ümraniye escortkadıköy escortataşehir escort

sakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escortsakarya escort

Tepedeki At / Ertuğrul Kaya

01 Mayıs 2019 0

Şehre tepeden bakmak için çekilecek çile miydi bu? Altunizade’ye ulaşması tam bir buçuk saatini almıştı. Otomobilin silecekleri yerinden sökülecekmiş gibi sağa sola hareket ediyordu. Dakikalarca süren kırmızı ışık beklemeleri, yola çıktığındaki nispeten sakinliğini giderek artan bir öfkeye döndürmüştü. Ne vardı sanki, dedesinden kalma mütevazı, denize sıfır olmasa da denizin hemen arka sokağında kalan üç katlı, bahçeli evinde otursaydı. Eski evlerin yağmurla daha bir güzelleştiğini de biliyordu üstelik. Çayını porselen demliğinde demleyip, oturma odasının pencere kenarındaki yüzü kim bilir kaç kez değiştirilmiş, nice yorgunlukları ağırlamış Avrupai koltuğuna kurulup çayını yudumlasaydı. Bahçedeki Malta eriklerinin kaygan yapraklarından kayan yağmurun kah bir tenekeye kah bir bidona çarpmasının çıkardığı sesi dinleyip, duvardaki ata yadigarı tabloları seyre dalıp, boğazdan geçen yük gemilerinin keskin sirenleriyle irkilseydi. Hoş, bunları hiç yapmamış da değildi ya.

Yağmurun şiddetini artıracağını iki gündür tüm haber bültenleri söylüyor, spikerler olumsuz hava şartlarına karşı tedbirli olunması konusunda vatandaşları uyarıyordu. Yine de bir hışımla evden çıkıp yola düşmüştü işte. Çamlıca’ya çıkacak, şehre tepeden bakacaktı. Bu şehir kendine tepeden bakacaklara bir ayrıcalık göstermiyordu oysa. Adım başı fren yapıyor, tam ilerler gibi oluyor sonra yine dakikalarca bekliyordu. Otomobilin camında kayan yağmur damlaları kırmızı, mavi, yeşil mağaza ışıkları ile karışmıştı. Tüm bu ıslak renk cümbüşünün arasında kaldırımlarda, mağaza önlerinde yürüyen, koşturan, otomobillerin önlerinden geçen düzensiz kalabalığa bakıyordu. Çalan bir kornayla tekrar ilerliyor, tekrar duruyordu. Sisler içinde kalmış Çamlıca’yı güçlükle de olsa seçiyordu. Lakin kalan bu kısa mesafe uzadıkça uzuyordu.

Bu aralar eve sığamıyor, içindeki kırlara çıkma, tabiata karışma istediğini dizginleyemiyordu. Beyninde çılgın bir at vardı sanki. Çok eski atalarının zamanından kalma, alnı kartopu lekeli doru bir at. Kar, yağmur, fırtına demeden bozkırın çayırlarında koşan bir at. Ne var ki beynindeki at kadar şanslı değildi. Bazen yürümek, ilerlemek, uzaya çıkmak kadar zor olabiliyordu bu şehirde. O trafik ışıklarını takip ederken, at çoktan Çamlıca’ya çıkmıştı. Şimdi, yelesini savurup beş yüz altmış altı yıl önceki Fatih’in atlarının toynaklarıyla yırttığı tepeleri seyre dalmıştı.

Nihayet tepeye giden son yokuşa saptı. Yıkılmaya yüz tutmuş konakların kararmış cumbalarına bakarak ilerledi. Yağmura rağmen hafifçe camı indirdi. Çamların keskin reçine kokusu otomobile dolmaya başladı. Konakların hayli yıpranmış avlu duvarlarından gelişi güzel sarkan böğürtlen çalılarının tehditkâr bakışları bu viraneleri kendince korumaya devam ediyordu.

Park yerine vardığında sarı çizgiler tüm çıplaklığıyla parlıyordu. Park alanı neredeyse boştu. Dilediği yere zahmetsizce park etmenin rahatlığıyla yoldaki gerginliği biraz olsun hafifledi. Askeri botlarıyla yağmur sularına gömülmüş çimenlerin içinden bata çıka Boğaz’ı görebileceği en yüksek yere doğru ilerledi. Dizine kadar inen siyah yağmurluğunun önünü kapattı, başlığını iyice alnına indirdi. Yine de yağmur kaşlarına, gözlerine, tıraşlı suratına ve lise koridorlarının duvarlarında asılı duran Mete Han’ın temsili resimlerindeki bıyığına tıpatıp benzeyen bıyıklarına değiyordu.

Beynindeki at, botlarının sesinden irkildi, başını geriye attı; sağ ayağını birkaç kez yere sürttü. Atın sağrısında durdu. Beş yüz altmış altı yıl önce Fatih’in askerlerinin, atlarının çiğnediği tepelere baktılar birlikte. Ne gökdelenler ne o koca köprü ne trafik ne de yağmur gördüklerine engeldi.

Fotoğraf:https://short-url.link/O6r

Ertuğrul Kaya
Ertuğrul Kaya

Diğer Yazıları

Yazar, Mersin doğumludur. Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olmuştur. Yüksek öğrenimi boyunca kültür-edebiyat ve tiyatro topluluklarındaki arkadaşlarıyla birlikte üniversite bünyesinde çıkardıkları “Genç Yorum” ve “İz” adlı kültür-edebiyat dergilerinde editörlük ve genel yayın yönetmenliği yapmış, ilk şiir, öykü ve gezi yazılarını bu dergilerde yayımlamıştır.


BENZER KONULAR
YORUM YAZ