sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Tık Tık Tık / Zeynep Pınarbaşı

01 Ağustos 2019 0

Genç adam sabahın derin karanlığında ilerliyor, sakin sakin etrafına bakarken yaşadığı tedirginliği üstünden atmaya çalışıyordu. O ses bütün gece kulaklarında ince ince çınlamış, uyutmamıştı. Tık tık tık bu sefer üç defa duydu. Zaman zaman ince bir tahtanın üzerinde gezinen bir anahtarın çıkardığı kadar tiz olan ses, kulaklarına dolduğunda daha ürkünç oluyordu. Bugün yaşanacakların korkunç olacağını düşündü.

Sesin geldiği yöne doğru ilerledi, sahibine ulaşamadı. Aylardır peşinden sürüklenircesine gelen tık sesleri önceleri anlamsızdı. Zaman geçtikçe nereden, kimden geldiğini çözememek onu belirsizliğin içine alıp, girdaba sürükledi.

Genç adam, bir yıl boyunca defalarca derinden gelen tık sesiyle uyandı. İlk rüyasından sonra sabah karanlığında gelen bu sesin gizemini çözmeye çalışmış, muvaffak olamamıştı. Derin kâbuslara adım attığını ikinci gün gördüğü rüyada anladı. Tık sesleri çoğalıyor, ardı ardına kesilmeden yükseliyordu. Bir zaman sonra seslerin sayısına göre yaşadıklarını belirlemeye başladı. Bundan derin bir haz alıyordu.

Rüyalarında duyduğu tıklar keyifliydi, gerçek hayatta duyup nereden geldiğini çözememek korkuya sebep oluyordu.

Bir sabah cızırtı şeklinde gelip ardından tık tık olarak duyduğu seste tedirginlik hissetti. O gün, sesin bir insandan geldiğini anladı. Artık sabahları mesaj yollayan içini ürperten bir gizemli erkek/kadın vardı. O kişinin erkek olmasını diledi. Karşı karşıya geldiklerinde dövüşebileceklerini hayal etti. Bunları yaşatan adamdan bağıra çağıra hesap sorabilir, gerekirse kıyasıya dövüşür, güçlüyse dayak yer, değilse pataklanırdı. Ölesiye bir dayak yemeye razıydı yeter ki bu girdaptan çıkabilsin, güne korkusuz başlasın, hayattan zevk alsın; bunlar derin bir şekilde bağlandığı istekleri oldu.

Bir yandan bulmaca çözemeye devam ettiren tık tık sesleri onda bağımlılık yaptı.

Tık; rüyadaysa sabah dinç kalkacak, gerçekteyse normal bir gün geçirecekti.

Tık tık; rüyadaysa yorgun uyanacak, gerçekteyse iş yerinde zorluklar onu bekliyordu.

Tık tık tık; bu korkunçtu.

Rüyadaysa biraz sonra uyanacak o sesi hayal edip uyuyamayacaktı.

Gerçekteyse; tuhaflıklarından hasta olduğunu anladığında (destek verecek kadar güçlü ve iyi biri olmadığından) terk ettiği genç kadın, tüm gün gözlerinin önünden gitmeyecekti.

Duyduğu ses üç tane olunca gözlerinin önüne gelen genç kadın gittikçe büyüyor, sanki ardından onu takip edercesine kokusu geliyordu. Yasemin çiçekleri yol boyunca dizilip ayaklarına kadar ulaşan bir sarmaşık olup, boylu boyunca onu sarıyordu. O gün nefes alamadığını hissetti. Onu çaresizce bırakmanın verdiği vicdan azabı her yanını sarmıştı. Günler, haftalar, aylardır yaşadıkları ona verilen cezaydı. Hayatında ki bu belirsizliği artık başka bir gerçeğe yoramıyor, kendi kötülüğüne kızıyor ve çaresizce kendini paralıyordu.

Tüm gece aynı rüyayı gördü. Her seferinde en başından alıyor, kadınla tanıştıkları tiyatro salonunda beliriyor, o gün izlemeye gittiği oyunda başrolde oynuyordu. Oyunun sonunda ölüyor ve genç kadının göz yaşlarıyla yeniden hayata dönüyordu. Gece yarısı terli ve susamış şekilde uyandı. Fotoğrafları sakladığı kutuyu döktü. İçinden saçılan her fotoğrafla kadın biraz daha beliriyor, gerçeğe dönüyordu.
– İlk fotoğraf, ilk buluşma, beyaz elbiseli genç kadın güneşi kıskandıracak sarı saçlarını savuruyor! Odanın ortasında beyaz elbise belirdi.
– İkinci fotoğraf, birlikte gittikleri ilk tatil, denize karşı çekilen narin ayakları ve giydiği sandaletler, parlayan deniz suyu! Sandaletler belirdi elbisenin altında.
– Üçüncü fotoğrafta, birlikteliklerinin beşinci yılını kutlarken ona hediye aldığı karga figürlü gümüş kolye! Elbisenin boyun kısmında kolye belirdi.
– Dördüncü fotoğraf, son zamanlarda genç kadının gözünden hiç çıkarmadığı kalın camlı gözlük! Gözlükler geldi sehpanın üzerine.

Alıp gözlerine taktı; elbisenin içinde kadın beliriyor, bulanık, daha şişman, gözleri yaşlı, sandaletleri eski, kolyesi kopmuş. Fırlatıp attı gözlükleri.

Gün ışıyana kadar uyuyamadı. Bir hayal perdesinin içinde elbiseyi aradı, gözlükleri kırdı, sandaletleri tamir etti, kolyeyi avuçlarında tuttu. İşe gitme vakti geldiğinde gözlerine inen ağır perdenin tatlılığına kapılıp gün kararana kadar deliksiz uyudu.

Uyandığında; telefonu defalarca çalmış, merak içinde kalan iş arkadaşları son çare kapısına dayanmıştı. Yorgun, biraz daha yaşlanmış, hayattan her an vazgeçecek gibi açtı kapıyı. Arkadaşları onu gördüğü anda “ne oldu?” sorusundan vazgeçti. Biraz yanında takılıp, ertesi gün iş yerinde görüşmek üzere sözleşip gittiler. Bu küçük kaçamağın faturasının ağır olmayacağını bildiğinden gitmediği günün kaygısını kenara bırakıp yeniden uykuya daldı

Ertesi sabah, bir gün önce yaşadıklarından içinde derin bir yara almış olarak uyandı. Rüya görmediğini anladığında içinde mum alevi kadar titrek bir umut ışıdı. Mutlu uyandı. Artık tık sesleri yoktu. Gerçek dünyasına döneceği düşüncesi yükselen bir heyecan dalgası yarattı. Uzun zamandır giymediği aslında evlenecekleri gün giyeceği ama asla üstüne geçirmediği lacivert takımı gardıroptan çıkardı; en sevdiği mavi gömleği, isminin baş harfleri D ve Ç olan kol düğmeleriyle takımını tamamladı. İnce uzun ayaklarına, tül şeffaflığında ipek çoraplarını geçirdi. Saçlarını hep yaptığının tersine sola doğru taradı. Mavi lensini taktı.

Demir kapıyı çekerken gün içine doldu. Kocaman gülümseyen dudakları ve parlayan gözleriyle sokağın, caddeye dönen köşesinde bir gölge gördü. İlerledikçe burnuna dolan yasemin kokusu içini ürpertti. Yavaşça hareket etti, köşeyi döner dönmez karşısında genç kadını gördü. Elinde incecik beyaz bir baston vardı. Göz göze geldiklerini sadece adam gördü. Ve ikisi de duydu. Tık tık tık…



BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR