Thomas Bernhard – Kireç Ocağı / Kemal Albayrak

24 Eylül 1945 

En güzel deniz:  

Henüz gidilmemiş olandır.  

En güzel çocuk:  

Henüz büyümedi.  

En güzel günlerimiz:  

Henüz yaşamadıklarımız.  

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:  

Henüz söylememiş olduğum sözdür…

NAZIM HİKMET RAN

 

Kitap incelemesine Nazım Hikmet şiiriyle başlamamın nedeni Kireç Ocağı romanıyla konusuyla Nazım’ın şiirinde anlatılan olayın ana duygusunun birebir örtüşmesidir. Edebiyatımızda ve dünya edebiyatında yazılmamış ama hayali kendisini aşmış birçok eser vardır.  Thomas Bernhard da yazılamayan bir eserin hikâyesini kendine has üslubuyla, içinde gerilimi taşıyan müziğiyle, ısrarlı tekrarlarıyla anlatıyor. Yer yer bir canavar, bir kaçık olan kahramanımız Konrad bazen bir mağdur olarak bize en güzel incelemeyi yapma, en güzel sanat eserini yazma tutkusunu ve yazamama korkusunu anlatıyor. Eser bu yönüyle herkesin yazar ve sanatçı olamayacağının da ispatı adeta. Yazar; her yazarın kâbusu olan ilk cümleyi, bembeyaz kâğıttaki ilk lekeleri bir türlü göremeyen bir araştırmacının hikâyesini, hayatların bir hayal uğruna nasıl harcanabildiğini gözler önüne seriyor.   

Thomas Bernhard okumanın zor olduğunu itiraf etmeliyim. Üçüncü kişi ağzının ötesinde; dedikodularla örülmüş, her şeyi bilmeyen, kafası karışık biri tarafından anlatılıyor hikâye. Mubner çiftliği kahyası Wieser’in dediği mi, yoksa Trattner çiftliği kahyası Fro’nun anlattığı mı doğru? Okur hangisine inanacağını kendisi seçebilir.

  Ahmet Hamdi Tanpınar’daki müzik duygusu Bernhard’ta da var. Okurken gerçekten gerilimi hissedebiliyorsunuz. Eser; cinayetin soğuk yüzüyle, gizemleriyle okuyucuyu yüzleştirerek merakı zirveye taşıyor, dedikodular, sıra dışı kahramanlar yüzünden bilmeceye dönen romanda olay akışı sondan başa doğru kurgulanıyor.

Başkahramanımız Konrad mirasyedi zengin bir ailenin çocuğu. Üniversiteye gidip okumak, doğa bilimci olmak isterken ailesi eğitimden nefret eder. Konrad eğitim hayalleri kurarken ailesi ondan tarlaların,  çiftliklerin, fabrikaların başına geçip işleri idare etmesini bekler. Hayalleri elinden alınan Konrad küçükken ziyaret ettiği kireç ocağı üzerine planlar kurmaya başlar. Tüm yaşamını kafasında kurguladığı plan çerçevesinde yaşamaya karar verir. Evleneceği kadın hastadır,  sakat kalacağı aşikârdır. Böyle bir kadınla evlenerek kendisine bağımlı, çalışmalarına itiraz edemeyecek bir denek bulmuş olur. İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması bile onu planlarından alıkoyamaz. Dünyayı dolaşarak incelemesini yazabileceği, yaşayabileceği bir mekan arar, bulamaz. “İncelemeyi yazmasına hep başka bir şey engel olmuş, Paris’te, Londra’da büyüklük, Berlin’de yüzeysellik, Viyana’da insanların eblehliği, Münih’te lodos, birinde dağlar birinde soğuk kış, birinde en yağmurlu yaz, sonra yine aile içi geçimsizlikler, politikanın yarattığı yıkımlar, fakat nihayetinde daima kendi karısı incelemeyi yazmayı imkansız hale getirmiş.”  Yazmayı düşündüğü,  söylediğine göre daha önce  üzerine  gerçek bir eser  yazılmamış “İşitme” konulu bir sanatsal inceleme. Bunun için, terk edilmiş  kireç ocağını  yeğeni Hörhager’den  her şeyini yitirmek pahasına alır. Kitleden, sosyal yaşamdan, akrabalardan kaçan çift, yirmi yılını kireç ocağında geçirir.  İsmi bayan Konrad olarak zikredilen karısı ve ocağın eski çalışanı Höller’le ıssızlıkta yaşamasına rağmen kahramanımız hiçbir şekilde incelemeyi yazamaz. Birkaç memur dışında ziyaretçisi olmayan Konrad, mal varlığını da tüketir. Dedikoduların hakim olduğu, nasıl gerçekleştiği ve nedeni bilinmeyen bir cinayet işleyerek karısını öldürür. Kendisi hapse girdiğinde eleştirisi yarım kalacak mıdır, başka biri eleştirilerine değer verecek midir?    

