Tecavüz / Türkan Gültekin

Burada çiçekler açmıyor 
Kuşlar süzülüp uçmuyor 
Yıldızlar ışık saçmıyor 
Geçmiyor günler geçmiyor

Sabahattin Ali/Geçmiyor Günler

Bir yıl daha geçti demir parmaklıklar arasında. Kim bilir kaç yılım daha geçecek?… Bu  kör olası taş duvarlar arasında, parmaklıklarla çevrili pencerelerinden kara bir noktaya bakarak bağıra çağıra umutsuzluklarıma üzülerek geçirdim on bir yılımı. Hapishanede geceleri hüzünlü geçer okunarak gelen her mektup biraz isyan, biraz direniş, biraz da adalet istemi getirir avuçlarıma. İlk girdiğimde, kocaman bir kapı açıldı ve beni kameralı bir odaya sokup  iç  çamaşırlarımla bırakıp, defalarca her bir eşyama kadar aradılar. Neden baktıklarını sorduğumda uyuşturucu, keskin alet, tabanca  dediler. Aslında onlar da biliyorlar sizin üstünüzde hiçbir  şey olmadığını. Sonra içeri alınırken bu sefer x-ray cihazının orada yine didik didik aradılar. Hücrenin kapısına geldiğimde yine aradılar. Bir an önce bitsin bu aramalar gireyim içeri  kurtulayım bu aramalardan, dokunmalardan diye dua ettim. Selam vererek koğuşa girdim. Selam şeklinize göre sizi tanıyorlar. Tam iki hafta yerde yatmaktan bitap düştüm. Her gelenin de benim gibi yerde yattığını gördüm. Kim  ne ve ne makamda olduğunun burada asla önemi yok. Sabah altıda  ve gece on ikide yatmadan önce sayılıyoruz, gün içinde ihtiyaca göre bu sayımlar cezaevi yönetimine göre değişiyor. Kapıaltı-malta  gibi ilginç tabirleri, gardiyanların dış dünya ile tek bağlantı olduğunu, onlarla iş birliği yaptığında adının güvercine çıktığını burada öğrendim.

Tehlikeli akıntılara karşı alınacak önlemler vardır. Yaklaşan felakete karşı bentler, duvarlar kurulabilir, delikler boşluklar tıkanabilir. Oysa ben savunmasız yakalandım. Sekiz yaşında önce taciz sonra da tecavüze uğrayınca, hayatım karardı. Kendimi kirlenmiş ve suçlu hissettim. Durumumu kimseye anlatamadım ve sekiz yaşında önce gastrit sonra ülser oldum. Doktorlar, ailem ve hatta öğretmenim bile bu duruma bir türlü anlam veremedi. Okulda derslerdeki sessizliğim iyice arttı. Bu durumu zaten sessiz içine kapanık bir çocuktu diyerek önemsemediler. Babam eniştem olacak sapığı öldürüp hapse düşmesin diye sustum ama babamın yüzüne nasıl bakacağımı bilemedim. Yaşanan olayın küçücük bedenimde etkisinden, hapşırırken bile altıma kaçırdım ama kimseye bir şey diyemedim. Durumum anlaşılacak diye hep korktum korktum… Annemin hiçbir şey anlamamasına hem sevindim hem de nasıl bir annesin, nasıl anlamazsın diye için için kızdım. Yıllar sonra haykırarak gerçeği itiraf ettiğimde donmuş, şaşkın yüzüme baktığında keşke söylemeseydim dedim. Hep en olmadık insanları seçip ve bir türlü ilişkilerde dikiş tutturamadım. Tecavüzcülere uygulanan indirimi duyunca bir kere daha deli olup, bir kere daha bunalıma girdim, ve bir kere daha ilaçlara sarıldım. Beni sekiz yaşında öldürenin nasıl olup da Allah tarafından çarpılmadığını düşünüp, inancımı kaybettim. Seneler önce ölmüş bir zavallı olarak okudum ve yazdım. Ağlayamadan, bir el boğazımı her gece sıktı ve beni boğarken ölmeyi istedim. Kurtulamaz bir şekilde harcandı çocukluğum ve gençliğim. On yedi yaşıma geldiğimde bana tekrar tecavüz etmek istediğinde elime geçen makasla ben saldırdım ona, ne kadar vurdum, savurdum hatırlamıyorum, sanki hafızam gitmişti. Ben ben değildim o anda içime çocukluğumda beni hep kurtaracağına inandığım, çocukluğumun süpermeni girip  kurtarmıştı. Kendime geldiğimde her yer, üstüm başım kan içindeydi ve ben bu kan kokusundan kusuyordum. O andan itibaren yaşamım avuçlarımdan kaydı ve gitti. Babamı kalp krizinden kaybettim. Annem ise bizi terk etti. Babaannem bize sahip çıktı. Onu da içeriğe  girdikten beş yıl sonra kaybettim. Tek arayanım, soranım ve beni terk etmeyen kardeşim. En büyük korkularımdan biri de ona bir şey olması ve onu kaybetmek.

“Acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimiz de” diyor radyoda Ahmet ağabey. Radyo da Ahmet ağabey de unutmuş dört duvar arasında olanları… Dışarıda günler kolay geçer ama içeride huzursuzum, gerginim. Koynumda kuşkular, depremler… Susuyor susuyorum. Duvarsız ve sınırsız yerlere kaçmayı düşlüyorum. Korkunun, yılgının, acımasızlığın olmadığı bir yer var mı? İntihar taslakları, sabırla tüketilen acılar bir görünüp bir gidiyor. Adsız sansız düşünmeler terk etmiyor beni. İç karartıcılar beynimde dans ediyorlar ve ben hala direniyorum.

