmuş insanoğlu artık görünmezler ,görünselerde ben göremem artık.

Kucağındaki tepsi boşalmıştı bardağı koyup aldım.

-Parmağın geçmedi mi hala?

-Yok geçmedi tırnak düşünce geceçekmiş,tekrar çıkarmı tırnak Hasan dede?

-Çıkar tabi çıkmaz mı? Tırnaksız parmak olurmu hiç?

-Olmaz dimi?

-Olmaz tabi. Hadi mikrop kaptırma sen dikkat et.

-Ne oyalanıyon elinde tepsiyle de hadi ablanın yanına!!

bağırtısıyla yerimden sıçradım.

-Bağırma çocuğa korkutuyorsun.

-Hasan efendi Hasan effendiii!!Bebelerini büyüttüğüm yetmedi torunların geldi başıma.Bir de bu eklendi. Bu iki büklüm halimle neye yetişeyim.Bağırma ha..

-Tanrı misafiridir onlar, Döndü kadın.

-Tanrı her misafiri buraya mı yolluyor?

-Tövbe de kadın tövbe…

Hasan dede pencere kenarında duranyeşil taşlı püsküllü tesbihini Ya Allah diyerek parmaklarıyla bir bir çekmeye başladı.

Tepsiyi alıp bahçeye çıktım.Ablam ocağın başında yuvarlak bir ekmek kulesi yapmış,sofra bezine sarıyordu.Suratı kıpkırmızı olmuştu.Sırtındaki tombul kafa ağzında emzik, yarı kapalı gözüyle mutlu görünüyordu.Diğer bebeler ekmeklerini bitirmiş,çeşmenin başında etraflarında koşturan Çomar’la birlikte birbirlerini ıslatıyorlardı.Parmağım böyle olmasaydı bende ıslanmak isterdim.Hem ablama da yardım etmem lazım.

Döndü kadın;

-Gelin tarlaya gidip soğan,yeşillik almak lazım bebelere ben bakıveririm oyalanmadan al da geliver.

-Tamam tamam alır gelirim.

Suna ablam oturduğu tabureden oyyyy deyip kalkarken üstüne yapışmış unları silkeledi.Ahıra gidip boz eşeği çıkarıp,iki tarafından renkli saçaklar sarkan semeri yerleştirdi.

– Ben de geleyim mi tarlaya?

-Tamam hadi gel üstümüzü değiştirelim.

Tarla kıyafetlerimizi giyip bahçe kapısından çıkarken, bebeler bağırmaya başladı.

-Anne anneeee aneeeee!!!

-Tarlaya gidip geleceğim uslu durursanız dönüşte hepinize pembe lokum vereceğim.

Hepsinin yüzleri pembeleşip çeşmenin başına koşuşturdular.

-Çok oyalanma gelin,bebeler başıma sarmadan dönesin.

Baçeden çıkıp iki tarafı tek katlı evlerin bahçelerinden sarkan şeftali,kiraz ağaçlarının dalları arasından geçip bir meydana çıktık.Köşede çeşme başında bir kaç kadın  ellerindeki güğümlere su doldurup sohbet ediyorlardı.Duvarında file içerisinde rengarenk toplar,camekanında sıra sıra gofretli çikolatalar,küçük kutu içinde sakız,düdük,fırıl fırıl dönen rüzgargülleri olan bakkal amca,sandelyesinde şapkasını yüzüne doğru indirmiş,kafası önde uyukluyordu..Büyük camı olan önünde dörtköşe ahşap masalarda erkekler oturuyordu. Masadakiler ellerindeki kağıtları atıp duruyorlardı.Herhalde oyun oynuyorlardı.Suna ablam enişteme hep bu oyunlar yüzünden kızardı.”Elde avuçta bir şey bırakmıyorsun”,derdi. Eniştem söylenip çıkar gider, bazen bir kaç ay gelmezdi..Kötü bir oyundu kağıtlarla oynamak..

-Hadi gel eşeğe oturtayım seni.

Korkuyordum ama binmekte istiyordum.

-Korkma ben yanındayım hem bir şey yapmaz.

Çekine çekine tırmandım Popom bir oyana birbu yana gidiyor, bir türlü düz duramıyordum.Sağımda solumdaki tarlalar uzayıp gidiyordu.Meyve ağaçlarına kafamı eğerek geçiyor,uçan kuşlara elimi uzatsam dokunacağım sanıyordum.

