Tek Kişilik/ Şehri Çabuk

“Bilmem ki uzun süre susarsa unutur mu insan?” (Özen Yula)

   Özlediği duygulara ipekten giysiler biçse de yıllar hızla akmış, canı yanmış, gün dünyada olup bitene aldırmadan doğup batmıştı. Dönüp bakınca bunca yıl tek değişmeyen şey özlemin tadıydı. Eleni, mahurca kalktı yerinden, açık camı kapatırken yıldızlara kaydı gözü, rüzgârlı havaya rağmen ne kadar çok yıldız vardı. Bu gecenin neyi var böyle, diye düşündü. Neyi olacak, dedi kendi kendine. “Yıldızlar yüzsüzdür. Yüzsüz…” Kapattı pencerenin kanadını, çekti, zamanla yeşilden kahveye dönmüş kadife perdeyi. Adanın tamamen boşaldığı şu günlerde, zihni alacalı bulacalıydı. Yıllarca çift kişilik oyunu tek başına oynamanın bedeli bu olsa gerek, diye düşündü. Mırıldandı. “Bilmem ki uzun süre susarsa unutur mu insan?” Hangi tiyatro oyununda duymuştu bu cümleyi anımsayamadı. Aynada solgun yüzünü inceledi. Ellili yaşına yakışmayan kırışıklıklarını yokladı eliyle. İyice bastırarak çekiştirdi kırışıklıklarını düzlemek istercesine. Zamanı kısıtlı kullanamamaktan yakındı aynayı seyreden gözleri.

   Yıllar öncesini anımsadı, dudağının kıvrımlarına yerleşen gülümseme kalbinin hızlı hızlı atmasına engel olamadı. Âşıklar Tepesi’nde arkadaşlarıyla kahve içtikleri bir gündü, film çekimi için gelen gruptan yakışıklı bir bey yanlarına gelip “Aman Allah’ım, Muhteşem!” demişti, “muhteşem!” Kendiliğinden gelişen bir sahne… Eleni’nin elinden tutup ayağa kaldırarak kendi etrafında döndürmüştü. Mintyeşili elbisesinin etekleri uçuşmuştu dönerken, mahcubiyetle kızarmıştı yanakları al al. Bir avuç insanın yaşadığı Cunda’da dönüp bakanlar bir daha bakar, her baktıklarında hayran olurlardı ona. Kendisine tekrar tekrar bakılmasına alışıktı Eleni. Bu ani gelişen olay karşısında kahvesini yarım bırakıp uçuşan eteklerine aldırmadan bir koşu inmişti Mithatpaşa yokuşunu. Orada kalan arkadaşlarına sormuştu Memduh Bey, bu kız kimdir-kimin nesidir, diye. Fakat bir demene çekimi için çabaları yanıtsız kalmıştı. Ne Eleni, ne de babası böyle bir teklifi kabul etmedi. Tekrar aynadaki yüzünü inceledi Eleni, hayat nasıl da hızlı adımlarla ilerliyor, diye düşündü. Serinlik hissetti sırtında. Gece soğuk kokuyordu. Odanın camını kapatıp kapatmadığını hatırlayamadı. O tarafa yöneldi. Cam kapalı, perdeler çekiliydi. Yemek yiyip yemediğini düşündü.

  Hafızası gitgide yoruluyor, zaman zaman hiç bir şey anımsamadığı gibi bazen de tüm geçmişini saniye saniye film şeridi gibi gözünden akıtıveriyordu. Ayaklarını sürüye sürüye gitti soldaki küçük odaya. Annesi ve babasının o doğmadan önce uyudukları karyolayı şimdi kendisi kullanıyordu. Eşyaların insanlardan daha uzun ömürlü olduğunu düşündü. Bugün aklı ne kadar cömertti geçmişine karşı. “Kendinden başka konuşacak kimi var insanın?” diye düşündü. Kendi sesine yabancı…

