Teklif / Eser Erdost

“Biliyor musun Hakan Abi; benim annem, babama ‘Abi’ diyormuş önceleri” dedi kız.

Ağzından gayriihtiyari çıkmıştı sanki sözler. Bunu desteklercesine de sustu bir müddet. Gözleri önünde, utanmış gibiydi; oysa hafifçe büzülmüş dudakları, zevk alan bir kıkırdamadaydı. Densizlik etmişti halbuki, pişman olsa gerekti.

“Benim babam da,” dedi Hakan ” ‘Abla’ diyormuş anneme.”

Dudaklarının arasından bezgince sızmıştı bu sözler.

Sustu biraz. Bir kıza, bir önündeki çaya baktı. Tekrar bakışları buluşturmak gereksizdi.

“Sonra da evlenmişler işte.”

Hızlı ve boşvermiş sözlerine, eliyle havada bir yol açtı şimdi.

Nerden açılmıştı bu ana-baba meselesi de şimdi. Olmuş, bitmişti işte her şey ama geçmiş, geçmemiş bir sızıyla aniden doluverdi yüreğine. Hatırlamak istemediği günler birer birer geçti önünden.

İşin aslı, olay sadece üç kelimelik bir düzlemde kendine iyi bir yol bulabilirdi:

“Sonra evlenmişler işte.”

‘Abla’ demiş adam. Sonra iş başka tarafa kaymış. Sesi buyurganlaşmış kısa zamanda. “Nesrin!” demiş kaba kaba. Kadının da hoşuna gitmiş tabii. Kadir İnanır yaratılışlı bu adamdan hoşlanması uzun sürmemiş. Evlenmiş hemen.

Abla-kardeş zannetmiş tanımayanlar. ‘Kardeşi’yle taşındıkları yeni mahallede, yaşı geçkin kız kurusuna, içi geçkin damat adayları getirmiş yaşlı kadınlar bir zaman. Sert mizaçlı kardeşinden çekinmesine çekinmişler ya, fazla da kulak asmamışlar.

Tüm kısmetler geri çevrilmiş haliyle. Adam da önemsememiş sonraları. Ekmek ve şeker derdindeymiş zaten. Akşamları zor uğrarmış eve. Birgün eve koltuğunda ekmekler ve kesme şekerle gelmiş ki ne görsün? Bir bebek öylece yatmakta. O gün yemek pişmemiş; şekeri katık etmiş adam da ekmeğine. Katur kutur yemiş. Sonra da zıbarıp uyumuş. Sabaha enerji toplamaktan başka derdi yokmuş ki zaten.

İşte böyle böyle geçmiş zaman. Mahallelinin evlendirme ritüeli Hakan doğduğunda yavaşlamakla beraber, bu minval üzerine devam etmiş. Hakan’ın eli kesme şeker tutuncaya kadar, ‘Çocuklu’, ‘boşanmış’, ‘kardeşine sığınmış’, ifadeleri yapışmış anasına.

Hakan bu sebeplerden genç kızlardan ve kesme şekerden pek hoşlanmıyor. Yani verdiği sinyal boşa gidiyor kızın. Çekicilikten yoksun her şeyden önce. Minik, çırpı bacaklı bir kız çocuğu gibi. Bendesanaabidiyorumdikkatet’i, iyi veriyor ama.

Bir kez daha bakıyor kızın suratına Hakan. Sonra hemen söndürüyor bakışlarını. Haklı gibi; çocukça çizgiler dolaşıyor yüzünde. Saçlarını tavşankulak yapsa aynı çocuk zaten.

Yuva falan kurulmaz bunla. Üç günde çocuk bahçesi. Şu çay içişe bak! Şeker doldurdu çayı. Hem nasıl olur? Nikahta kimi çağırırlar ki? Kızın kreşten en yakın arkadaşı nedimesi olur. Diğerleri düğün pistlerindeki minik kemirgenler. Pasta gelince başına üşüşen, zıplak çekirgeler…

İmam efendi bir oyun oynatır onlara. Belki kutu kutu pense. Şeker verir ellerine güzelce.

Hakan’ınsa kimsesi yok. Anası çoktan mort. Kadir İnanır’ıysa küs bir zamandır. Arkadaş markadaş hak getire. Yani kısacası kreşe ve imama muhtaç nikah kalabalığı adına.

Tekrar kızın suratına bakmaya gerek duymuyor Hakan.

“Ah, Ayten Abla Ahhh!” diyor içinden. Gözler aşağıda. Yıllar öncesine demir atıyor aklı. Mahalleye. Çocuk gibi başını okşadığı Ayten Abla’ya takılıyor yine.

Fakat o günler çok ötelerde. Okuldan sonraları çalıştığını, isterse ona bakabileceğini anımsattığı kadının kahkahalarıyla yok ettiği umudu… Gülerek annesine ispiyonladığı o günler… Babasının şekerden ağır tokatları… Evden çıkış… Askerlik ve annesinin ölümlü bedeninin ortadan silindiği kesme şeker kokan o eve dönüş… Çok ötelerde o günler, hem de çok…

“Bu kızı reddetse ne olur?” diye düşünüyor Hakan.

Yine benzeri çıkar karşısına. Kaçış yok ki bunlardan. Her yerdeler.

Hakan yakışıklı çocuk. İyi kazanıyor. Efendi. Yaşı da geçti geçecek. Yaşlı mahalle kadınları için büyük bir ödev bu oğlanı evlendirmek. Kurtuluş yok.

Ne yapacağından çok nasıl yapacağına gidiyor aklı. Yavaş yavaş sever onu. Bir kaç çocuk daha ekler yuvasına. Hafta sonu koluna takar lunaparka falan götürür. Çocuk bezi alır akşam eve gelince. Şekeri yasaklar evde. Ne bileyim, geçinir giderler işte. Zaten kız dünden razı, sadece bugün mütevazı.

Bu defa kafasını hızla kaldırıyor. Kararlı gibi. Biraz gülümseme ekliyor babasından aldığı Kadir İnanır bakışlarına.

“Sen de bana ‘Abi’ diyorsun. Artık demezsin olur biter.”

Birden bire açılıyor ağzı. Nasıl söyledi böyle sözleri, bilmiyor. Mantık: sıfır. Duygu: sıfırın altında…

Kız afallıyor biraz. Çayına atacağı son kesme şeker elinde donuyor. Dudak büzgüsü, kapanması zor bir kıpırtıyla açılıyor şimdi. Açık açık kırıtıyor canım! Susuyor sonra; çocuk çocuk bakıyor.

“Kızımız olursa adını Ayten koyarız ama,” diyor Hakan. Kararlı.

Gülümsemeyi de yapıştırıyor sonuna, nasıl olduysa.

Kafasını sallıyor kız. Elinde donan kesme şeker, dilini yakıyor şimdi. Belki şekerden, memnuniyet yayılıyor yüzüne. İmamı düşünüyor o da. Nikahta şeker dağıtıyor kara kara.

Kendine gelmesiyle bir daha sallıyor kafasını kız. Hem de daha bir heyecanla…

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*