Yardımcı başkahramanımız Bayan Konrad, bir suçluyla evlendiğini söylüyor. Mağdur,  engelli birinin Konrad’ın araştırmasında, zorunlu olarak, yardımcı denek olması yürek sızlatırken onun kocasından aşağı kalmayan garip davranışlarına da tanık oluyoruz. Hayatı, sürekli olarak bir eldiveni söküp yeniden örmek, aynı plakları dinlemek, aynı kitabı Ofetrdingen’i  okutmak  ve Konrad’a mahzenden bir kadeh şarap getirtmekle geçiyor. Hayatlarının bitmek bilmeyen anlamsız tekrarlarından eşlerin birbirleriyle iletişimsizliklerinden sonra Konrad durumu “sona vardıkları gerçeğinden zevk aldıkları” sözüyle itiraf ediyor.  Eserdeki ifadeyle anlatırsak: “Karısının sakatlığı kaçıkça, kendisinin kaçıklığı da sakatmış.”

Bayan Konrad, Novalis’in masalsı Ofterdingen’ini okuyan, hayata bağlanmaya çalışan biriyken,  Konrad hemen her şey üzerine fikir yürüten bir filozof, ciddi katı biri. Komünist Anarşizmin kurucusu Kropotkin’in hayranı. Kitapta yer alan iki eserden alıntı yapılmasa da Ofterdingen ve Kropotkin’in anılarının yer aldığı kitapların kahramanlar üzerindeki etkisi  başarıyla yansıtılıyor. Eserde kitap okuma zevkinin bile ödül ve cezaya dönüştüğünü görerek kahramanların yaşadığı duyguya ortak oluyoruz.
Konrad kafası karışık da olsa insan ve toplum üzerine çarpıcı fikirlerini sertçe söyleyebiliyor:  “En büyük suç bir şey icat etmek, demiş Fro’ya. Bir kez daha : Gelecek hiç kimseye hiçbir şeye ait değilmiş…”   “Bugünkü insanın tipik özelliği hiçbir şekilde ve hiçbir şeyden sarsılmamasıymış. Sarsıntı  ikiyüzlülük tarafından ortadan kaldırılmış, sarsıcı olan ikiyüzlülükmüş, mesela insanı daha çok sarsanlar daha büyük ikiyüzlülerden başka bir şey değilmişler.”  “ Yalan bu ülkede her şeymiş, gerçekse sadece şikayete yargılamaya ve alay edilmeye değermiş. Bu ülke o  yüzden bütün halkının yalana sığındığını gizlemiyormuş.” “Adalet bireyi lekelermiş.”