Hapishaneye ilk girişte onursuzca, çırılçıplak soyarak arama yapan gardiyanlara nasıl direndim? Lağım gibi kokan süngerli odaya girip, geceleri nasıl uykuya daldım? Benden küçük yeni gelen tutuklu çocuğa sarkıntılık yapan soysuza saldırdığım için tecrit cezası alıp da, iki avuç boyundaki farelerle arkadaş olmayı nasıl başarabildim? Fareler üstüme gelmesin diye, gözlerim açık bir şekilde o karanlık odada fare seslerini takip ederek nasıl  gecelerimi sabah edebildim? Mahkemeye ya da hastaneye hapishaneye derken o kutu gibi, havasız, minicik camı olan, aynı zamanda kilit üstüne kilit vurulan ring arabasında, ellerim arkadan kelepçeli ve aracın son sürat gitmesiyle kafamın sağa sola çarpmasına karşılık, araçtan inerken şoföre ağız dolusu küfrü basmamak için kendimi nasıl tutabildim? Mahkemede hiç tanımadığım, yüzünü ilk defa gördüğüm, adının da hâkim olduğunu öğrendiğim bir adamın, benim özgürlüğümü, geleceğimi, ailemi çalmasına gözlerim yaşlı nasıl bakabildim? “Bilmem ne sayılı kanunun, bilmem ne kaçıncı fıkrası gereğince, tecavüzcüsünü,  öldüren ….. ‘a on iki yıl hapis  veriyorum” demesine karşılık ne diyebilirdim? Gerçekten de içimden geçen “Hop dedik hâkim bey, sen kimsin ki benim geleceğimin içine bu kadar kestirmeden, düşüncesiz bir şekilde birkaç fıkrayla karşıma geçip hayatımı bitiriyorsun karşımdaki sapığın hiç mi suçu yok?”diye sorabilir miydim sahiden. Bunları gerçekten de yapabilir miydim?

 Yapamadım…

Çocukluğumdan beri hiçbir şey çalmadım, kimsenin mutsuzluğuna sevinip, mutluluğuna üzülmedim, bile bile  isteyerek kimseye zarar vermedim, hiçbir canlıya eziyet etmedim. Bunlara mukabil başıma gelenler… Şairin dediği gibi;

“Küçüktüm ufacıktım

Top oynadım acıktım…”

dediğimiz yıllarda kötülükten de kötülerden de korunamadım.

Rüyalarımda hiç görmediğim yerlerde umarsızca dolaşıyorum. Köşe bucak kaybettiklerimi sevdiklerimi arıyorum, bir mutluluk bulmaya çalışırken acının izleri kucaklıyor beni. Bu kadar umutsuz olmayabilirdim, bunları yaşamasaydım, yaşatmasalardı elimden almasalardı çocukluğumu ve gençliğimi. Çirkinlikleri yaşamayı ben mi istedim? Bazen birden başını dik tut, ezilme zulmün elinde, diren kötüye, namerde diyorum… Belki yazması, söylemesinden kolay geliyor ama bunu yapmam gerektiğini biliyorum. Yapabileceğim tek şey kaldı, acılarımı bu tortuları zarifçe sıyırıp atmak.

Mutluluk konusunda pek hırslı olmasam da sil baştan başlamak, başlayabilmek…

Bahar geldi, göremiyorum, ağaçlar çiçeklerini yavaş yavaş açmaya başladı. Güneş denizin üstüne iniyor. Akşamın o engin maviliği içindeyim. Çevreye yayılan kızıllık her şeyi güzelleştiriyor. Bir kuş sürüsü halkalarla uzaklaşıyor gökyüzünde. Begonyalar coştu, sardunyalar,  hele o sardunyalar yok mu… adeta dans ederek mutluluklarını haykırıyorlar rengarenk. Güller, çiçeklerin en güzeli ve bütün asaletiyle evimin bahçesinde… Bitki öbekleri ışığın parıltısı içinde dalgalanıyorlar. İkindi akşama uzanıyor.

Dar bir yol kıvrım kıvrım denize inerken acaba bir kadın beni şefkatle kollarını açarak bekler mi?

12 Yorum Tecavüz / Türkan Gültekin

  1. Yine çok sade, betimlemeler harika,akıcı,merak uyandıran, bitmesin diye okuduğum, deneyimli,usta bir elden çıktığı ilk paragrafta anlaşılan edebi bir eser. Emeğinize,yüreğimizde sağlık.Toplumumuzun, insanlığın kanayan yarasına dikkat çekmeniz çok yerinde.Yasaların tam anlamıyla koruyamadığı tüm tecavüz mağdurlarının sesi olduğunuz için ayrıca tebrikler.

  2. Canım, yazılarını hep okuyorum. Ellerine, yüreğine sağlık, kendini ifade edemeyecek durumda olanların duygularına çok güzl değinmişsin.Yazılarının devamını dilerim.

  3. Etkili, sağlam,okuyani sarsan,bir o kadar da hiddetlendiren bir anlatı. Yaşanan gerçeklik karşısında sözcükler yetmese de acıları anlatmaya, susmamak ve buldugumuz her araçla karşı durmak gerek bedensel ve ruhsal bütünlüğümüzü parçalayan herkese ve her şeye. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.