garip
garip
garip

Tatar Çölü/ Gönül Malat

reklam
01 Eylül 2019 0

Tatar Çölü, “Barbarları Beklerken” adlı Constantino KAVAFİS şiirinden esinlenerek,  İtalyan edebiyatçı Dino BUZZATİ tarafından yazılan, bir beklentiler romanı. Şiir epey uzun ama birkaç dize alırsak, “Ünlü konuşmacılarımız nerde peki, / neden her zamanki gibi söylev çekmiyorlar? /Çünkü barbarlar geliyormuş bugün, / neden herkes dalgın dönüyor evine? / Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi. / ve sınır boyundan dönen habercilere göre, /barbarlar diye kimseler yokmuş artık. / Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?” göründüğü üzere dizelere şöyle göz atmak bile, Tatar Çölü’nün satırları arasında gezdiriyor sanki okuyucuyu.

Şiirden esinlenme romanın anlatım diline de yansıyarak, bizleri adeta metafor yağmurunda sırılsıklam ediyor. Çok hoş bir imgeleme doğru kanatlandırıp uçuruyor okuyucusunu. Metafor içinde metafor ve metaforların hizmet ettiği büyük alegori okuma hazzınızı zirvelere ulaştırıyor. Nakış gibi işlenmiş büyük bir bulmacanın içine dalıveriyorsunuz.Tatar Çölü’nü okurken, göğsünüzün üzerinde devasa bir çuvalın ağırlığı nedeniyle zorla nefes almaya çalışırken, aynı zamanda, nefes alabildiği içinçok şanslı olduğunu düşünen biri gibi hissediyorsunuz.

Karanlığın Sol Eli isimli kurmacasının ön sözünde, Ursula K. Le GUİN “Bütün edebiyatmetafordur,” der. Bu söz, göz önüne alınarak kitabı incelediğinizde, Dino BUZZATİ’nin ustalığı, basamakları üçer beşer çıkarak en üst katlara yerleşiveriyor. Büyülü gerçeklik tarzında yazılan romanda, mecazların güzelliği bizleri bir yandan hayal dünyasında dolaştırırken, diğer yandan da boğazımıza sıkı bir düğüm atıyor.Varoluşumuzu sorgulatıyor. Nefessiz bırakıyor. Yutkunuyorsunuz sanki geçecek gibi, ama bir türlü geçmiyor. Kitabın kapağını kapattıktan günler sonra bile!    

Kanımca romanın metaforik çatılması şöyle;

Bastiani Kalesi’ne giden dik ve dar yamaçlı yol: Yaşamın başlangıcı olan doğumu,

Yüzbaşı Ortiz: Karşı yamaçta başka bir yoldan kaleye giden ve uzaklardan yüzbaşı olduğu hayal meyal seçilen kişi. Aynı zamanda Teğmen Drogo’ nun, Bastiani Kalesi’ne giderken, kalenin yolunu sorduğu ve doğru yolu gösteren hatta öğreten kişi. Buradan Yüzbaşı Ortiz’ in yol gösterici (kutsal oğul) İsa olarak metaforize edildiğini söylemek doğru olacaktır. Ortiz’in emekliliğinden sonra Drogo’  nun, hemenhastalanıp ölüme gidişiyle de pekiştiriliyor kurgu.  

Bastiani Kalesi: Hayat. Bir ömür metaforu. Hep daha güzel günlerin geleceği beklentisiyle dolu yaşamı temsil ediyor. Yazarın Bastiani ismini özellikle seçtiği çok belirgin doğrusu. Askeri dille ilişkilendirip Türkçeye çevirirsek, Bastion kelimesinin tabya demek, yani askerlerin savunmaya dönük yaşam mekanı olduğunu vurgulamakta gerekli kanımca.  

Hiçbirimiz kendi isteğimizle hayata gelmiyoruz bildiğiniz gibi. Gelmiş bulunuyoruz. Drogo’da kendi isteği dışında Bastiani Kalesine (hayata) geliyor. Kalede göreve başlıyor ama asıl niyeti çabucak kaleden tayin olmak. Bununla birlikte, kısa tatil dönemi için annesinin evine gittiğinde, kendisi gibi annesinin de değiştiğini görerek tayin olanağı olmasına rağmen, tayinini istemeyip Bastiani Kalesi’ne geri dönüyor. Kale o kadar yaşamı temsil ediyor ki, orada göreve başlayanların hepsi orada kalıyor. “Kaleye tayin olanlar, emekli oluncaya kadar kalede çalışır,” sözü, tüm askerler arasında mütemadiyen söyleniyor. Bastiani Kalesi beklentilerle dolu kısır bir yaşamı ustalıkla metaforize ediyor. Bu nedenle Teğmen Drogo’ ya çok kızıyorsunuz. İçinizden “Sana acımayacağım Drogo, kendi hayatını değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorsun,” diyorsunuz. Okuyucu böyle içten içe konuşurken,yazar bir başka metaforla (Askerlik metaforuyla) okuyucusunun yüzüne, Drogo’ nun çaresizliğinin nedenini çarpıveriyor.  Hayatımızı, hak ettiği değeri vererek yaşayıp yaşayamadığımızı sorgulatıyor. Drogo sonunda kaleden ayrılırken, “Elveda Bastiani kalesi (elveda yaşam),” diyor.