 

Kitap bir deliyi anlattığından olsa gerek kahramana özgü uzun cümleler, bunaltan tekrarlar,  kararsızlıklar içeriyor. İlk sayfalarda acemi bir kalemden çıktığını düşündüren,  okurken şüpheye düşüren, sabır gerektiren bir eser. Okunup bitirildiğinde bilinçli bir ustanın kaleminden çıktığını ve sabrın sonunda hak ettiğiniz hikmet meyvelerine eriştiğinizi göreceksiniz.  Thomas Bernhard kendisini  kitabın içinde sivri dilli filozof Konrad’tan ayırıyor ve biz okurları adeta sertçe uyarıyor: Konrad yazarın ismini unutmuş ama ismin hiçbir önemi yokmuş, tıpkı yazarın kişiliğinin  ya da kişisel  meselelerinin asla ve hiçbir durumda herhangi bir önemi olmadığı gibi, çalışmaları her şeymiş, yazarın kendisi hiçbir şey değilmiş, oysa insanlar zihinsel alçaklıklarıyla daima yazarın kişiliğini ve çalışmalarını birbirine karıştırabileceklerini düşünürlermiş.  

                         ********

Karakterler:Konrad, bayan Konrad, Mubner çiftliği kahyası Wieser , Trattner çiftliği kahyası Fro, Höller, Höllerin yeğeni,  Konrad’ın yeğeni ocağın eski sahibi Hörhager

Yapı Kredi Yayınları, Esen Tezel’in çevirisi, 168 sayfa.   

Peter Kropotkin okuyan birinin  “Ancak hiçbir şey yapmayan insan hata yapmaz.” sözünü düstur alması gerekliydi. Kitabı okurken daha etkili olmasını ve eseri kavramanızı sağlayacak senfonileri ve bilmeniz gereken kavramları kısaca siz okurlarla paylaşmak istedim:

Webern orkestrası, Anton Webern: Simfonija op. 21., 2. Stavak: Variationen eserde geçen senfonilerden gerilimi ve kitabın ruhunu hissetmenizi sağlayabilir.

Schönberg: MUSA VE HARUN senfonisi Arnold SCHÖNBERG – Moses und Aron

Şef Fritz Bush :  Haffner  Senfonisi  Bayan Konrad’ın ruh halini anlamanıza yardımcı olacak severek dinleyeceğiniz bir eser.

ANAKRONİZM: Herhangi bir olay ya da varlığın içinde bulunduğu zaman dilimi (dönem) ile kronolojik açıdan uyumsuz olması. Özellikle edebiyat ve sanatta genellikle eserin geçtiği tarihi döneme ait olmayan varlıkları ve uygulamaları belirtmek için kullanılır.

OFTERDİNGEN Novalis bu ünlü eserini “ruhun akustiği” diye betimler ve bu roman mavi bir çiçeğin tüm romantik gizemlerini içerir.

LAPALİS HAKİKATİ: Birisinin vefat etmeden biraz önce yaşıyor olduğu. 

 

Meraklıları İçin Peter Kropotkin Sözleri:

Zenginlerin refahı fakirin sefaleti ile dengelenecekse bu gaspa son vermek emeğin hem hakkı hem de ödevi.
Ancak hiçbir şey yapmayan insan hata yapmaz.


Biz ki caniyiz!
Herkes için ekmek,
İş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.


İnsanların, yönetimsiz kalırlarsa birbirlerini yiyip bitireceklerine inananlara diyoruz ki: Tıpkı sürgüne giderken zavallı kullarım bensiz ne yapacaklar, diyen o krala benziyorsunuz.

 

British Museum’daki kütüphane memuru okuyucuya toplum için o güne dek neler yapmış olduğunu sormaz, ona sadece istediği kitapları verir.  


Her şeye kadir olandan bir şeyler istenmekte, eskiden bu tanrı idi, günümüzde devlet
Biz anarşistler bizi çevreleyen ön yargılar ormanına baltayı vuruyoruz.
Biz ki caniyiz! Herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz.
Özgürlüğün tehlikelerinden ve karanlık yönlerinden korkmamalıyız.


Ahlakçıların hep uygulamak istedikleri o hakkı reddediyoruz, tek tek bireyleri bir ideal adına sakatlamayı.

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.