Eşekten kendi başıma inmeye çalışırken yere yuvarlandım.Ama birşey olmadı.Biraz üstüm tozlandı. Semerdeki bıçakla torbaları alıp tarlaya girdik.Her taraf yemyeşildi. Suna ablam Bıçakla toprağı delip diğer eliyle soğanı,kıvırcığı çekip toprağını silkeleyip torbalara dolduruyordu.Ne zaman öğrenmişti topraktan yeşillik çıkarmayı?

Dört torba yeşillik topladı.Eşeğin sırtındaki ceplere yerleştirip,düğümlenmiş  bir bohça çıkardı.Bir testi iki plastik bardak alıp;

-Hadi gel Yasemin ağaç altın da biraz dinlenelim

Dalları upuzun bir ceviz ağacının altına oturduk.Ayağındaki siyah lastikleri çıkararıp,tombul kafayı emzirdi .Bohçayı acıp yeni yaptığı çökelekli ekmeklerimizi yiyip,ayranlarımızı içtik.

-Sevdin mi köyü Yasemin?

-Köyü çok sevdim ama..

-Amaları da görmeyecek,duymaycaksın sevdiklerin sana yetsin Yasemin.

Doğru diyordu ablam. O da sevdikleriyle yetiniyordu herhalde en çok çocukları seviyordu.

Eve geri döndük. Bahçedeki sedirin üzerinde bebeler uyuyordu. Ablam eşeğin üzerindekileri boşaltıp ahıra soktu.Döndü kadın;

-Geliiin oyalanma yeşillikleri yıka,yemeği de ocağa sür.

Yüzü iyice kızarmış bir eli karnında diğer eli belinde ayaklarını sürüye sürüye ocağın başına yürüdü.Döndü kadın ocağın içinden aldığı şeyi bir çaputa sarıp  eliyle bana;

-Gel hele sen gel

Koşup yanına gittim.Çaputu açtı bir buhar yükseldi.

-Ver hele parmağını

Elimi arkada saklıyor vermek istemiyordum. Hırsla elimi tutup çekti parmağımı buhar çıkan soğanın içine bastırdı.

Acısından yeri tepeleyip,çığlık atarak parmağımı kurtarmaya çalışıyordum.Döndü kadının sert elinden kurtulmak mümkün değildi. Aynı anda ablamda bir feryat kopardı.Dönüp baktığımızda yere çömelmiş siyah lastiğe dolan suya bakıyordu.

Döndü kadın;

-Amanın bebe geliyooor. Ebe kadın ebe kadın!!!! Diye bağırarak

bahçe kapısından kafası önde hızlı adımlarla çıktı.Koşup ablamın yanına gittim koluna girip eve girmesine yardımcı oldum.

-Off ohhh Yasemin bebelerin yanında dur.

-Abla iyimisin?

-Korkma sen, ben iyiyim hadi bebelerin yanına git.

Divanın üzerine kendini bıraktı.Kapıdan tam çıkarken Döndü kadın beni kenara iterek  yanında ebe kadınla içeri girdi.Suratıma kapıyı kapattı.Küçük kafaların yanına gittim.Derin uykudaydılar .Çomar gölgelikte kesik kesik soluk alıyordu.Kızıl horoz etrafındaki tavuklarla eşeleniyor, günışığı yavaş yavaş azalıyordu.Aradaablamın, çığlığını duyuyor kulağımı kapatıp şarkı mırıldanmaya çalışıyordum.Yerde duran bir çubuğa uzandığımda baş parmağımdaki tırnağın yok olduğunu gördüm.Tırnağım düşmüş Suna ablam susmuştu…

 

 

12 Yorum Tırnak / Hicran Bekiroğlu

  1. Giriş gelişme ve sonuç bir bütün olmuş harikasın canım,devamını diliyorum.Emeğine yüreğine kalemine kuvvet…

  2. Giriş cümlesi ile hikayenin içinde buluveriyor insan kendini, toplumsal dayatmacı rollerin, insanın kendisini gerceklestirememesinde ne denli etkin olduğu, hikayeden anlaşılıyor. Kaleme, yüreğe ve en önemlisi yasanmisliklara en derin saygimla…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.