TANIKLAR / Muzaffer Candaner

Geçtiğimiz Sonbaharda oralardaydım…

Akşam üzeriydi… Daha öncesinden bildiğim tanıdığım Mudanya iskelesini gören kıyıdaki Meral ablanın yerine gittim.

Henüz erken olduğundan, mekânda benden başka kimse yoktu… Maviliklere kadeh kaldırıp yemeğimi yerken o girdi içeri: Kırklarında, kısa saçlı, uzun boylu, atletik yapılı bir adam.

Aksayan sağ ayağına elindeki baston yardımcı oluyordu. Beni başıyla selamladı… Yavaş adımlarla sonuncu masaya yöneldi… Omuzuna atmış olduğu ince paltoyu çıkarmadan oraya oturdu.

Garsonlar masaya hiç sormadan birkaç soğuk meze ve içkisini, sonra da içi yiyecek dolu büyücek bir tabak sundular…

Adam, sakin tavırlarla içkisini yudumlarken o tabaktakileri fasılalarla martılara atmaya başladı…

Meral abla o masaya hoş geldine gitti. Birkaç dakika oturup ayrıldı…

Ben de kendimi merakla martıları izlerken buldum.

O kadar dalmışım ki Meral ablanın yanıbaşıma geldiğini fark etmedim:

“Bu meret tek başına içilmez… Siz yalnız, o yalnız, böyle olmaz… Sizi tanıştırayım!” diyordu.

Olurdu olmazdı derken Meral ablanın mekik diplomasisi ve “O martılarını bırakamaz!” izahatı neticesi benim o masaya taşınmam gerekti. Böylece Mert Yılmaz Bey ile tanıştık.

Önce havadan sudan, oralardan buralardan konuştuk. Sonra ben biraz kendimden bahsettim. Mert Bey’den bir tanıtım gelmedi. Sohbet devam ederken alnında ter taneleri biriktiğini gördüm. Dayanamadım:

“Terliyorsunuz. Paltonuzu çıkartın da biraz kendinizden bahsedin.” dedim.

“Haklısınız, anlatmalıyım.” cevabıyla omuzlarını arkaya doğru silkeleyerek ince paltosunun sandalyenin arkalığına düşmesini sağladı… O an ŞOK yaşadım. Çünkü ceketinin bir kolu boştu… Yani sol kolu yoktu.

O anlattı. Ben hiç sözünü kesmeden dikkatle ve sessizce dinledim…

“Ben emekli binbaşıyım” Bir an duraksadı… Gözleri daldı… Gerilere gitti… Sonra devam etti:

“Diyarbakır’da görev yapıyordum. Bir sabah öğretmen eşimle evden çıktık. Onu okuluna bırakacak, ben de karargâha gidecektim. Gidemedik… Arabayı çalıştırdığım an bomba patladı.

Ben Gazi oldum…. Ve daha acısı… Sevgili eşimi kaybettim.”

Sustu… Daldı… Sanki oralardaydı, o anları yaşıyordu… Martıların çığlıkları onu tekrar masaya getirdi… Onlara yem attı.  Saçma olabileceğine aldırmadan:

“Ya martılar?”  diye sordum.  “Onu da anlatayım.” dedi:

“Biz eşimle burada tanıştık. Ona bu masada evlenme teklif ettim. Hayatımın en mutlu günündeki o ana bu martılar tanıklık etti… Onları yemlerken;  “Sevgiyi besliyormuşum”  gibi hissediyorum.

Şu kısacık öyküsüyle bir İNSAN tanıdım. İyi ki de tanıdım. Dostum, Binbaşı Mert Yılmaz’la işte sizin oralarda tanıştım…

2 Yorum TANIKLAR / Muzaffer Candaner

  1. Bir insanla tanışmak bir dünyayla tanışmaktır. Hikayesi olan insanlarla tanışma hikayeleriniz çok güzel.Kaleminize sağlık..

    • Beğeninize memnun oldum. Teşekkür ederim Hatice Hanım.
      Gelecek ay sizden de zevkle okuyacağımız bir öykü bekliyoruz.
      Selamlarımla…

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*