Tablo / Merve Günyeli

O müzenin kapısından içeri girdiğinde büyülenmişti. İçerisi o kadar güzel görünüyordu ki oracıkta donup kaldı. Yanındaki arkadaşları onu dürtmese bir heykel gibi duracaktı orada. Kendine geldi. Eserleri incelemeye devam ettiler. Her tabloyu büyük bir merak ve heyecanla inceliyordu. Onlarda bir şey arıyor da ona ulaşmak istiyor gibi bir hali vardı. Salonun köşesindeki tablonun önünde uzun uzun durdu. Geri çekilip uzaktan, yaklaşıp yakından baktı. Tablo kadar çerçevesi de çok ilgisini çekmişti Alara’nın. Saatlerce ona bakabilirdi, o kadar güzeldi ki insanı alıp başka yerlere götürüyordu.

Ayrılamıyordu tablonun önünden. Arkadaşlarını unutmuş, tabloyla bütünleşmişti. Kapanış anonsuyla kendine geldiğinde arkadaşlarının da kendisini aynı dikkatle izlediklerini gördü. Alara ayrılmak istemese de arkadaşları onu zorla çıkardılar müzeden. Onların meraklı sorularına cevap vermiyor, sadece susuyordu.

Ertesi gün tekrar gelmeyi planlayabilirdi ama yetkililerin “Tadilat yapılacak, bir ay kapalıyız.” sözü buna engel oluyor, canı sıkılıyordu. Yemek yerken, çay içerken, bir kitabın sayfalarını çevirirken hep o tabloyu düşünüyordu.

Alara yemeğini yiyip yatağına yattı, fakat uyuyamıyordu. Yatağın içinde döndü durdu, koyun saydı uyuyabilmek için. Anneannesi öyle demişti uyuyamadığını söylediği bir gecenin sabahında. Hiç kıpırdamadan yatarsam uyurum dese de kıpırdamadan, sağa sola dönmeden duramıyordu.

Kalktı, çalışma masasına oturdu, önüne bir kâğıt çekip bugün müzede gördüğü tabloyu çizmeye başladı. Saatlerce çizdi, sildi. Sabahın ilk ışıkları açık kalan pencereden içeriye sızmaya başlarken masanın başında uykuya daldı.

Uyandığında her yeri tutulmuştu. Kafasını kaldırdığında çizdiği resmi gördü. Kâğıdı eline alıp inceledi. Fena olmamıştı. O güne kadar kuş, balık, çiçek dışında bir şey çizmemişti. “Devam etsem geliştirebilirim.” diye düşündü. Masadan kalkıp elini yüzünü yıkadı, kahvaltısını yaptı. Müzeye gitse bir hafta kapalıydı, ne yapsa kendine iyi gelirdi. En iyisi bilgisayarı açıp bir araştırma yapmak diye düşündü. Annesi de yoktu evde, geç saatlerde geliyordu işten. Ressamları ve resim tekniklerini araştırmaya başladı. Araştırdıkça merakı arttı. Günün nasıl geçtiğini anlayamadı. Akşam yine bir tablo çizmeye karar verdi. Bu sefer annesini çizecekti. Onun vesikalık bir fotoğrafının büyütülmüş hali vardı duvarda. Onu indirip çizmeye başladı. Böylece bir haftanın nasıl geçtiğini anlayamadı.

Bir hafta sonra müzenin kapısındaydı, beklemeden içeri girdi. O tabloyu aramaya başladı, tablo yerinde yoktu. “Acaba başına bir şey mi geldi?” diye düşündü. Kalbi hızlı hızlı atmaya, elleri titremeye başladı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Bir tablo için bu kadar üzülebileceğini düşünmemişti şimdiye kadar. Görevliye tablonun nerede olduğunu sordu. Görevli hangi tablodan bahsettiğini anlamayınca kendi çizdiği o resmi çıkardı ve gösterdi. Görevli:

-O tablomuzun yeri değişti, buyurun sizi oraya götüreyim, dedi.

Alara, içinin rahatladığını hissetti. Tablonun yanına geldiler. Alara müze kapanıncaya kadar tabloyu seyretti. Tabloda, vefat etmiş babasını görüyordu. Babası da ressamdı ve çizgiler babasının çizgilerine çok benziyordu. Resmin üstünde imza yoktu. Alara cesaret edip soramıyordu. Canı çok acıyor, tablonun karşısında ağlıyordu. Bu durum müze çalışanlarının dikkatini çekmişti ve müze yetkilisine durumu söylediler. Yetkili Alara’nın yanına geldiğinde o hala ağlamaya devam ediyordu.

-Neden ağlıyorsun kızım, dedi adam. Alara cevap veremedi. Adam elini uzattı :

-Benim adım John.

Alara John’un müze yetkilisi olduğunu anlamıştı, o da elini uzattı.

-Benim adım da Alara efendim.

-Neden ağlıyorsun güzel kızım?

Alara Babasının ressam olduğunu, bu tablodaki çizgileri babasının çizgilerine benzettiğini, altında imza olmadığı için de emin olamadığını, babasını çok özlediğini, bu tabloya bakarken onunla konuşuyormuş gibi hissettiğini anlattı.

Yetkili:

-Bu tablo Özdemir Altan’a ait kızım, babanızın adı neydi?

Yanılmamıştı Alara, bu çizgilerin babasına ait olduğunu ilk gördüğünde anlamıştı. Tabloya iyice yaklaştı, onu uzun uzun inceledi, tablonun karşısında ağladı. Sonra oradan koşarak uzaklaştı ve aralıksız her gün müzeye gitmeye devam etti. Saatlerce tablonun karşısında bekliyordu. Artık orada herkes Alara’yı tanıyordu. Bu yüzden kimse garip garip bakmıyordu.

Beden olarak kaybettiği babasını çizgileriyle yaşamak ve yaşatmak iyi geliyordu Alara’ya. Artık o da durmadan resim yapıyor, ressam Alara Altan olarak babasının tablolarının yanında yer almak istiyordu.

 

Fotoğraf: https://www.kisa.link/LbJD

1 Yorum Tablo / Merve Günyeli

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.