  Duvardaki tabloya takıldı gözü, oysa yıllarca ellerini resim yapmak için, kalbini özlemek için kullanmıştı. Memduh’la aynı karede olan fotoğrafı çıkardı, mavi şifonyerinden, elleriyle narin narin okşadı sevdiği adamın yüzünü. Gözlerindeki özlem, usul usul burun deliklerine aktı. Yalnızlık tüm benliğini dolduruyor, ağırlaşıyordu. Yatağın ucunda hafifçe kıpırdandı. Madem bu kadar netti bu gece, geçmişi, anımsamak istediği her detayı tekrar tekrar yenilemek istedi. Film çekimleri boyunca arkadaşları ile sete gittiği günleri, o günden sonra Memduh’un onun peşini bırakmayışını, kalp atışlarını, Memduh’un ilk kez gözlerden ırak selvi ağacının altında onu öpüşünü… O yaz Antik Tiyatro’ya gelen her konsere sözde arkadaşları ile katılıp Memduh’la el ele, göz göze eşlik ettikleri şarkıları mırıldandı. Ve daha birçok şeyi… Babamı asla bırakamam, demişti Memduh’a. Asla!

   Annesinin onu doğururken öldüğünü ilk kez o gün sesli söylemişti. Sanki ağzından çıkan başkasının sesiydi. Memduh film çekimleri bitince grupla toplanıp gitmişti. Eleni çekilen filmin ödül aldığını, Memduh’un ilk yönetmenlik denemesinin oldukça başarılı olduğunu gazetelerden okumuştu. Aradan yıllar geçtiğinde dahi “Öldüğümde seni kime emanet edeceğim?” diyen babasına, “ben seni bırakıp Memduh ile gidemedim baba!” diyemedi. Babasını toprağa yeni emanet ettiği günlere çok yakın bir tarihti. Yine gazetede okumuştu. “Ödüllü yönetmen Memduh Bey en son filminde başrol oynayan ünlü aktrisle Fransız Bahçesinde yapılan törenle dünya evine girdi.”  İnsanın dışında değilse de içinde yıllar yılı kanayan yaraları olur. Ömür boyu kanayan yaraları… Oturduğu yatağın kenarında sendeledi, ağır geldi birden geçmişten bu kadar hikâye anımsamak. Fotoğraftaki kişinin kim olduğunu unutmaktan korkarak tekrar tekrar öpüp mavi şifonyerine koydu. Yıllardır Âşıklar Tepesi’ne çıkıp kahve içmemişti. Yatağına uzanırken gülümsedi, yarın eğer unutmazsa, aklı ona oyun oynamazsa adadaki komşulardan biriyle Âşıklar Tepesi’ne yürüyüp kahve içecekti. Hem doktoru son gittiğinde “Çok aşama kaydettin, hafızanı canlı tut!” demişti. İlaçlarımı düzenli almalıyım, diye fısıldadı kendine. Belki de tuval ve boyalarımı çıkarmalıyım ya da yenilerini sipariş etmeliyim, diye düşündü. Çok uzun zamandır resim yapmamıştı, kurumuş olmalıydı boyalar. Yenilerini sipariş etmek en iyisi, diye yineledi. Renklere sarılmanın iyi geleceğini biliyordu. Tekrar çekmeceye uzandı, fotoğrafı aldı, Memduh’u göğsüne bastırdı, mor pikesini çekti üzerine. “Aşk çok kişilikti, sevda tek kişilik…”

2 Yorum Tek Kişilik/ Şehri Çabuk

  1. Şehri hanım Sizi Tebrik Ederim Öykü Çok Duygulu ve Etkileyici Bir Anlatım Olmuş Öykünüzün Kahramanlarını Nasıl Yarattınız? Kendi yaşadıklarınızı Başka Bir isimlemi Anlattınız ? Tekrar Sizi Tebrik Ediyorum Saygılar Sevgiler 🙏

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.