Askerlik: Günlük rutinimizle, alışkanlıklarımızla bizlerin yaşamını yavanlaştıran kurallar olduğu anlaşılıyor, askerlik metaforunun.  Tüm yasalar,toplumun uyguladığı yazılı olmayan baskılar, hatta etik değerlerden ve kutsal kitaplardan bahsediyor mecaz. Bunlarla hayatımızı cehenneme çevirdiğimizden söz ediyor! Kendi kendimize oluşturduğumuz bu kurallarla, bir türlü kurtulamadığımız bir girdapta olduğumuzu ve alışkanlıklarımıza hapsoluşumuzu anlatıyor. Lazzari’ nin parolayı bilmediği için vurulup öldürülmesi, kurguyu bu anlamda çok güçlendiriyor. Yine Angustina’ nın üzerine paltosunu giymediği için soğuktan donarak ölümü ve kahraman ilan edilmesi kurguyu ironik bir şekilde bu metaforla yerine oturtuyor.

Bastiani Kalesinin Surları: Sürekli nöbet değişikliği nedeniyle ölümü temsil ediyor. Surların öte tarafı Tatar Çölü, yine mecaz çok güzel bir şekilde pekiştiriliyor burada.

Sarnıçtaki su damlama sesi: Zaman metaforu. Damlayan suyun sesi, saat tik takları gibi zamanı anlatıyor. Damlaların sarnıçtaki derinden gelen yankılı sesi Drogo’yu çok rahatsız ediyor. Çünkü, beklentilerini gerçekleştiremeden zamanın hızla eridiğini anlıyor.

Düşman ya da Kuzeyden Gelenler: Hayatta başarmak isteyip de başaramadığımız hayalleri, umutları, amaçları ve geleceğimize dair beklentilerimizin metaforu! Çünkü bu hayallerimizi, arzularımızı ve beklentilerimizi gerçekleştiremezsek eğer, bizim tam bir düşmanımız oluverirler. Metafor kendimizle yüzleştirme için öyle güzel kurgulanmış ki, yazar çokça övgüyü hak ediyor burada.

Teğmen Drogo: Yaşanmamışlığı, ıssızlığı, beklentilerle dolu varoluşu ve yüzyıllık yalnızlığı metaforize ediyor.  “Büyü bozulmuş gibiydi. Son zamanlarda burgaç giderek daha yoğunlaşmış, sonra aniden ortada hiç bir şey kalmamıştı, dünya yatay bir kıpırtısızlık içinde duruyor, saatler boşu boşuna çalışıyordu. Drogo yolun sonuna gelmişti; işte artık, gri ve tekdüze bir denizin bomboş sahiline varmıştı ve çevrede ezelden beri ne bir ev, ne bir insan, ne bir (dikili) ağaçvardı.” Bu satırlarda, Drogo’ nun her şeyi anlayarak, kalabalığın içinde yapayalnız geçip giden hayatını, acı içinde gözden geçirmesine tanıklık ediyoruz.  Kitaptan alınan şu üç cümle neredeyse kitabın özeti gibi! “İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz. Zamanın geçtiğini günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.”    “Halbuki birisi ona –  yaşadığın sürece bu hep böyle olacak, sununa kadar hep aynı şey- demiş olsaydı o da kendine gelirdi, – muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki insan: artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş diyebilmeli”

Tatar Çölünde yol yapımı: Bir görülüp bir kaybolması nedeniyle kaybettiğimiz yakınlarımızın, onları yitirdikten sonra zihnimize düşen anılarını metaforize ediyor kanımca.

Tatar Çölü: Gidenin dönmediği, gelenin olmadığı, puslu ve görünmez, meçhul bir olayı yani ölümden sonrayı (öbür tarafı) anlatıyor. “Ama ordunun ilerlediği falan yoktu. Tatar Çölü’nde tek kalan, bu yüzyıllık yalnızlık içinde insan düzenini simgeleyen tek şey olan o yolun inceşeridiydi” (Yine büyülü gerçeklik tarzında yazılmış Gabriel Garcia MARQUEZ romanı “Yüzyıllık yalnızlık’ ı”“Tatar Çölü’ ün” den esinlenerek yazdığı bilgisini de eklemeliyiz buraya).

BUZZATİ, durgun suya atılan küçük bir taşın su üzerinde oluşturduğu halkalar gibi kurguyu içiçe örmüş. Su halkalarının her biri ayrı ayrı metaforlar. Bu metaforlarla öyle güzel ve yumuşacık bir üslupla anlatılıyor ki vermek istediğini, okuyucusunu acı dolu, büyülü bir yolculuğa çıkarıyor. Buruk, sızılı ama berrak bir zihin okuyucuyu kitabın sonunda kucaklayıveriyor. BUZZATİ kısaca, Biz insanlar ölümlüyüz, vakit geç olmadan yaşamın tadını çıkarmalıyız diyor.  Kitabıyla bunu bize şöyle anlatıyor “Tatar Çölü, yaşarken ölü olanlar ile ölüyken yaşayanların romanı.”

Gönül Malat
Gönül Malat Diğer Yazıları
Bursa Tabip Odası süreli yayını Hekimce Bakış’ın 2007 yılından beri yayın kurulunda yer aldım. Hala kurulda çalışmalarıma devam ediyorum. Yayımlanmış öykü, şiir ve denemelerim var. Şu an da “Yangın yeri mimozaları” isimli, kadın savaş muhabirlerini anlattığım bir yazı dizisi hazırlıyorum.
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

YAZARLAR
Hüseyin Opruklu
Bilgi yok.